Şehre Veda

Başa not: Yazmak. Yazmaya çalışmak en azından. Bir zamanlar nefes almak gibi olan bir şeyken şimdilerde denizde boğulmaktan farksız olan bir şeyde yine de diretmek… “Old habits die hard”

Nefes alışın geri gelmesini beklemek, nefesini tutup yine de ümitle beklemek… Onun kokusunu hayal ederek, ilk aldığım nefes onun olacak, ilk aldığım nefes o kokacak düşüncesiyle beklemek…
Hayal edin…

Hiçbiri birbirini ismen tanımayan, ama hepsi aynı şekilde gülen, aynı şekilde ağlayan, aynı şekilde sevinen, aynı şekilde selam veren, aynı şekilde yürüyen insanlardan oluşan bir şehir. Öyle bir şehir ki, düşene kalkana kadar yardım edilen, ismi bilinmese bile kalbi bilinen bir şehir. Nefes alınabilinen bir şehir. Sadece nefes alınabilinen. Daha fazlasına gerek var mı ki zaten? O şehirde bir kız.
Kaybolan ve kaybeden…
Yolları kaybeden, adresleri, tarifleriyle beraber…
Sevdiklerini, bağlılıklarıyla beraber, bütün halleriyle…
Şimdilerdeyse kaybedecek bir şeyi kalmadığından sokaklarında kendini kaybeden bir kız… Yürüyerek. Ve kolayca…
Kendini kaybedene kadar yürümesi, kaybettiklerini aradığından değil.

Sokaklarda boş boş tek başına yürürsün bazen. Sadece yürümek için… Yürümek bahsedilen kadar basit değildir, o kadar boş da değildir. Yürümek (hem de tek başına) herkesin kaldırabileceği bir şey de değildir…
Şehri içine çekersin her adımda. Boş boş yürüdüğün sokaklar değildir ayaklarının altındaki, anılarındır, mutlu veya mutsuz. Beklentilerindir seni zamanında yarı yolda bırakmış, hayallerindir nefessiz kalana kadar konuşulmuş ve yazılmış… Her köşeden bir hayal fırlar önüne hatırlatır kendini sana, aslında yalnız yürüyen sen değilsindir sanki, aslında orada olan sen bile değilsindir, geçmişin ve geleceğin yan yanadır, bazen kaldırımlar dar gelir, sığamazsın. Yollara atarsın kendini o zamanlar ama arabaların yanından geçerken onlar bile sana bir şeyler anlatır. Bir ön camda okuldan ilk kaçtığın zaman gittiğin kafenin ilanı vardır, gözlerini kırpıştırıp tekrar baktığında aslında oradaki sadece bir yapraktır. O da ilk öpücüğünün ağacıdır kesin (bakarsın arabalardan da kurtuluş yok, sahile çevirirsin rotanı).

