Futbol (!)

Çok isterdim aslında, her zaman yaptığım gibi, bir futbol sahasıyla konuşmayı, ya da ne bileyim bir futbol topuyla mesela, ya da bir kale direğiyle. O kadar fazla şey vardı ki konuşacak aslında onlarla. Hepsi de çok eğlenceli, çok mutlu şeyler olabilirdi. Ama bu sıralar, bu konular hakkında ne ben hoşnutum, ne de onlar hoşnut diye tahmin ediyorum.

Düşünsenize uzun zamandır olan biteni. Bu işin içinde olan, olmayan; futbolla ilgilenen ,ilgilenmeyen Okumaya devam et “Futbol (!)”

Su muydu Akıp Giden, Zaman mı?

“Gizli bahçenizde

Açan çiçekler vardı,

Gecelerde ve yalnız.

Vermeye az buldunuz

Yahut vaktiniz olmadı.”  (B. Necatigil)

Kalemim yetecek mi ifade etmeye hiç bilmiyorum, ama bahsetmek istediğim kocaman, uzayımsı, hudutlara sığmaz; ayrıca benim hayal dünyamda yusyuvarlak olmak suretiyle cisme dökülmüş bir şey var ki, bugünlerde adına Okumaya devam et “Su muydu Akıp Giden, Zaman mı?”

Soylu Öfke

Bir gece..Suskun bir gece..Tek bir ses: “Tu râ yekî per ü bâlest âsmân peymâ Çi der pey-i har ü esbî çi der pey-i zînî” * Sarı, cılız bir ışık.Kalemi azarlıyor.Azar dinlemiyor kalem ışık yalvarıyor.Kalemin gözünden bir damla yaş düşüyor aziz dostunun kucağına.Işık gaddar.Işık bağırıyor.Cılızlık ışığa yakışmıyor, kalem hıçkırıyor.Işık bağırıyor.Yaz diyor.Ne olur yaz.Kalem ağlıyor.Kalem ağlıyor, insanın canı yanıyor.Işık kalemi dövecek.Öfkesi ellerinde birikti Eyvah!Kalem başını eğiyor, gözünü … Okumaya devam et Soylu Öfke

Sözün Alt Yapısı

Düşünceler, düşünceler, düşünceler diyerek başladı yazısına. Düşünmeden edemiyordu. Her anı düşünmekle geçiyor; ister istemez, gerekli gereksiz her şeyi düşünüyordu aslında küçük ama kendisine büyük gelen kafası.

Bu kez kafasını kurcalayan tüm karanlık renklerden kurtulmak için aldı eline renksiz, sade kalemini. Açık havanın kafasının dağılmasına yardımcı olacağını düşünerek çıkmıştı evden iki sokak aşağıda ki parka gitmek için. Her adım onun için ayrı bir paragraftı. Her adımı onun geçmişe olan özlemine eşlik etti. Uzayan adımlar ve artan özlemle sokak arasına sıkıştırılan o parka geldi.

Gövdesinin kalınlığından Okumaya devam et “Sözün Alt Yapısı”

Bu Bir … Yazısıdır

Bugüne kadar yazmak işinin beyinle ilgisi olmadığını düşünerek elime aldım kalemi hep. Bana kalırsa yazmak kalpten gelen bir dürtüydü. Kalpte ne var ne yok kalemden “hop” kâğıda geçerdi. Hadi beyni öksüz bırakmayalım da onun aracılığıyla diyelim efendim, aman kızdırmayalım ne de olsa kalemi tutmaya yarayan mekanizma o…  Bundan önceki cümlede kullanılan “hop” Okumaya devam et “Bu Bir … Yazısıdır”

Faust’un Türküsü, İnşirahın Neşesi

“Ne çok acı var.” demişti Cahit Zarifoğlu. Dinginliğe inat bazı renkler hızlı soluyor bu günlerde. Yetişmek için solduran büyüye, Paskal’ın “Düşünceler”de bahsettiği devinimi hızlandırmamız gerekiyor. Devinimlerin yakıtı ise acı ve dert… Kimbilir, bu acılar bizi nerelerden alıp nerelere vuracak… Acı ve huzur dilemmasından hangisine amenna diyeceğiz kim bilir.. .Kalabalık içinde yalnızlığın, yalnızlık içinde kalabalığın dilemması… Kahramanın değil hakikinin dilemması… Acıları tespit edip kapıları aralarsak dilemmalar … Okumaya devam et Faust’un Türküsü, İnşirahın Neşesi