Jung’tan Kendimize Yolculuk

Carl Gustav Jung!

Kendisiyle uzaktan ya da yakından tanışık değiliz. Hiç tanışmışlığımız yok yani. Bu son iki cümlenin üstüne gidip çizmek istiyorum ama cümleler yok olsalar da taşıdıkları anlam kaybolmayacak.

“Ben onu tanıyorum!” demek geliyor içimden sanki ahbapmışız gibi. Geçenlerde hangi kitaptı okuduğum hatırlayamıyorum ama onun şu cümleleri beni üzerinde düşündürdü ve sanki benden ona onay vermemi bekledi.

Şöyle diyordu kendine hasret Jung:

Açı doyurduğumda, hakareti affettiğimde, düşmanı sevdiğimde… Bunlar güzel erdemler. Fakat ya dilencilerin en fakirinin ve suçluların en gaddarının kendi içimde olduğunu görürsem! Ya şefkatime en muhtaç kişinin ve en azılı düşmanımın kendim olduğunu fark edersem! O zaman ne olacak?”

O soru işareti orada biçare duruyor. Duruyor ki Jung kendine sorduğu bu soruya cevap bulamamış. Eğer bulsaydı eminim o satırların altına uzayıp giden paragraflar sıralanırdı ya. Neyse…

O aciz soru işareti öyle yalın ve yalnız geldi ki gözüme ben büyük sorumlulukla bu soruyu kendime ve dolaylı olarak size soruyorum.

Cevaba giden yolda ipin ucunu şu noktadan tutalım. Bana öyle geliyor ki zaten bu yazı sona erdiğinde en ipe sapa gelir, en değer sahibi kelime tuttuğumuz yer olacak.

Bu kanıya da şuradan varıyorum. Ne zaman sorsam insanlara “Bir kişi nasıl olmalıdır?” aldığım cevap aynı “Öncelikle erdemli.”

Biz iki ayaklılar dört ayaklıların taşıyamadığını düşündüğümüz bu kelimeye fazlaca önem veriyoruz, belli…

“Erdem nedir?” diyorum ardından sıralanıp geliyor iyilik adına, iyi insan olma adına gösterilen davranışlar. Duyduklarım takdir edilesi. İnsanoğlu bu davranışlara paradan puldan, en iyi üniversitelerde eğitim görmüş olmaktan daha çok önem veriyor. Bu yüzden günümüzde sayısı eskiye nazaran azalan bu insanlara çevirmek istiyorum merceğimi ve o mercek altından mutluluk nedir görmek.

Aradığımı bulamıyorum. Erdemli insanları mutlu olur sanıyorum yalnızca. Oysa bu o az kesimin, çok az kısmı için geçerli. Elek üstündekiler için yani… Yanılıyorum ve bu noktada devreye Jung giriyor.

Jung doğruyu söylüyor. O başından sonuna kadar haklı. Bizler kendimize yabancı yaşıyoruz. Daha kendimizi tanımadan başkalarını tanımaya kalkıyoruz. Kendimiz sandıklarımızı sonra mutlu ediyoruz, kendimizi edeceğimizi sanarak. Bir başkası, bir yabancı uğruna yaşıyoruz; biteviye. Doğrularımız da öyle yanlışlarımız da. Adanmış yaşanmışlıklarda… Ortada var olan bir yanlışlık, adet edinilmiş bir suç var nihayetinde! Ve  suç bende, sende, onda ya da bizde değil.

Suç:  “bencil, bencilsin, benciliz” diye diye “beni” unutturanda.

Hadi hep beraber Jung’ a kulak verelim ve içimizde ki “beni” yahut  “kendimizi” bulalım. Endişe etmeyin hiç birimiz bencil değiliz, olmayacağız!

                                                Hilal ALAN Ağustos 2012

fotoğraf : mixedmotive.com

——————————————————————————————————————————————–

http://hilalyok.wordpress.com/2012/07/06/caga-serzenis/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s