Duvarlar, sesler ve saire – Monotonluk

Dünyanın en gereksiz parçasına dönüşüyorum sokaktan arabalar geçtikçe, köşeyi dönen fren sesleri sokakta yankılandıkça… Uzaklardan duyulan kahkahalar odanın içini kapladıkça, odanın demirbaşı haline gelmiş keder duvarları zorladıkça… Artık canımın bile acımadığını fark ettikçe… Bir karadeliğe kapılmış gibiyim. Düşüyor muyum yoksa savruluyor muyum?  İstesem durabilir miyim, boşlukta asılı kalabilir miyim? Herkesin yapılacak işleri var. Benimse yapılacak işler listem. Upuzun. Önce yazıyorum tek tek, bir süre listeyi … Okumaya devam et Duvarlar, sesler ve saire – Monotonluk

Satılık Fikirler Dünyası

Söylenen her şeyin doğru olduğuna inandığımız bir yaş dilimi vardı hani. Sorgulama ihtiyacı hissetmediğimiz, daha doğrusu insanların niye yalan yanlış konuştuğunu/yaşadığını anlamadığımız bir zaman dilimi… Şimdi o günleri özlüyor muyuz? Konumuz biraz bu durumun ortadan kalkmasıyla ortaya çıkan şüphecilik. Bir şeylerin gerçekliğini sorguladığımız zaman şüphe kaçınılmaz olarak gelecektir. Fakat bir yerden sonra insan bu durumun ilk durumdan daha korkunç olduğunu fark ediyor. Neden mi? Çünkü … Okumaya devam et Satılık Fikirler Dünyası

Solumuzda dağın etekleri, sağımızda geniş bir ova. Önümüz bir göl, arkamızda ada.

Bir düşünsenize; Tanrı adına bir kent yapıyorsunuz ve yüzyıllar sonra kalıntıların üzerine asfalt dökülmüş. Bu ülkemizdeki birçok az bilinen antik kentin başına gelen bir olay olsa da bu sözleri Bursa Gölyazı beldesinin altında yer alan Apollonia Ad Rhyndacum kenti için söyledim. Evet yanlış duymadınız, tam olarak şehrin altında bir antik kent… Bir önceki yazımda bahsettiğim Nikea kentinin başkenti olduğu Bitinya Devleti’nin sayfiye yeri sayılabilecek bir … Okumaya devam et Solumuzda dağın etekleri, sağımızda geniş bir ova. Önümüz bir göl, arkamızda ada.

Leylaklardan Birinin Gölgesi

Leylaktan yana şansım var. Lisemin bahçesinde de yan yana açardı leylaklar, toplar toplar bitiremezdik. Şimdi yaşadığım mahallede de öyle. Mutlu bir renk, ballı bir koku. Gördüğüm yerde rengiyle, kokladığım zamanda kokusuyla neşeliyim. Öyle de olsun zaten.  Hüzünlü biri sayılmam esasen, gözlerimde buğu yoktur. Çoğu kez yüzüm güler sanki içimde şakıyan bir kuş vardır. Ne iyidir ne kötüdür bilemem, ancak taşıveren neşemi severim. Bu neşe muzır … Okumaya devam et Leylaklardan Birinin Gölgesi

Akif’in Hikayesi

Kapıyı açıp ayakkabılarıma uzandığımda dışarıdaki sıcağa ayak uydurmaya çalışan nabzımı boynumda hissettim. Karanlık, serin ve yaşlı insanların kokusu sinmiş köy evlerini güzelleyen, şehirden bıkmış fikirlerimle yavaşça doğruldum fakat bunu ifade ettiğimde kapı önünde on beş dakikalık yeni bir muhabbetin başlayacağını bildiğimden yalnızca vedalaşmakla yetindim. Dedem çok yaşlanmıştı. Yıllarca çevresindeki tüm insanları kendine küstürmek için bir silah gibi kullandığı dili, iyi bir vedalaşmaya yatkın olmadığından “uğurlar … Okumaya devam et Akif’in Hikayesi

