Yalnızlığı Seven İnsanlar Üzerine Bir Fikir

Yalnızken mutlu olan insanlara dikkat edin. Onlar iyi insanlardır. Kendi kendine kaldığında vicdanı rahat olanlardır. Kendi kendine iyi gelen ve daha da önemli yetebilen… İlgi düşkünü değillerdir, başkalarının ilgisine muhtaç da… İstediklerini yaptırmak için kimsenin ayağının altını öpmezler, şekilden şekle girmezler. Omurgalıdırlar yani, hem de semsert ve dimdik. Dürüsttürler, çünkü kendilerinden hiçbir şey saklayamayacaklarını en iyi onlar bilir. Kafalarını kuma gönüp sorumluluklarından kaçmazlar, kaçtıklarının daha … Okumaya devam et Yalnızlığı Seven İnsanlar Üzerine Bir Fikir

Sadece Onu Sevenlere “Gizli Kalmış” : Pinhâni Hakkında Konuşalım

Nisan yazımda biraz Pinhâni hakkında konuşlaım istiyorum. Çok mutluyken de, üzgünken de hep onları dinlediğimi fark ettiğim şu günlerde, Türk alternatif Rock müzik dünyasının sarsılmaz gruplarından birisine, Pinhâni’ye yakından bakalım, onları yakından tanıyalım. Eski şarkılarını bugün bile yıllar geçmesine rağmen ansızın bir sabah dilime dolanmış buluyorum kendimi. İşte ben buna “Pinhâni etkisi” diyorum.  Yıllardır dinlemekten vazgeçemediğimiz, yerini hiçbir müzik grubu ile dolduramadığımız bir grup Pinhâni … Okumaya devam et Sadece Onu Sevenlere “Gizli Kalmış” : Pinhâni Hakkında Konuşalım

“Hadi Burak akşam oldu, eve gel”

Belki de o sütunların arasında top, saklambaç oynarken nereden bilebilirdim günün birinde Apollon Tapınağı ile ilgili bir yazı yazacağımı. Ege’nin deniz kenarı, sakin bir kasabasında büyümenin böylesine avantajlar sunabileceğini nasıl bilebilirdim ki? Evet, çocukken içinde oyunlar oynadığım, koşturup oynarken annemin “Hadi Burak akşam oldu, eve gel” seslerini duyduğum yere gidiyoruz bu yazımda. Didim’deki Apollon Tapınağı. Miletos’u anlattıktan hemen sonra, oraya çok yakın hatta bir kutsal … Okumaya devam et “Hadi Burak akşam oldu, eve gel”

Maviye Teşekkür

Biraz renklerden bahsedelim, haydi. Önceliği maviye verelim ve mavinin tonuna karar kılalım başlamadan. Göğün mavisini seçelim, lütfen. Hani o emektar mavi, çalıştığım odanın penceresinden bana gülümseyen, yaşadığımı ve umudu hatırlatmak üzere orada olan. Kavuşmak üzere yollara düştüğümde, rayların üzerinde, güneşin altında ipekten bir fon perde gibi serili olan mavi. Köpük gibi beyaz kayaların üzerinde hiç derdimiz yok gibi gülüşürken arkadaşımla, yürürken çıplak ayak, sanki yolun … Okumaya devam et Maviye Teşekkür

Çiçeklerin ve Füsun’un Şair Annesi: Didem Madak

Daha önce de bir yazıma Didem Madak dizeleri ile başlayıp, yine onun dizeleriyle bitirmiştim. (Bkz. https://dilemmadergi.com/2020/08/01/golgesine-razi-bir-feslegen-olmak/) Adını sürekli anamasam da dizelerini her zaman alıntılamasam da satırlarıma her zaman etki ettiğini biliyorum. Bu sebeple Didem Madakla ilgili yazmak istiyorum bu sefer. En sevdiklerimden, en sevdiklerimizden ve hep seveceklerimizden… Çiçek kokulu dizeleriyle, baştan sona her satırını sevdiğim bir kadın. Yazdığı tüm bu dizelere sadece şiir nazarında bakmak … Okumaya devam et Çiçeklerin ve Füsun’un Şair Annesi: Didem Madak

