Kristal Bebek Buzdan Kalede

Asla ulaşmayacağım bir yerlerde biri var sanki.

Gökyüzündeki yıldızlar gibi,

Uzanıp tutacağını sanırsın ama elini uzatınca anlarsın ki senden fersah fersah uzaktadır. Milyonlarca ışık yılı uzaktan göz kırpıyordur sana. Seni zamanın göreli olduğu, önemini kaybettiği bambaşka bir diyara çağırıyordur. Zamansızlığa ve mekansızlığa…

Gitmek istersin her şeyi unutup, ama anlarsın ki gidemezsin.

Dünyadan bakıp o güzel yıldıza, belki bir gün, bir gece gelirim, demekle yetinirsin.

O güzel yıldız her gece orada asılı durmaktadır, sen de onu öylece izlemektesindir. İşte öyle hissediyorum kendimi.

Bazen biri var biliyorum, öyle iyi biliyorum ki benimkiyle eş zamanlı atan kalbini hissedebiliyorum.

Bazen de anlıyorum ki o çoook uzaklarda. Onun yakınında olmam imkansız, ancak o gelirse yanıma, o güzel yıldız benim için inerse yeryüzüne, ancak o zaman yanımda bulurum onu.

Ancak o zaman sıcaklığını, nefesini, etrafımda halkalar çizen ruhunu hissedebilirim.

Gökyüzüne umutla bakan kız. O güzel yıldızın inmesini bekleyen. Gelip de gözlerindeki ışıltıyla kalbimi ışıtmasını bekleyen. Parıltılar saçan gülüşünün içimde bir şeyler kıprdandırmasını bekleyen.

Acele etmiyorum, bekliyorum sabırla.

Kadın kalbi o kadar hassas ki, o kadar kırılgan ki, o kadar kolaydır ki tuzla buz olması. Ama kimseler bunu bilmez. Kristal bir bebekten farksız olduğunu kimseler bilmez. Bir an kırıverir ve sen yutkunmakla yetinirsin, ne kadar incindiğini belli etmemeye çalışarak.

Tuz buz olup etrafa saçılmıştır kristal bebek, ama bilir ki güneşin ışıkları milyonlara bölünmüş parçalarını ayrı ayrı ışıtmaya yeter.

Milyonlarca ışık huzmesi olup etrafı parlatır kristal bebek.

O güneş kristal bebeğin kalbi.

Mahkumuz gibi düşler prensesi olmayı beklerken düş kırıklığı prensesliğine layık olduğumuzu her defasında hissetmeye.

Ama güneş gibi bir kalbin varsa eğer, hiçbiri acıtmaz yüreğini, üşütmez seni.

Düşmüşken kalkarsın, şöyle bir üzerindeki tozları silkeler, yaralarını temizler, çantanı boynuna takıp yürümeye devam edersin ormanın içine doğru. O karmaşık ve kocaman ormanda güzel bir saray ve de o güzel sarayda seni bekleyen eşsiz prensi bulmak ümidiyle koyulursun yola…

Aslında o hep yanıbaşındadır. Başını çevirsen görecekmişsin gibi, köşeyi dönüp de onu karşında bulacakmışsın gibi. En yalnız, en hüzünlü zamanlarında omzuna koyduğu elini hissedersin, sen uyurken başucunda beklediğini bilerek uyursun.

O aslında içindedir.

Ben değil sen, sen değil ben gibi.

Ben değil o, o değil ben gibi. Kim olduğu önemli mi içimde böyle bir ateş yakmışken, ama bilirken ateşe veremeyeceğimi dünyayı onun için.

Kül edemeyeceğimi kendimden başkasını.

Kristal bebek buzdan kalede saklanıyordu, korkuyordu tuzla buz olmaktan. Ama anladı ki buzdan kale bile söndüremeyecek içindeki ateşi.

Belki de milyonlarca ışık huzmesi için yaratılmıştı bu bebek, milyonlarca zerrenin ışıması için?

konuk yazar; Zeynep DABAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s