Aşkın Zaferi – Nikaia Antik Kenti

Aslında bu yazıyı 14 Şubat sevgililer gününe hazırlasaydım daha anlamlı olacaktı. Çünkü bir aşk şehrine gideceğiz bu sefer sizlerle. İznik gölünün kıyısında Nikaia Antik Kenti ve bir aşk sonucu değişen ismi ile bizlere romantik bir yazı vadedebilir. Görsel: Burak Karaoğlu İstanbul-İzmir otoyolu Türkiye’nin en çok kullanılan otoyollarının başında geliyor. Bu da elbet birilerinin bu gölü gördüğü anlamına geliyor. Bu yazıyı okuyanlardan birileri de Bursa yakınlarındaki … Okumaya devam et Aşkın Zaferi – Nikaia Antik Kenti

Hafif Bi’ Yazı

Artık albümlerin rafa kalktığı bir çağdayız malum. Spotify, Youtube gibi birçok platforma ister istemez dahil olduk ve çoğunlukla karmakarışık listelerimizi dinliyoruz. Tabi hal böyle olunca Kurşuni Renkler çaldıktan sonra birden Zilli De Maşa Darbuka çalmaya başlayabiliyor. Yani en azından benim listelerim böyle. Fakat ben bazen albümleri çok özlüyorum ve bu özlemi evdeki kaset çalarımla gidiyorum. Arada bilmediğim bazı şarkıları da öğreniveriyorum hatta. Bugün de döne … Okumaya devam et Hafif Bi’ Yazı

Caz Dosyası 2 – Jülide Özçelik

Merhaba Dilemmalılar, bu ilkbaharın eve kapanık bayram gününden sizler için umutlu bir şeyler bırakıyorum. Evet, caz dosyasını çok sevdik ve 2. yazımız gelsin dedik. Hemen sizi şöyle bir kenara alalım, hafif bir müzik eklensin ve okumaya başlayalım birlikte. Jülide Özçelik’in 1975 doğumlu olduğunu öğreniyoruz. Müzik hayatına adımlaması Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin hafif batı müziği bölümünü kazanması ile başlıyor. Ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nde devam ediyor. … Okumaya devam et Caz Dosyası 2 – Jülide Özçelik

Narcissus ve Echo

‘Kâhin Tressias, Narcissus doğduğu gün bir kehanette bulunur. Onun mutlu ve uzun bir hayatı olacağını söyler fakat tek yapması gereken hiçbir zaman ve hiçbir şekilde kendisini görmemesidir.‘ Bu kehanetin üzerinden yıllar geçmişti ve Narcissus yakışıklı, bakımlı ve herkesi etkileyebilecek çekicilikte bir genç oldu. Ondan etkilenen biri de su perisi olan Echo’ydu. Echo, Kithairon dağında yaşayan güzel sesli, günlerini flüt çalarak geçiren bir su perisiydi. Zeus’un … Okumaya devam et Narcissus ve Echo

Tahammül

“Seviyorum” diyor, “Ben de böyle seviyorum, n’apayım?” Düşününce hak verir gibi oluyorum, insanlar da sevmekler de çeşit çeşit neticede. Konuşurken gözümün ta içine bakıyor. Nasıl da kendinden emin durmaya çalışıyor, şaşkınım. “Tamam belki benim sevdiğim kadar sevmiyor ama benim sevgim yeter!” diyor bu kez de. Böyle uç uca ekliyor cümlelerini, iki cümlenin arasına giremiyorum, gerçi girmek de istemiyorum. Öyle bir konuşma ki, ana fikri mütemadiyen … Okumaya devam et Tahammül

