Kar, Kış ve Aşk

Belki karlı bir sabaha açarım gözlerimi, zaman dolmadıysa eğer. Bu küçük yerde minik kar taneleri aydınlatıyor yıldızsız geceyi.

Kış mevsimini seviyorum. Usulca değmesini de kar tanelerinin saçlarıma. Aslında hava soğuk, belki dışarıda olup çok üşüyen insan var, aklıma gelmiyor, kalbim sızlamıyor değil. Bazen bu yüzden çok sevmeme rağmen ‘kar yağmasa da olur’ diyorum. Merhamet güzel duygu. Karın yokluğuna içimin sıcaklığını bahane ederek katlanıyorum..

Evet eylül, ekim derken kış geleli çok oluyor. Ve soğuklar da. Ben insanın içini ısıtan şeyin güneş olmadığına inandığım için seviyorum kış mevsimini. Asıl güneş insanın tam orta yerinde, kalbinde olmalı, diyorum bu yüzden…

Bazen aklıma düşüyor sorular. Neden herkesin içi sıcak değil ki? Kimyamız aynıyken nihayetinde. Uzunca zaman cevap bulamıyorum. Zaten kaç soruya cevap bulurum aşikar.

Bir arkadaşım diyor. Kimilerinin içini sevgi ısıtıyor, kimilerininkini yine sevgi soğutuyor. Sonra aşk düşüyor kalemime. Aşk diyorum, uzak dur. Kendime yazarken söz geçiremiyorum. Ne yazık!

***

Aşk kimilerine göre tek hecedir. Ağızdan çıkan en güzel sözdür. En keyifli akşam yemeği üzerine çok sevdiğin tatlının ikram edilmesi misal. Mutluluk verir. İnsanı daha insan yapar kim bilir…

Aşk kimilerine göre herhangi bir kelimeden öte gitmez. Kimileri hiç ağzına almaz. Sanki bu sözcüğü dile getirmek yasaya göre suç işlemektir. Ve kimilerinin anayasası yüreklerinde yer alır…

Bu yasa  bir darbe sonucu ortaya çıkmış gibidir. Biraz zorunluluktan, biraz ders alınması gereken yaşanmışlıklardan. Maddeleri az ya da çok, esnek ya da değil bilinmez. Doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılır! Hal böyleyken bu yasa özneldir.. Belki uzun cümleler içerir, art arda noktalı virgüllerden sonra gelen. Belki tek bir kelimedir. “Yasaktır”.

Aşk kimilerine yasaktır. Bu çok sevmekten, çok sevip aradığını bulamamaktan ya da sevememekten(!) meydana gelen bir hastalıktır. Uykusuz geceler baş mimarıdır. Aynalar öyle söyler ki: kan çanağına dönmüş gözler, kendinden geçmiş aksine dans edip dağılan saçlar, “Bu ben miyim?” dedirten yüz en açık belirtisidir hastalığın. Aynalarla anlaşma yapan sesler vardır yakın çevreden duyulan: “Derdin ne senin?” “Niye bu kadar dalgınsın?” “Hiç iştahın yok, eriyorsun.” gibi.. En çileden çıkartanı ise “Abartmıyor musun?”

***

Yapılan şey abartmaksa abartın, birlikte abartalım.

Hz. Meryem’i çizerken kiliseye karşı gelip bir sevdiği kadının yüzünü Meryem yapan ressam kadar korkusuzca, belki günah pahasına abartalım.

Hem iki insan arasına kurulacak o zorlu köprüyü bir türlü kuramıyorsak, dokunamıyorsak birilerinin kalplerine yahut kurduklarımızı sil baştan yapıyorsak bırakın abartalım.

Eğer inanıyorsak, aşkın yukarılardan, kutsal bir amaç uğruna indiğine ve buna rağman aşkı bulamıyorsak, taşıyamıyorsak, yakıştıramıyorsak bir elbise gibi üzerimize, biz bırakın abartalım.

Biz bırakın abartalım, abartıp hatta biz ölelim.

Adımız aşkla yan yana anılmıyorsa nefes alsak ne fayda?

***

Şu an kışa kızgınım.

Kara da.

Beni nerelere getirdi. Neler söyledim ben yine haddim olmayarak.

Of kış, içim sıcak, içi sıcak olanlar da çok… Kimler bilip kimler anlıyor ama???

***

Yazarken hatırladım şubat da gelmiş, kış gidiyor. Doyamadan kar da. Şimdi ben neyi, kimi seveceğim??

Hiişşş.

Hatırlamak bize göre değil.

Hadi unutalım.

Gece uzun uyuyalım.

H.A./ Şubat 2013

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s