Gri Sabahlar

Gözümü açıyorum, sol elimi neredeyse reflekse dönmüş hareketlerle, yastık tarafından dağıtılmış kıvırcık saçlara sahip başa koyuyorum. “Uyanma zamanı…” Elimde, sadece birini gerçekten seven insanların anlayabileceği o tatlı sıcaklık kalıyor. Bu sıcaklık güzel. Yattığım yerden güne bakıyorum, normal zamanda pencereden alabildiğine gökyüzü görünür fakat bugün elimdeki gökyüzü şöyle; şimdiye dek aldığım tüm tozlar göğe saçılmış ve her nedense yere süzülmüyorlar. Gri yani, ne ötesi var ne … Okumaya devam et Gri Sabahlar

Bahar, Ev ve Kedi

Bahar güzel… Bahar neden güzel? Benim için, mesaiden koşar adım çıktığımda, akşamın taşıdığı “gün bitiverdi huzursuzluğu” içimi sarmıyor diye her halde.  Zaten yokuşu inip Eskişehir Yolu’nu da atladım mı Emek’teyim. Sonrası kolay, Dördüncü Cadde’den hangi sokağa girsem karşıma ağaçlar çıkar. Ağaçlar ve ağaçların gür yeşil saçları…  Marketten sonra sola doğru kıvrılıyorum, evet bahsi geçen ağaçlar buradalar, okulları geçiyorum, mahallenin köpeklerini de, yurdu da… Emek’in yaşlı … Okumaya devam et Bahar, Ev ve Kedi

Podcast İncelemeleri 2 – Altefdört Podcast

Bu yazıyı okuyan sayın takipçilerimiz bilmeli ki, Türkiye’de en çok Podcast dinleyen insanlardan biriyimdir muhtemelen. Yaklaşık 2016 yılından beri toplu taşımada, araç kullanırken, çalışırken, uyurken sürekli Podcast dinlerim. “Normal” insanların müzik dinlediği anlarda bana hep Podcast eşlik etmiştir. Bu yüzdendir ki sizlere de bir nebze olsun Podcast dinleme sevgisi aşılayabilmek bu satırların amacı. Altefdört Podcast ’den bahsedeceğim sizlere. Altefdört Podcast 26 farklı program ve aktif … Okumaya devam et Podcast İncelemeleri 2 – Altefdört Podcast

Ölümsüz Kitaplar Müzesi – Kütüphane

Arapça kütüb ve Farsça hane kelimelerinin birleşmesinden oluşan bir sözcüktür kütüphane. Kütüb kitaplar demekmiş, hâfz-ı kütüb kütüphane memuru, dâr-ül kütüb okuma salonu… Hane ise malum hala kullanılan bir kelime; ev. Türk Dil Kurumu’na göre kütüphane namı diğer kitaplık. Günümüzde kütüphane sadece kitaplar için değil her türlü sanat eserinden oluşan arşivleri ifade etmek için kullanılıyor. Ama tabi kütüphane adını taşıyan kurumların hemen hepsi basılı eserlerden oluşan … Okumaya devam et Ölümsüz Kitaplar Müzesi – Kütüphane

Çiçek Açan Badem Ağacı

Çiçekli ağaçlar, Van Gogh’a özeldi, uyanışı ve umudu temsil ediyorlardı. Onları estetik olarak severdi ve çiçekli ağaçları boyamaktan zevk alırdı. Bu tarzda resmettiği en ünlü eseri ise ‘Çiçek Açan Badem Ağacı’ diyebiliriz. Badem ağaçları, baharın ilk zamanlarında çiçek açarlar, yani baharın habercileridirler. Baharın gelişini ise; yeni bir hayata başlama ve yenilikler getirme olarak da anlamlandırılabiliriz. (Badem Ağacı Dalları-Vincent Van Gogh/1890) Bu resim, Vincent’ın yeni doğan … Okumaya devam et Çiçek Açan Badem Ağacı

Küçüğüm Farkındayım

Hepimizin çok iyi bildiği iki Sezen Aksu şarkısının isimlerini yan yana getirdim. Hayatım boyunca kafamda fonda hep çaldılar çünkü. Bazen aylarca birinin bir cümlesi öylece asılı durdu aklımda hatta. Üzerine düşündüm, ister istemez düşündüm. Neden bu şarkı, bu cümle, bu an? Bu ara nerede olduğumu sorarsanız hemen söyleyeyim: “Geçici oyuncak zaferler” cümlesindeyim. Ve şu an aklımdan o kadar çok şey geçiyor ki bunları nasıl anlatacağımı … Okumaya devam et Küçüğüm Farkındayım

