Tutuklu(luk) Hali

İlk duyunca insanda hafif bir tedirginlik oluşturuyor değil mi? Sanki yapılmış yanlışların acı sonu gibi. Geleceğe dair adanan fütursuzca bir adağın ödeme gününün kapıya dayanışının yüzünüzde oluşturduğu tatsız ifadeyi görür gibiyim bu kelimenin oluşturduğu etkide.

Peki, gerçekten de böyle midir tutukluluk hali? Kötü müdür tutuklu insan? Veya soruyu biraz daha netleştireyim, nedir tutukluluk? Neyin borcudur? Neyin ödenmişliği? Neyin sonucu?

Tutukluluk her anlamda saygı duyulması gereken, bazen iyi bazen kötü olayların getirdiği bir sonuç. Suç işleyen birinin tutukluluğuna da, sevdiğine sonsuz sadakat tablosu sergileyen sevgilinin tutukluluğuna da, sahibinin yanından ayrılmayan köpeğin tutukluluğuna da saygım var. Kimi özgürlüğünden vermiş; kimi zamanından, kimi tüm insanlardan vazgeçmiş. Ama tutuklu insandan her zaman bir şeyler gitmiş. Eriyen o olmuş. Eriten Allah bilir kim?

Tutukluluk, kısa ve öz yakayı ele vermek…  Ay kadar güzel bir meleğin zeytin kadar gözlerine, sizin ısrarla ve usanmadan “Allah’ım bu nasıl mucizedir!” deyip uğrunda kul köle olacak kadar kendinizi adayabileceğiniz, bir küçük ceylan kadar hassas, aslan kadar asil, kelebek kadar renkli, benzersiz varlığadır tutukluluğunuz. Yokluğunun bir işkence, yüzünüze bakmayışının ızdırap, kokusunun cennet bahçelerinden gelen hafif bir esinti, endamının tüm insanoğlunu kıskandıracak, “Bu  da kim böyle!” deyip kalp atımlarınızı uzun zaman sonra yeniden hissettirecek, yanından saniye ayrılmak istemeyeceğiniz, sanki o sizi bıraksa şalterden kapatılacak, derin bir karanlığa hapsedilecek, ruhunuzu dehlizlerin duygu kemiren farelerinin yiyeceği, ama sizin bundan zerre acı hissetmeyeceğiniz, kelepçenizi seve seve takacağınız, tutukluluğunuzun soyut sözleşmesini okumadan imzaladığınız canadır tutukluluk.

Başınıza gelen her bir belayı bir kutsal vazife olarak çekmek, varacağınızdan emin olmadığınız bir sonu görmek, zaferi kazanmış edasıyla elinizde olan hiçle her şeymiş gibi sevinmek, onun haklı gururunu yaşamaktır tutukluluk. Tutukluluk hem hiçliktir, hem her şeyliktir. Issız bir adaya geldiğiniz gemiyi yakmaktır bir noktada, bir daha hiç geri dönmeme pahasına. Her şeyinizin tam olduğu bir sarayı bir kibrit çöpüyle yakıp kül etmek, sonra da yolunu izini bilmediğiniz Kaf Dağının arkasındaki Zümrüdüanka kuşunu aramaktır tutukluluk.

Tutuklu insan emindir ne yaptığından. Ve asla ama asla pişman olmaz. Onun tek doğrusu vardır, o da budur. Onun emeği boşa değildir, onu sevdiceği mutlaka görecektir. Görmemesine imkân yoktur. Görmese bile hissedecek, hissetmese bile bir an da olsa mutlaka aklına esecektir. Kimsenin kimsede alacağı yoktur bu devr-i devranda. Hele hele aşığın maşukta alacağı kalmaz asla. Hem esarettir, hem özgürlük tutukluluk. Sadece arada dar bir kapı vardır. Geçmesi zordur. Geçen mutlu değildir belki ama mutluluğa ilk adımı atmıştır. Mutlaka bir gün mutlu da olacaktır.

Uzun lafın kısası tutuklu da budur, tutukluluk da. Aşk da budur, aşık da. Eğer yukarıda yazanları okuduğunuzda bu tam beni anlatıyor diyorsanız, bavulunuzu toplayıp kapıyı çarpmadan önce kibriti yanınıza almayı unutmayınız. Muhtemelen ihtiyacınız olacaktır. Sanırım derin ve ıssız, ama her saniyesinden gurur duyacağınız bir hicret sizi bekliyor. Tebrik ederim artık tutuklusunuz. Aklınıza taktığınız kelepçenin bir gün sol elinizde bir yüzük olarak can bulması temennisiyle…

konuk yazar; BaşkaBiri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s