Yaşamın Tek “Rengi” Yok: Siyahlara Yönelik Irkçı Saldırılar

Geçtiğimiz günlerde Ohio eyaletinde 16 yaşında bir genç kız, Makiyah Bryant, polisin “uyarmadan” 4 el ateş etmesi sonucu katledildi! Geçtiğimiz sene de George Floyd’un polis şiddeti ile katledilmesi sonucu hayatını kaybetmiş ve bu olay yalnızca Amerika’da değil, dünya genelinde büyük bir yankı uyandırmıştı. Nefes alamadığını söyleyen 46 yaşındaki adamın cümlesi sloganlaşmış ve pankartlar üzerinde “I can’t breathe” sloganları ile vurgulanmıştı. Gün geçmiyor ki Amerika Birleşik … Okumaya devam et Yaşamın Tek “Rengi” Yok: Siyahlara Yönelik Irkçı Saldırılar

Caz Dosyası 1 – Elif Çağlar

Selamlar sevgili okur, Yıllardır ciddi bir cazsever olduğum için Türkiye bünyesindeki müzisyenleri konu alacak bir caz dosyası oluşturmaya karar verdim. Ve bu yazı dizisinin ilk yazısı ise layığıyla Elif Çağlar hakkında olacak. (Yazıya eşlik etmek üzere buraya hemen en tatlı şarkılarından birini bırakıyorum) Türkiye’nin en tatlı, en yetenekli caz vokallerinden biri Elif Çağlar. Caz müzik sevgimin de temel yapıtaşlarından olduğunu söylemeliyim. “Türkiye’de de hakkıyla caz … Okumaya devam et Caz Dosyası 1 – Elif Çağlar

“Mercimek Ayıklamayı Seçen” İşçi ve Emekçiler İçin Bir Yazı

“İnsanlar senin kim olduğunu düşünürse düşünsün, senin için ne derlerse desinler, sen her kimsen; o’sun!” Merhaba sevgili okur, güzel bir alıntı ile başlamak istedim, bol bol alıntı bulacaksın bu yazıda. Ve tabii ki, 1 Mayıs kutlu olsun!  Bahar, tüm canlıları olduğu gibi biz insanları da fizyolojik bir uyanışa geçirmiş olacak, serotonin, dopamin kış uykusundan uyandırdı, içimiz karantinanın tüm kasvetine rağmen neşe ile kaplı, iyi ki … Okumaya devam et “Mercimek Ayıklamayı Seçen” İşçi ve Emekçiler İçin Bir Yazı

Kişisel Gelişime Bakış

Kişisel gelişim denilince aklımıza genelde günümüzde oluşturulan ifade gelir. Nedir bu ifade? Yani ne olursa olsun ‘Sen çok güçlüsün, başına birçok şey gelmiş olabilir ama bunları bir kenara bırak hayatını yaşa.’ gibi sözler çok çıkar oldu karşımıza. İlk başta bu sözler bize iyi geliyor gibi olabilir. Ama kendimizi hala çok güçlü ya da aşırı iyi hissetmediğimizde kötü hissetmeye başlıyoruz. Hatta çoğumuz kişisel gelişimin psikolojiyle bağlantısı … Okumaya devam et Kişisel Gelişime Bakış

Ağrıyı Yakalamak

Sizce sırt ağrısının sebebi duruş bozukluğu mudur? Tatlı tatlı süzülerek pencerenin aralığından sıcak vücuda çarpıveren esinti midir? Ters bir hareket yapmak, kanepede uyuyakalmak? Bir pembe terlikli ayaklarıma bakıyorum bir ocağın üstündeki çaydanlığa, bir de bunları düşünüyorum işte. Önce kürek kemiklerimi olabildiğince yaklaştırıyorum, bir aşağı bir yukarı oynatıyorum kaslarımı. Ağrı tutulabilecek olsa bir ucundan yakalardım, eminim. Bir elime süngeri bir elime demliği alıyorum. Önce dışını, sonra … Okumaya devam et Ağrıyı Yakalamak