Formula 1 2021 Sezonuna Merhaba

Formula 1, yüksek performans için güçlü liderlere, net amaçlara, takım çalışmasına, devamlı öğrenmeye, kazanma kültürüne ve heyecana ihtiyaç duyar. Ben Formula 1 bünyesinde çalışan biri değilim ama oldukça “Heyecanlıyım”. Çünkü 2021 Formula 1 sezonu başlıyor. Her sezon başı biz izleyiciler için oldukça heyecanlı, takımlar için oldukça gergin olur. Bizlerin derdi “Kim şampiyon olur?” iken, takımların derdi “Şu yeni tabanımızla aracın şasisi uyum sağlayacak mı?” gibi … Okumaya devam et Formula 1 2021 Sezonuna Merhaba

Kısa Bir Şey

Uzun yazılara vakit ayrılamadığını fark ettim. Hatta uzun uzun konuşulmak bile unutuldu. Kısa mesajlar girdi aramıza. Mektupların kıymeti varmış bence. İçindekini betimleyerek ve gerçekten ne hissettiğini hissederek yazmak sence de karşıdaki kişiye verdiğin değeri göstermez mi? Kısa tutacağım bu sefer çünkü içimdekini betimlemeyi uzun uzun yazmayı hatırlamaya çalışıyorum. Kısa bir şeylerle vakit geçirmeyi değil vaktimi uzun ve kıymetli şeylere yöneltmeye gidiyorum. Belki o yerlerde buluşuruz. Okumaya devam et Kısa Bir Şey

Pozitiflik Kavramının Anti Maddesi – Toksik Pozitiflik Üzerine Bir Yazı

Bu yazıda biraz iç dünyamıza yönelelim, yakıtımızı tazeleyelim istedim. Pozitif olmak için kendini zorlayan insanlar görüyorsun veya sürekli pozitif insanlar görüyorsun. Herkes gülüyor. Kimsenin suratı asık değil. Aynanın karşısına geçiyorsun, “Herkes yolunu bulmuş bir biz mi kaldık?” diyorsun. Duyuyorum, biliyorum… İşte bu yazı, bu tarz soruların için gönlüne su serpmek için yazıldı. Özetle tek cevap veriyor, sevgili okur. Sen sağlıklı bir bireysin. Aksine karşındaki insanlar, … Okumaya devam et Pozitiflik Kavramının Anti Maddesi – Toksik Pozitiflik Üzerine Bir Yazı

Spontan Radyo Yayını

Sanki bazı insanlar bazı şeylere çok kolay ulaşıyormuş gibi gelir ya bazen. Şanslı doğanlar falan. Belki gerçekten öyle olduğu durumlar da vardır. Ama ben artık şuna eminim; hangi kategoride, hangi alanda öne çıkmış olursa olsun; o kişi kesinlikle çok ÇALIŞMIŞTIR/ÇALIŞMAKTADIR. Başarının tesadüf olmayışı! Ama esas konuşmak istediğim, bakış açısının önemi. Yakın zamanda daha çok farkında vardığım bir şey, hayatım boyunca yapmak istediğim/isteyebileceğimi düşündüğüm her şeyin … Okumaya devam et Spontan Radyo Yayını

Kitap İncelemesi – Belki Bir Gün Uçarız

BELKİ BİR GÜN UÇARIZI NEDEN SEVDİK? korebe: Belki Bir Gün Uçarız 2014 yılında İletişim Yayınları’ndan çıkan bir Aylin Balboa kitabı. Bu kitap 38 kısa öyküden oluşuyor. Kitap akabinde yaptığım araştırmada aslında bu kitabın, çoğu (belki de hepsi bilemiyorum) Aylin Balboa’nın bloğunda  yer alan yazıların derlemesi şeklinde basılmış olduğunu öğrendim. Bu kitap ile tanışıklığımız ise takriben basımından 2-3 sene sonrasına tekabül ediyor. Nereden, nasıl karşıma çıktı … Okumaya devam et Kitap İncelemesi – Belki Bir Gün Uçarız

Ayçiçeğinin Söyleyecekleri Var

Havayı görüyor musunuz? Sanki daha geçen hafta soğuğuyla ellerimi, burnumu hatta ciğerimi kesmemiş gibi. Bir bahar ışıltısı var gökte, görüyor musunuz? Ben karanlığı sevmem, puslu havaları bile sevmem. Hani insanlar ile bitkilerin DNA’larının yüzde bilmem kaçı aynıymış diye haberler olur ya… Heh! O insan benim, bitki ise ayçiçeği. Besbelli DNA’larımızın aynı olan yüzde bilmem kaçı, başlarımızı kaldırmaya ve yüzlerimizi güneşe dönmeye yarıyor ve belki de … Okumaya devam et Ayçiçeğinin Söyleyecekleri Var