-noktalı virgül-

Hani gelmiştir ya hepimizin başına. Yazmak isteyip de yazamadıklarımız. Yaşamak isteyip de yaşayamadıklarımız. Noktalamak isteyip de altına virgül attıklarımız. Bu yazı onlar hakkında…

Şimdiden özür diliyorum, bütün dünyadan. Noktalarını tamamlayamayan pek çok insan gibi ben de sanırım virgüllerle doğdum. Zayıf değiliz belki, belki de zayıfız bazılarına göre ama zayıflık dediğin nedir ki? Kişiden kişiye göre değişmez mi bütün duygusal kavramlar gibi? O da kendi içinde bir eksikle, bir yanlışlıkla gelmez mi? Duygu gibi hasarlı değil midir içinde bir yerlerde? Sübjektif değil midir her virgül gibi, neyi kimden ayırdığı pek de belli olmayan?

Sanki hayattaki tek doğru senmişsin gibi hissettirir bazen sübjektif olmak. Dünya senindir, hayır “senin dünyan” sana aittir. Arasında gerçekten o kadar büyük bir fark var ki anlatsam şaşırırsınız (aslında anlatabilir miyim onu bile bilmiyorum ama deneyebilirim, denemekten ne kaybederim ki değil mi?)

Konudan uzaklaştım değil mi? Ne konuşuyorduk (ya da ben neyi monologla anlatmaya çalışıyordum her zamanki gibi?) hmm, evet noktalar ve altlarındaki virgüller…

Noktalı bir cümle kendine göre objektiftir aslında. Noktası olan bir cümle varlığını tamamlamıştır, kendi dünyasında. Evet evet, onların da kendilerine ait bir dünyaları var, hepimiz gibi. Neden olmasın? Hepimiz için yer var bu kocaman evrende. Şaşırtıcı değil mi? Bu kadar büyük bir şeyin içinde bu kadar küçük olmak? Hayır, konudan uzaklaşmadım..henüz. Kendine göre herkes bir güneştir, etrafında uyduları ve uydularının uydularıyla. Dünya’yı ısıtıp aydınlatmayı severiz hepimiz içimizde. Başka Dünyaların yıldızı olmayı da. Uzaktan imrenilen, yetmiş beş senede bir geçen kuyruklu yıldız olmayı da severiz, itiraf edemesek de. Değişim bizim diğer adımızdır eğer hem kuyruklu yıldız hem de güneş olmaya çalışıyorsak kendi evrenimizde, noktaların aksine. Onlar değişmez, sabittir. Dönmezler, kendi etraflarında bile. Mesela “seni seviyorum.” Bu kadar basittir eğer noktası varsa. Tek bir gerçektir arkasından virgül geliyorsa genelde de en yakın arkadaşı takip eder, “ama…”. Mesela “seni seviyorum, ama senden nefret de ediyorum.” Bakın yine noktayla bitti ama (her ama gibi, “ama”yla âmâ arasında bir bağlantı olması gerektiğine inanıyorum, ama körleştirir cümleyi, nereye gittiği belli olmayan serseri bir kurşuna döner cümle) olayı karmaşık hale getirdi. İşte bu nokta kuyruklu yıldız olmaya çalışan noktadır. Evet, kuyruklu yıldızlar virgüllerin ilham kaynağıdır muhtemelen. Oradan oraya kendini atan ve karmaşa yaratan. Oysa yaşadığımız dünyada karmaşaya genelde yer yoktur (olmaması daha iyidir kibarca söylemek gerekirse). Karmaşa zorlukları, her zorluk yavaş yavaş içimizdeki kuyruklu yıldızları, duyguları (esas çetenin başı;)) getirir bir noktadan sonra. Onlar da illa ki yazı masasının başına geçirir bir noktadan sonra. Ya şiir, ya resim, ya da benim gibi yeteneksizlerin yaptığı gibi nesre iter insanı.

Bazıları kolay bulur noktaların varlığını, kaçıştır her bir nokta. Virgül koymak isteyip de cesaret edemediğimiz cümlelerden (duygulardan) bir kaçıştır. Her nokta bitmesi istenmeyen bir şeyin mantıklı olduğu için bittiği kaygısına sahiptir kendi içinde. Aslını astarını bilemeyebilirsiniz noktayla biten bir cümlenin. İşin kötüsü de bunu asla öğrenemeyebilirsiniz. Nokta kolay ve güzel bir kaçıştır aslında. Yazan için. Dinle(mek isteme)yen için. Kaçan ve kovalamak istemeyen için. Sonu bekleyen, sonu arayan, sona tapan için. (dip not: cümlenin esasını da noktacılar değil ben ve benim gibi sorunlu virgülcüler merak eder anca)

“Son.” için…

Ben ve benim gibi noktayı rahat bırakamayanlar ne mi yapar?

Hemen onu da anlatayım.

Biz, rahatsız doğmuş bir nesiliz. Noktalarını koyup geceleri rahat uyuyanların aksine, her yaptığımız şeyi -en az- üç kere düzeltme ihtiyacı duyarız. Sanki düzeliyormuş gibi her seferinde karşısına geçip: “evet şimdi daha iyi oldu” deriz sonrasında da. Ama bu en az üç düzeltme sonrasında aklımızdaki bin bir tilki bin beşe çıkar. Çünkü o düzeltmeler gerekli miydi bir de bunu düşünmeye başlarız. Hayatımız daha kısadır noktalara göre. Bir kerede yaşayamayız çünkü. Aynı hatayı beş kere yapmamız gerekir, ufak varyasyonlarla. Aynı doğruyu beş kere yapıp bırakmamız gerekir, değişmek iyidir çünkü. Tebdil-i mekânda ferahlık vardır prensibiyle taşınırız oradan buraya. Yuvarlanan taşın yosun tutmaması bizim için iyi bir şeydir. Yosunun kötü olduğunu varsayıp, bize sarılmaya çalışan herkesi uzaklaştırırız etrafımızdan ve sonrasında yalnız kalmaktan dem vururuz. Bu da bizi yine başka bir düzeltmeye zorlar.

Bütün ömrümüzü kendimizi ve etrafımızı düzeltmeye çalışarak geçirirken bir bakarız ki, aa! Ölmüşüz. Kucağımızda da en yakın arkadaşımız (çünkü bumerang gibi, attığınızda da size geri döner) virgülümüz kalmış.

Hayat bu kadar basittir işte ben ve benim gibi virgül severler için. Ama şimdi ters çevirip bir daha bakarsak resme, aslında hepimiz kocaman bitmek bilmeyen bir cümlenin parçaları gibiyiz. Asla tek başımıza bir şey olamayacağız belki de, ama noktaları olan cümleler de kısa değiliz. Aslında kuyruklu yıldız gibi gerçekten. O kadar uzun ki, yıldız nerde başlıyor nerde bitiyor belli değil. En önemlisi de, insanlar için hala dilek tutabilecekleri bir mucize olarak kalacağız, ölsek bile mucizemiz (cümlemiz) bitmeyecek. Komik tarafı da asla birbirimizi tanımayacak olmamız:))))

Dip not: evet, bazen insanlar birbirlerini tanımadan da el ele tutuşurlar, bazılarıysa seneler sonra hala sadece yan yanalardır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s