Neden mi Dilemma?

“Oysa bizim bütün güzelliğimiz, yaşantımızla düşündüklerimiz 

arasındaki acıklı çelişkinin yansımalarından ibaretti.”

Tehlikeli Oyunlar

Okul açılır, sezon başlar da benim uykusuzluklarım geri kalır mı? Hem de bu defa, gece yarılarına doğru yüksek doz baş ağrıları eşliğinde. Ama bu sefer sebebin ilhamlarım olduğu yalan değil (Uyurken sayıklasam kendilerini, yandık. ‘Odacak’ tımarhaneye.).

Şu ‘bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır’ sözü gerçeğe çok da uzak değil arkadaşlar, öyle sanmayın. Hayat da insan gibi çünkü; bütün saçmalıkları içinde barındırmakta üstüne yok. Ve insan öyle tuhaf, içine bütün dünya sığıyor. Mesela geçtiğimiz haftaları ben Muazzez Ersoy ve Ebru Gündeş dinleyerek tükettim. Artık her şey mümkün.

Biraz editör triplerine bürünesim yok değil hani bu defa. Aylardır mütemadiyen –bu ifadeyi çok severim de- yazıyoruz. Aramıza katılanlar oluyor. Ayrılanlar hakeza. Bir şeyler ortaya koymaya çalışan; düşüncelerini, hislerini bazen su gibi sakin, yine bazen o aynı su gibi çılgınca coşup anlatan, yani bir bakıma burada ‘kendini paylaşan’ otuz kadar üniversiteli insandan bahsediyorum. Bir çatı, bir isim altında, sevimli mi sevimli bir mozaik benim için Dilemma. Ve sanırım böyle düşünen tek ben değilim ki, istatistiklerimiz bize her ay büyüyen ‘kitlemizi’ vurguluyor.

Ama bir soru var ki, başından beri muhatap kalıyorum: “Neden Dilemma?”

Neden mi Dilemma? Rahat, batar çünkü.

Bazıları doğar(büyür, okula gider-mezun olur, çalışır-emekli olur), ölür. Bazılarınaysa hayat biraz daha fazla bilinmeyenli bir denklemdir. Bir de, döngülerini tamamladıklarında onların da bütün bilinmeyenleri sonuçlamış olduğu söylenemez. Öldüklerinde geride hâlâ çok fazla x ve çok fazla y vardır. Zaten bu yüzden ölürler. Bu yüzden, erken ölürler.

(Herkes susup ortalıkta ışığa dair herhangi bir şey kalmadığında Tina Turner’ı böyle haz alarak dinleyeceksem; olur, uykusuzlukla uzlaşabilirim. Bkz. What’s Love Got To Do With It)

Neden mi Dilemma?? Çünkü kahretsin, dünyanın bütün kararsızlıkları benim içimde. Dilemma. Çünkü sanki inadınaymış gibi ikilemler hep yalnızların yakasına yapışıyor. Dilemma; çünkü hayat bazı insanları geri kalanlardan daha fazla yorar. Çünkü hayat bazen “Çikolatalı pasta mı, meyveli pasta mı?”dan biraz daha kompleks. Bazen daha büyük seçimler söz konusu olabiliyor. Bazen hiçbir şey yapamayıp, olduğunuz yerde kalıyorsunuz. O durduğunuz saçma yerde koza üstüne koza sanki, git gide içe kapanıyorsunuz. Öyle kelebeğe dönüşmek falan da yok ayrıca.

Hayat kararlar alıp uygulamaktan ibaret (bkz. ‘okula gider’, Hangi okul?; ‘mezun olur’, Ne giysem?; ‘çalışır’, KPSS’den kaç alırsam, şu saçma devletin beni bünyesine almaya yeterim?;* ‘emekli olur’, İkramiyeyi nereye savursam?). Ve dolayısıyla benim gibi kararsızlar, yaşamayı pek kotaramıyor. Mesela Bay Charles’ı ele alalım. Önce “Evrim var.” dedi. Sonra “Olmayadabilir aslında.” dedi. Kararsız kaldı. Öldü. (Valla ben dedikoduların yalancısıyım!)

Ama ben şimdi meftanın hatırına bu konuya açıklık getiriyorum. Bu anlamda evrim diye bir şey olsaydı şayet; milyar yılda, zilyon yılda bir görülen ‘iyi huylu’ mutasyonlardan biri erkekleri vururdu da, çoktaaaan ‘bi konuşmayı’ öğrenmiş olurlardı o şanslı genle. Henüz bu bile gerçekleşmediğine göre, planktondan ben? Biraz zor. Feminist mi? Hayır, değilim.

Gelelim uzun bir aradan sonra tavsiyelere.

Artık biliyoruz ki (bilmiyorsan tık!) ÖNCE KİTAP;

Tehlikeli Oyunlar:

Hâlâ okumaktayım. Haftalardır elimde gezmesinin sorumsuzluğumla uzaktan yakından alakası yok. Bu kitabı hayatıma yaymaya karar verdim, olay bu. Oğuz Atay’dan harika bir roman. Okurken psikolojinin dibine vuruyorsun (Ya da sadece dibe de vurabilirsin.). Kitapta çizmediğim, kenarına not düşmediğim yer kalmadı. Tabii ki cümlelerce konuşsam da, hiç ipucu vermeyeceğim. Oku!

Sonra film;

Dear John:

İzleme. Ben bir süre film izlememeyi bile düşünüyorum, ‘Ya yine böyle biterse?’ diye. Yani o bitmekse tabii. Ekran kararıp kast geldi ama, bilemiyorum.

Pür sanat mı;

Bağdat Hatun:

Denizli’de İzmir Tiyatrosu ekibi sahneledi. Sıradaki şehirlerde yaşayanlara şiddetle tavsiye.

Pastane mi;

Karaca:

Takip edenler bilir, bazı durumlarda reklamlar konusundaki prensiplerimizden taviz veriyoruz ki bu insanlar, bunu haketti.

Kendimi bildim bileli annem kekle pasta arası bir kıvamda, harika bir şey yapar evde. Ve adı da ‘Islak Kek’tir. Ama hangi densiz, nereden bulaştırdıysa, bir ‘Brownie’ akımıdır, almış başını gidiyor. Dün girdiğim Karaca Pastanesi beni sadece bu ismi kullanarak cezbetti bile. Çünkü az veya çok, büyük veya küçük, hepimize bazı sorumluluklar düşüyor. Çünkü burası, TÜRKİYE!

***

Neden Dilemma? Niye yazıyoruz? Niye ‘biz’iz? Çünkü ‘Belki de’ diyoruz, ‘Sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir.’**

Ama, bilemezsin, anladın mı?! Hayatın karşına neler çıkaracağını tahmin bile edemezsin. O yüzden, Dilemma!

* Tamam, tamam. Benim KPSS’yle işim yok. Ama sadece kendimiz için mi çırpınalım?

**Ölü Ozanlar Derneği

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s