Günaydın İstanbul..

Saat 08:00.

Yoksa 7’yi 8 mi gördüm. Hayır ama gözlerim de o kadar bozuk değil ki. Ders 9’da mıydı ki acaba? Evet geç kaldım. Yine, yeni, yeniden. Ama daha bir saat var, dediğinizi duyar gibiyim. Mekanın İstanbul, okulun farklı semtte olduğunu düşünürsek yetişmek için şansa ihtiyacım olabilir. Farz edelim ki iskeleye 15 dakikada yürüdüm. Ne şans ki vapur hemen kalktı. Hızlıca kendimi attığım tramvay da hareket ediverdi. O zaman evden çıkmak için 15 dakikam var. İyiymiş ya, az daha mı uyusaydım. Tabii ki yine çok iyimserim. Bu hesapları yapmak yerine hemen hazırlanalım öyleyse. Bu sabah yüncü amca pek neşeli. Allah bozmasın, diyor, yola çıkıyorum. Hay aksi, yağmur var. Şemsiye almadım ki. Köşedeki pet shoptaki köpeklere el sallamadan geçmemeli. Ne çabuk da büyüdüler. Satımı geldi artık bunların. Kaldırıma suyu pervasızca sıçratan şoföre de bir teessüf yolladım gitti. Karşıdan gelen ufaklık ağlamaklı. Annesi ona istediği şeyi almamış sanki. Hey ufaklık rolleri değişelim mi? Sen benim dersime git. Ben senin yerine ağlarım. Başka bir şehirden geldiğini anladığım bir çocuğun söylediklerine kulak misafiri oluyorum: ‘Baba, İstanbul güzel ama sürekli bir şeyler içiyoruz o yüzden sürekli tuvalete gitmem gerekiyo.’ Etrafa bakınıyorlar. Anlaşılan  ‘wc’ yazılı bi tabela görmeye çalışıyorlar ailece. İstanbul’un en önemli sorunlarından birini keşfetmişler bile. Çocuğa hak verip, gülümseyip yoluma devam ediyorum.  Aynaya da bakmadım ki evden çıkmadan. Okulda da kim bilir ne zaman aklıma gelir de bakarım. Kulağımda kulaklık, kornaları duymazdan geliyorum. Üzgünüm, yola atlamalıyım. Ben üniversite öğrencisiyim ve geç kalmak üzereyim. Arkadaşlarımın hep küçük diye dalga geçtikleri ayaklarım Arnavut kaldırımlarına alıştı artık. En son duymak istediğim ses: bakiyeniz yetersiz… Otomatik akbil yükleme makinesi: yüzyılın icadı. Önünde uzun bir kuyruk yok neyse ki. ‘Yavrum benimkini de doldurur musun?’ diye seslenen bir teyze. Sağ omzumdan ‘sevaptır yardımcı ol’ sol omzumdan ‘deli misin geç kaldın’ fısıltılarıyla iki arada kalmaya da bayılıyorum. Sağ taraf genelde galip. Çalan benim telefonum galiba. Hayır bakmamalıyım. Elimi cebimden çıkarırsam donacakmış hissine kapılıyorum. Vapura binmek yetmez. Vapurda kapıya en yakın yere oturabilmek her zaman eftaldir. Yanaştığımız gibi kıyıya atlama yarışı başladı yine. Her inişimde ve binişimde birgün denize düşersem n’olur diye düşünürken buluyorum kendimi. Yol daha bitmedi. Kalan mesafeyi yürürsen yorulursun, tramvaya binersen 1 durak sonra inersin o yüzden değmez dediğimiz mesafeler belki de bizi en çok kararsızlığa iten etken bu şehirde. Koşarak okulun kapısına geldim. Yetiştim galiba. Saat 08:55. Hocanın geç geleceğini duyuyorum. Öyleyse kantine inip İstanbul manzaralı bir çay içme zamanı. Stresli bir hayat yaşamayı sevenlere günaydın. Burası İstanbul ve gün daha yeni başladı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s