Bob Dylan’ın Nergis Sevgisi

Geçenlerde Üsküdar’a bahar gelmişti. Gökyüzünü elimizden alan perdeleri sonuna kadar açmıştık. Pencerelerin açılacak sadece iki kanadı olması çok acıklıydı. Coşku insanın damarlarına bir kere doldu mu, hep daha fazlasını istetiyor. Sonra tüm aile pencereden atlamıştık. Tüm aile dediysem pencere kanadından sığabilen kadarımız. İlk coşku anının geçmesiyle, sıranın, arkada atlama sırasını bekleyen kişiye gelmesi aynı sürede oluyor olsa gerek, yarımız pencereden atlamamıştı. Korkmuş olduklarını söylemeyeceğim. Heyecanın alışkanlığa dönüşmesi sınırındaydılar ne de olsa. Korkacak bir şey yoktu, yukarısı pamuk aşağısı nergis doluydu. Nergisler bayıltıcı kokular saçarken bu paragrafın bitmesi gerektiğini düşünüyordum. Çünkü giriş-gelişme-sonuç üçlüsü çok önemliydi. Giriş kral gibi, gelişme prens, sonuç fakir.  Hikayeler farklı durumlar aynıydı. Yapboz parçalarının yerlerini değiştirince kurallar değil resim değişiyordu. Mesela nergisler yukarıda pamuklar aşağıdaydı önceki bahar. Önceki bahar pencereden atlamaya korkuyordum.

“I’m not there”de favori Bob Dylan’ım Cate Blanchett diyordum, o bana “answer is my friend blowing in the wind” diyordu. Esen rüzgar pencereden odaya doluyordu. Rüzgar çürümüş nergis kokuyordu. Kıpırdamayınca nergisler bile çürüyordu çünkü. Hem de  iştiyak duygusuna sahip olmamalarına rağmen. İştiyak hissiyatı ve dahi ihtiyacı içinde olsalar sadece çürürken karıncalara küfrederlerdi. Karıncalar çünkü temelinde entropi içgüdüsü olan doğanın yüz karasıdır. Özellikle göze batan yaz aylarındaki çalışkanlıkları, ihtiyaç durumuna göre edinebildikleri kanat, fazladan anten gibi ileri teknoloji ek parçalarıyla en çok ağustos böceklerini  sonra da beni uyuz etmektedirler. Beni ağustos böceklerinin daha gerisinde bırakan sebep ise dağınıklığım. Nefretime odaklanamıyorum. Karıncalardan bahsederken aklım benzer konu başlıklarına gidiyor. Karıncalar ve 21.yüzyıl insanı arasında kalıyorum mesela. Üzerinde o kadar çok düşünüyorum ki ağustos böceğinin canı sıkılıyor, çekip gidiyor. Çekip gidenleri severim. Beni yalnız ve havalı hissettiriyor. Kendime acımam için hayal gücümü fazla zorlamama gerek kalmamış oluyor. Artık pencere pervazından aşağı inebilirim. Çekip giden varsa mevsim en fazla yaz olabilir. Yazın ise heyecandan, nergisten yahut perdeleri sonuna kadar çekilmiş pencerelerden söz edilemez. Yaz aylarında güzel şarkılara çok yazık oluyor.

Favori Bob Dylan şarkım ise Mr. Jones’la fevkalade kafa bulduğu ‘ballad of a thin man’dir. Karalamaları hiç üzerime alınmayabiliyorum çünkü.  Evimdeki mevsim geçişlerine hakimim ne de olsa. Nergislerime şehri gezdiriyorum geceleri. Çürümemekle ayılmak arasındaki sınırı korusunlar, bu onlara yeter. Birgün hep beraber pencerelerimizden atlayıp ötesine geçebileceğiz, umudum var. Ama daha önce karıncaların kökünü kurutmalı ve Mr. Jones’u bir güzel pataklamalıyız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s