Sahilde ilk gözüne çarpan her zamanki gibi deniz olur. Dalgalıdır muhakkak o gün. Senin için beklemiştir belki de dalgalanmayı, belki de o bile anlamaktadır senin içindekileri, hatta muhtemelen senden daha iyi bilmektedir içini kemiren hüzünleri. Belki o da senin gibi atmıştır her şeyi içine, zarar vermiştir içindeki onlarca kadına, yanında durmaya çalışan onlarca adamı boğmuştur sığ denizinin dalgalı sularında. Belki de uzatılan kurtarma ellerini beklemekten yorulmuştur. Belki de o erkeklerle kadınları düşünmektedir, belki o da dayanamamıştır artık bu kadar cinayete. Seyirci kalamamıştır içinde kaynayan kazanlara. Ne varsa içinde hepsini sahile vurmaya atıp rahatlamaya karar vermiştir artık. Bu kadar anlayışlı, duygulu bir denize ancak eşlik edilir, o da dayanabilene… Denersin belki, ama bugün değil. Bugün yeteri kadar hırpalamıştır içindeki dalgalar seni. Yeter deyip istemeye istemeye denizi bırakırsın. Sahile çevirirsin gözlerini bir kurtuluş bulma amacıyla… Ama yürümekte olan teyzenin gözlüğü sinirlenip denize attığın gözlüğün aynısıdır belki, belki oradan da atlarsın ettiğiniz kavgalara, yaptığınız tartışmalara… Köşedeki simitçi sabah kahvaltılarını hatırlatır, bir daha asla aynı şekilde yapamayacağın. Simitçinin yanındaki martı kahvaltını onla paylaşmanı hatırlatır, onu kovalayan kediyse ona ilk süt verdiğin zamanı. Martının gözlerinde görürsün kendi mutluluğunu, saf bir şekilde hayatı kucaklamış, onu yaktığına aldırış etmeden sımsıkı sarılan kız çocuğunu. Martıyla tartının farkını kavramamıştır belki daha, ama onun için hayat tek bir şeyden oluşmaktadır, güneş. Gördüğü herkesin güneşi olabilmek, ısıtabilmek onları bu soğuk kalmış dünyada. Herşeyden, herkesten önce kendi güneşi olmak, kimseye ihtiyaç duymamak. Kızarmış gözlerinle izlersin ne kadar mutlu göründüğünü. Üzüntünün sebebi geçmişte kalan mutluluklar değildir, hayata ve mutluluğa açık olduğun zamanların geçmişte kaldığını görmektir, zira gözleri gülen küçük kız martıyla beraber uçarak uzaklaşıp gider güneşe, seni bulutlu ve dalgalı halinle baş başa bırakarak…

Kollarını dolarsın kendi kendine, bulutlu ve hasta halinden kaçmak istercesine… Kendinden kaçmak için kendine dolarsın kollarını… Derin bir nefes alıp içinde tutarsın, hiç kimsenin girmediği, hiçbir şeyin iyileştiremeyeceği şeyleri iyileştireceğini umarak… Yoluna nefesin seni temizlemesi umuduyla nefesini tutarak devam edersin…

Bir sokak vardır şehirde hani, nefesini tutanları çeker tuhaf büyüsüyle. Oraya götürür ayakların seni. Oradaki insanlar, nefessizler, hepsi birbirine yabancıdır, hepsi birbirinden habersizdir aslında ama orada olmak başta bir sebep olarak onları bir araya toplar ve hepsi birbirinin acısını hisseder. Hepsi birbiri için boğuşur boğulmayla. Sonunda hepsi ölecek olsa bile, denemekten başka ne gelir ki ellerinden?

“Belki de” dersin kendi kendine, aslında ihtiyacım olan buymuş. Deniz gibi bütün pisliklerimi dışarı atmak… Belki birilerinin benim için nefes almaya çalışmasına ihtiyacım vardır, belki de kendimi değerli hissetmeye ihtiyacım vardır, belki de ben de insanımdır bazı zamanlar bunu hissetmeye ihtiyacım vardır.

Belki de hayat cumartesidir ama bazen pazarın stresini, pazarın hissettiklerini de yaşamak gerekir, cumartesinin kıymetini anlamak için sadece. Cumartesinde yaşamak için pazara göz atmak gerekir bazen, pazartesini düşünmek gerekir, pazartesine atlamak gerekir, pazar olmak gerekir bazen. Hayatın cumartesinde kalması için dua etmek gerekir gecelerce… Pazarla beraber fark etmek gerekir cumartesiyi…

Bulutlu havalar gerekir bazen, yorgun güneşleri dinlendirmek için… Yorgun güneş olmak, ısıtamamak gerekir bazen, sıcaklığın ne olduğunu hatırlamak için. Nefessiz kalmak gerekir bazen. Nefes olabilmek için nefessiz kalmak…

(Bütün iç ve dış güneşlere gelsin… Hepiniz bi tanesiniz olum!!)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s