Sözün Alt Yapısı

Düşünceler, düşünceler, düşünceler diyerek başladı yazısına. Düşünmeden edemiyordu. Her anı düşünmekle geçiyor; ister istemez, gerekli gereksiz her şeyi düşünüyordu aslında küçük ama kendisine büyük gelen kafası.

Bu kez kafasını kurcalayan tüm karanlık renklerden kurtulmak için aldı eline renksiz, sade kalemini. Açık havanın kafasının dağılmasına yardımcı olacağını düşünerek çıkmıştı evden iki sokak aşağıda ki parka gitmek için. Her adım onun için ayrı bir paragraftı. Her adımı onun geçmişe olan özlemine eşlik etti. Uzayan adımlar ve artan özlemle sokak arasına sıkıştırılan o parka geldi.

Gövdesinin kalınlığından yaşının epeyce ilerlemiş olduğu anlaşılan devasa çınar ağacının altındaki yalnız kalmış banka yöneltti bakışlarını. Kendinden emin, yalnızlığını ve düşünlerini paylaşmak için oturdu usulca yalnızlığıyla ona benzeyen banka.

Bir sigara tellendirdi ardından, nikotin kokusu dalgın ve düşünceli hallerinde geçici antinarkoz etkisi gösteriyordu onda.

Cebinden kalemini çıkardı ve kağıda sürdü her zaman ki gibi.  Üzerinde gelecek yıl iyi verim almak için tarlasına özenle tohum atan çiftçinin edası vardı… düşünceler şimdi kağıtla kalem arasında ki sürtünmenin çıkardığı kendince bir melodiden ibaretti.

Yazdı, yazdı, yazdı…

Cümle cümle özlemini döktü alın terinden buruşmuş kağıdın eskimiş satırlarına.

Çocukluğunu yazdı, en çok özlediği zaman dilimini. Şimdikinden en farklı zamanlarını hayatının.

Renk değiştirdi soluk kurşuni kalemi.

Temiz gökyüzünden bahsetti önce, alabildiğine mavi renginden sonra. O vakitler bulutların üstüne çıkmanın mümkün olduğundan, hayallerin gerçekliğinden.

Titremeye başlayan elleri ve buğulu gözleriyle maviye kardeş yeşile dokundu kalemi, kalem yeşile döndü. Çimlerin üzerinde düşe kalka futbol maçı yaptığı o günleri hatırladı, mahalle arkadaşlarını… Sahi mahalle arkadaşı diye bir şeyler vardı o zamanlar, üç sokak aşağıda ki evlerde yaşayanlar komşu, onların çocukları da mahalle arkadaşı oluyordu işte.

İki sokak aşağıda ki arkadaşının bisikletinde ki kedi gözü takıldı aklına aynısından alabilmek için haftalarca biriktirdiği kumbarasında ki kuruşları. Bir de gönül kumbarasında kuruş kuruş biriktirdiği delikanlı sevdası, kıvırcık saçlarına bağlandığı yari… Çıkmak mümkün olmadı girdiği bu konudan. Bitmek bilmedi bu paragraf. Gözyaşları sicim sicim akmaya başladı, yüreğinden gözlerine, gözlerinden tekrar yüreğine. Elini kaldırıp kağıttan dokunsaydı yüzüne, kana bulanacaktı eli, kan ağlıyordu gözleri… Çıkamadı girdiği bu girdaptan. En büyük yarasıydı çünkü duygular.

Duygular; en çok özlediği şeydi kırklı yaşlarında, on beşli yaşlarına dair….

Gökyüzü eskisi kadar olmasa da yine mavi, doğa yine yeşildi. Hala vardı çocukların bisikletlerinde kedi gözleri ve kumbaralarında adı değişmiş eskisinden daha çok, hatta bu zamanda her şeyden daha değerli olmuş kuruşları. Lakin duygular, hiçte eskisi gibi sahici, eskisi gibi gerçek değildi.

Özledim diyerek son vermek istedi yazısına.

Özledim insanlığın gerçek duygularını!

Duygularını özledim çocukluğun diyerek sustu..

Orada , o parkta, yaşlı çınar ağacının altında ki yalnız bankta.

Sustu…

Kalem süzüldü aşağı, rengi siyaha dönük.

Hilal Alan, mayıs 2012

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s