Hiperaktif Balığım Kilo Alsın İstiyorum

Küçükken öğrenmiştik insanı insan edenin düşünmek olduğunu. İnsan = düşün-ebilen varlık.

İçimde boşluk boşluk boşluklar var sanki; dolmayan, kapanmayan.

Şimdi ben düşünebilen bir insan olarak endişeleneniyorum ve bu boşluklar  ruhumdan beynime metastaz yapar mı doktor, demek istiyorum ama herkes çok doktor artık ‘Ruhta boşluk mu?’ diyenlere kıvranmaktan geri duruyorum. Ruhunu anatomisinden az bilen doktorların varlığını bilmeyeyim, içime garip endişeler salarlar, diyorum.

Yaşadığım bu hayatı anlamlı kılmak benim elimde gibi çok kendine güvenen cümleler kuruyor beynim ama, ama her insan göründüğü kadar güvenmez ki kendine. Beynim ve ruhumu iki ayrı varlık olarak dinleyen kendim ben isem, ben kim oluyorum? Son günlerde çok dünya ehli çocuklar olduk, diyor bir şair. Evet evet, diyorum, ben de o çocuklardanım! Hem tam da içim boşluklanıyor!

İçim boşluk boşlukken boşlukların dışında bir yer, amaçsızlıktan öldürüyorsun kendini, diye inliyor ‘AHHHHH!’.

Amaçları olan küçük çocuk günlerimiz vardı, diyorum. Dünyayı kurtaran superwoman  olabilirdik pekala. Kuralları koyanlar uygulasındı. Ön yargılarını duvar niyetine etrafına örenler kendi ön yargılarında hapsolabilirlerdi. Başkaları pek umurumuzdaydı(!)

–Her süper kahramanı çekemeyenler olur şimdi.-

Büyük insanlar neler öğrendiler de bu kadar ciddi oldular acaba?

Bir gün büyük insan olursam hiçbir çocuğa ülkesi ve inancından dolayı neleri yapamayacağını söylemeyeceğim, diyorum kendime. Hem gece de çok güzelken uzaylılara inanan küçük çocukların günü olsun mu bugün?

Çocuk olmanın hakkını fazlaca verenler daha narin, daha kırılganlar sanki dünyaya karşı. Büyümekte daha bir zorlanıyorlar. Ya içlerine ya da kitaplarına kapanarak kaçıveriyorlar insanların kıyıcılığından. Büyümek kasvet ve karanlığın idrakinin artması mı demek oluyor?

Sessiz insanlar var bir de… Çözülmesi gereken zor bulmacaların veya okunması zaman alan upuzun kitapların uyandırdığı gizem hissini uyandıran. Belki de sırf susmasını beceremediğimden sessizliğin kendine özgü gizemine karşı böyle heyecanlara kapılıyorum.  Sahi, sessiz insanlar çok heyecanlandıklarında da sakin durabilirler mi öyle? Her insanın zıp zıp zıplayası, ağaçlara sarılası gelir değil mi?

Yaşamak nefes alıp vermek değil, diyorum. Hatta çok sevdiğim şarkılar, bir çırpıda okuduğum kitaplar, adımladığım yollar, dumanı tüten çay bile değil.

Küçük Prens’in gülü gibi anlamlandırdığım kadar anlamlıysa her şey, sevgi ve duygu olmadan nefes alan ölü olurum ben…

Nefes alan bir ölü filan olamam ben!

İÇİMDEKİ BOŞLUK BOŞLUK BOŞLUKLARDAN KURTULMALIYIM!

Fikrin çilesinden yoruldum derken şaka yapıyormuşumdur belki?

Anlamlı olan anlamlandırdığımızsa kuru bilgi tatmine yeter mi?

Hem ipil ipil yıldızlarımın ve hiperaktif balığımın bu garip halimi fark edip üzüldüklerini hissediyorum. Onlara nasıl kıyarım, hiç ister miyim üzülmelerini?

Ama ama demek ki ruhumun boşluk boşluk boşluk hissine rağmen hala hissediyorum?

O halde..?


Hiperaktif Balığım Kilo Alsın İstiyorum” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s