Düşmesin Bu Kıvılcım

Bakıyorum da yine ayrı düştük be dost. Aramaz olduk yine cana en yakın olanı. Yaşananlar hâlâ dimdik kalabilirlerdi isteseydik, sadece yıllanmış olurlardı, sadece yaşlanmış bir parça. Birazcık da unutkan belki. Demem o ki, yaşarlardı bir şekilde. Ama istemedik galiba, ya da bilmiyorum tam olarak ne; ‘anı’ oldular artık, ‘merhum’ ettik, gömdük onları, olmayan vefamız ve bir türlü bitmeyen işlerimizle.

O zaman olsa, böyle olacağını hayal bile edemezdik oysa. Dostu unutmak mı? ‘Töbe, hâşâ’ydı. Hani, ayrı şehirlere düşerdik, o olurdu belki de, ayrı düşeceğimiz aklımızın ucundan geçmezdi.

Biz zannediyorduk ki, yıllar boyu her gün akşam olduğunda alırız çaylarımızı, dayarız sırtımızı duvara. Ya sabahlara kadar gevezelik ederiz; ya arabeske bağlar , dertlenir, şarkılar söyleriz;  ya da çöker gecenin karanlığı hem yeryüzüne hem kalplerimize ama  ‘biz’ sönmeyiz. Sesler iyice kesilmeye başlayınca da, nisbeten daha enerjik olan sürükler diğerini, yatırır yatağına,  sabahı ederiz böyle omuz omuza. Ama gün doğup da gözler açılınca yine bakar, yine görürüz ki, oradayız, onun hemen yanında.

Belki doğrudur. Belki gençlikteki dostluklar gerçekten bir başkadır. Sonuçta mantıklıdır; normali bitmemekse dostluğun; biten dostluk, tabiatıyla farklıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s