Orda, Bir Ev Var Uzakta

Bir akrabaya ya da bir tanıdığa yatılı misafirliğe gidildiğinde, o gece uyumadan önce, annesine gizlice “Anne, neden evimizde değiliz?” diye mızmızlanan çocuklardık hepimiz. Yatağımızı özlerdik, uykuya dalmadan önce odanın tavanını seyrederekten hayaller kurduğumuz üzerinde; ya da kanepeyi salondaki, hafta sonları gece saat “geç” olmuşken kanepeye yayılarak TV seyretmenin verdiği o zevki isterdik, özellikle de baba evde yoksa ya da uyuyorsa. Evimiz paha biçilmezdi bizim için; odamız, mutfağımız -daha dogrusu buzdolabından ibaret gördüğümüz mutfağımız- banyomuz bile yeri dolmaz cinstendi başka evinkiyle, öyle evcildik biz. Sonra gün geldi, büyüdük. Kendi başımıza geçirdiğimiz zamanlar artmaya başladı. Annemizi daha seyrek görmeye başladık mesela. Artık dışarda yemek yemeye başladığımız günler gelmişti. Arkadaş ortamı denilen kavramla tanışmıştık, evin varken aynı şehirde, kalkıp arkadaşının evinde, bir süre sonra da okulunun yurdunda kalmaya başladık. Ya da başka şehirde yaşamaya başladık direkt, okulun sürüklemesi ile. Şartların gerektirmesi ile veya zamanla hep dışarıyı tercih eder olduk, evimizin yerine. Gözümüz dışarıdaydı, dışarıya ait olmaya çalıştık hep. Ailemizden çok arkadaşlarımızla vakit geçirmeye çalıştık; eve geç gelip, sabah erkenden çıkıp gitmek istedik. “Neredesin, kaçta geleceksin eve?” soruları en nefret edilen sorular sıralamasında, hocanın “Ödevini neden yapmadın?” sorusu ile birincilik için kapışırdı. Bu dışarıcıllık dönemi öyle bir dönemdi ki, bir süre sonra değil evimizden uzak yaşamayı, memleketimizden, hatta bazen ülkemizden başka yere gitmenin, mümkünse oralarda yaşamanın hayalini kurardık. Hayal kurmak güzel şeydi, ama davulun sesi uzaktan hoş gelirdi, özellikle de elindekinin değerini bilmediği zaman insan… Kendine ait olan bir odanın kıymetini, bir valize sığacak kadar eşyası ile oradan oraya şehir değiştirip duran insan bilir. Her sabah ekmek almaya gitmekten şikayet eden çocuğun hali, başka kültüre sahip bir ülkede yılı aşkın süre ekmeğe hasret yaşamış adam için anlamsızdır; her ne kadar ikisi de farklı yıllara ait aynı kişiler olsalar da.  Aylar geçer de, bir ezan sesi duymazsın, ezanın değerini işte o zaman anlarsın. Evin değerini, memleketin değerini, ailenin değerini, insan gerçekten uzak kalınca anlarmış. Ama insanın yurt dışındayken elde ettiği en büyük kazanım şu olsa gerek: Hiçbir zaman şikayet etme. İlla ki her gittiği yerde insanın öğrendiği şeyler olur, hiçbir şey öğrenmese de, geldiği yerin kıymetini öğrenir. Ben Kore’ye gideceğimi ilk söylediğimde “Ne işin var orada?” diye soranlar, şimdi artık geri gelmek istediğimi söylediğimde “Ne işin var burada?” diye soruyor.  =)

Hayat, ilginç bir bulmaca, komşunun tavuğu hep insana kaz görünüyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s