Yaşayanların Dünyasından Ölülerin Dünyasına Bir Yolculuk

Yaşayanların dünyasından ölülerin dünyasına bir yolculuk yapsak ne dersiniz? Netflix’de tarih içeriği gördüğüm an izlerim. Çok sık görmüyoruz nasıl olsa. Bir gün “Sakkara’nın Sırları” isimli belgesel ile karşılaştım ve olaylar gelişmeye başladı… majesticegypttravel.com Mısır medeniyeti, uzun yıllardır gitmek istediğim birçok yer içeriyor. Böyle konuşunca aklınıza sadece piramitler gelmesin. Devasa antik kentler, toplu mezar kompleksleri, antik tarım alanları ve tabi ki herkesin hayranlıkla baktığı piramitler. Giden … Okumaya devam et Yaşayanların Dünyasından Ölülerin Dünyasına Bir Yolculuk

Boş Vermişim Dünyaya

Temmuz, ağustos, eylül, her mevsimde durma gül, hayat inan çok kısa, belki çıkmayız yaza. Şarkıyı bilenler baharı kucaklar gibi okumuştur sözlerini. Ben de yazıya başlarken öyle bir hisle başladım. Güneşin ısıtırken rüzgarın tatlı tatlı okşadığı günlerdeyiz. Ve en sevdiğim mevsim geldi; bahar. ️Kışın o gri, hoyrat günlerini geride bırakıp kombiyi kapatıp, balkon kapılarını açabilmenin saadetini yaşıyorum. Bu hislerimi bahar insanları çok çok iyi anlayacaktır. Bahar … Okumaya devam et Boş Vermişim Dünyaya

İnadına

Merhaba sevgili okur, derginin bu sayısında herkesin sürekli maruz kaldığı ve sanıyorum az buçuk rahatsız olmaya başladığı bir ifadeden bahsedeceğim: İnadına. İnadına yaşa, inadına gülümse, inadına mutlu ol, inadına başar, inadına yap… Çokça türevini duyuyoruz her türlü sosyal mecradan. Önceleri reklamlarda, pazarlama politikaları aracı olarak kullanılan bu kelime, şuan herkesin diline pelesenk olmuş durumda. Bir gün bir arkadaş meclisinde, dertlendiğin sıra arkadaşının ağzından çıkıveriyor; “Onlara … Okumaya devam et İnadına

Adeta Bir Mühendislik Harikası

Pandemi koşullarında yeni yeni merak saldığım bir şey oldu balık tutmak. Ege bölgesinde inzivaya çekiliğim zamanlarda Aydın ili sınırlarındaki Menderes nehrine gidip balık tutmak en sık yaptığım şeyler arasındaydı. Her balığa gidişimde de yanı başından geçtiğim bir antik kent vardı. İzmir tarafından Bodrum yoluna doğru girdiğinizde eski Didim yolundan giderseniz, o köylerin içinden geçen bakımsız yol sizi Priene’ye çıkaracak. Doğanbey ve Güllübahçe köylerinin hemen arkasındaki … Okumaya devam et Adeta Bir Mühendislik Harikası

Pazar ve Kek

Gözümü ekrandan ayırıp karşıdaki pencereye bakıyorum, güneş batıyor. İçimi o tanıdıkhuzursuzluk yokluyor. Kollarımı kaldırıp kavuşturuyorum, esnetiyorum kendimi sağa sola amane çare. Devam edemeyeceğim, anladım. Ekranı, kapat komutu olmadan indiriveriyorum.Kabullenişimi de alıp mutfağa yöneliyorum. İki yumurtayı kırıp göz kararı şeker ekliyorum. Kakao yokmuş evde, olsun, gelir. Minik birtencereye biraz süt, bir kaşık tereyağı, tereyağı eriyince de bolca çikolata… Kapıya yürürkeniçeri sesleniyorum: “Bir animasyon film bul olur … Okumaya devam et Pazar ve Kek