Gecikmiş Bir Doğum Günü Yazısı…

“Kutlamak için bir şeyler mi bulmalıymışız?” dedi yüzündeki çok-da-umursamıyorum-aslında bakışı yüzümde gezinirken. Elindeki hediye paketi gözümden kaçmıştı düşüncelerimde yüzdüğümden… Nasıl son dönüşü kaçırırsanız otoyolda, ben de kendimi toplamak için gösterebileceğim son istek demetini ellerimden uçup giden balonlar gibi kaçırmıştım.

Verecek cevap bulamadım, mavi gözlerinden hafif bir hüzün geçerken, neden ve nasıl bir dünyada olduğumuzu bile unutmuştum, her zaman olduğu gibi… O gözlerle size öyle baksa siz de unuturdunuz nerede olduğunuzu, emin olun. Şimdi düşününce, belki de mavi olan gözleri değil, benim yaşlarla bakarken bulanmış görüşümdü. Maviydi ama en nihayetinde benim gördüğüm, uçsuz bucaksız derinliklere sahip, uçurumlardan derin, denizlerden berrak, rüzgârdan daha serin gözler. Onun gözleri benim için hayattı, sonu görünmeyen çizgi gibi. Başlangıcım değildi ama kesinlikle doğrunun önemli bir kısmını oluşturan bir parçaydı, belki de sonlandıracak noktayı da içeriyordu içinde, henüz bilmiyorum, böyle bir şey nasıl bilinebilir ki? Gözlerinde boğulmak nasıl olurdu acaba; sessiz sakin ve huzurlu mu, yoksa aksine çırpına çırpına bütün gücü sarf ederek mi…

Ben bu ve bunun gibi binlerce onun hakkında ayrıntıyı geçirirken zihnimde, gözlerim beni ele vermiş olacak, cevap vermeyeceğimi, belki de veremeyeceğimi anlayan bir edayla bilmiş bir gülümseme kıvrıldı dudaklarının kenarlarına, “o zaman” dedi, “doğum günün kutlu olsun”. O söylediğinde birden onun hakkındaki bütün ayrıntılar benliğim hakkındaki bütün bilgilerle karman çorman olmuş bir şekilde hücum etti beynimin istemli kısmına, evet! Bugün benim doğum günüm. Mutlu yıllar bana!

Kaç seneyi beraber geçirmiştik kim bilir, o ve onun gibi sandıklarımla… Doğru olmadığının farkına varana kadar beraber geçirdiğin zamanın hesabını yapabilir mi bir insan düşündükleriyle? Peki, düşünmeden de berabersen o zaman ne yaparsın? Sadece, sebepsiz, öylesine, sadece yanındaysa…

O yokken neler yaptığını hatırlamayacak kadar uzun süredir yanındaysa, doğru mu yanlış mı bunun değerlendirmesini objektif bir şekilde yapabilir misin? Sevdiğini bilmek için sevmediğini düşünmek gerekmez mi aslında? Aksi türlü nasıl hatırlayabilirsin, hatırlamayı bırak nasıl idrak edebilirsin sevdiğini? Dileğinin o olup olmadığını anlayabilir misin? Dileğinin kim olduğunu anlayabilir misin peki?

Hayat, gerçekten büyüdükçe kompleksleşiyor…

Hani doğarsın, ilk senelerde herhangi bir dileğin bir isteğin bile olmaz doğum günlerinden, farkında olacak kadar anlamamışsındır ki zaten. Kesilen pastadan -eğer kesilirse o da;)- bir dilim ağzına sokmaya çalışır annen veya baban veya bakıcın artık her kimse… Bir süre sonra fark edersin varlığını, dilek dilemeye başlarsın, uğurlu ve sihirli dilekler, sana ait…

Dileklerin güzel olmasının sebebi de çoğunlukla senin yapabileceğin bir şey olmamasından kaynaklanır. Yapabileceği şeyi dilemez insanlar, hep yapamayacaklarını dilerler, elde edemeyeceklerini isterler sihirli dilek perisinden. Büyüdükçe de o yüzden dileklerin statüsü değişir: sakız, oyuncak, arkadaşlarının hepsini çağırabileceğin bir doğum günü partisi, yeni bir elbise, ilerleyen zamanlardaysa artık, huzur, başarı, mutluluk, sevgi, aşk…

En son dilektir aşk, en çok istenen şeyi nedense en sona bırakırız hep, tatlıyı yemeğin sonunda yemek gibi. Ama tadı damağında kalsın derken aslında ona yer kalmayabilir dikkatli davranmazsan… Aşk da böyle bir yerde; eğer dikkatli davranmayıp en sona saklarsan en tatlı olduğuna inandığın şeyi, öldükten sonraya da kalabilir. Hayatının her köşesini, her boşluğunu onunla süslemek, hayatını ona adamak varken, tadına bile bakamadan her şey bitebilir. Sırf bu yüzden yemekten önce tatlı yiyebilir aslında insan, bence çok da tuhaf bir davranış değil. Ben de bir şeyi bu kadar çok sevsem; ben de yanımda ve etrafımda isteyebilirdim.

Aşk…

Bahsedilen gibi agresif olmak zorunda mıdır aşk? Sakin, huzur verici olamaz mı? Ateşli olmak zorunda mıdır gerçekten de? Anne kucağında olmanın güvenini de veremez mi madem o kadar muktedirdir her şeye?

Veya başka bir tabirle, illa ki kötü insanlarla iyi insanlar arasında geçen duygusal bir durum mudur aşk? İki iyi insan birbirine âşık olamaz mı? Onların yaşadığı illa ki kötü, içi boş balon gibi sönük kalmaya mahkûm, uçamamaya mahkûm bir his midir? Değişmek mi gerekir aşk için, kaybolmak ve kaybetmek…

Bizi biz yapan kaybettiklerimiz midir, yoksa kazandıklarımız mı?

Kaybetmek…

Ne kadar talihsiz bir kelime, ne kadar lanetli…

Söylerken bile harflerini kay“ı”p ediyor. Sanki kaybetmeye mahkûmmuş gibi. Başından beri onu kimse kurtaramazmış, sadece dünyada o varmış…

Belki de kaybederek alışmıştır bu dünyada yaşamaya, belki de kaybolmayan tek şey, yok olmayan tek şey kaybolmaktır. En güçlü olanın hayatta kalması…

Mutsuz olmak için mutluluğunu kaybedersin, aslında kelime ‘mut’ u-mut veya mut-lu, mut-suz gibi…

En nihayetinde kaybediyorsun işte, ne kaybettiğinin önemi var mı geri bulamayacaksan? Kaybettiğini bilmek de bir kaybediş değil mi kendi içinde?

Uzanmak ama dokunamamak…

Bakmak ama görememek…

Sevmek ama elde edememek…

Elde etmek ama yanında tutamamak…

Kalbinde tutup ellerinden kayıp gitmesi… Ne demek bilir misiniz? En ağırı ellerinden kayıp gideni, kalbine kazık çakmış gibi durmasıdır. Öylece, sanki orası ona aitmişçesine…

Ve her doğum gününde, o yoksa yanında kutlamanın bir anlamı yoktur. Hepsi aynı hissi verir sana sadece, herkes, her şey onu hatırlatır, ve onu kaybedişini…

Onla beraber kendini kaybedişini, mutlu anlarını, var oluşunu kaybedişini…

Ve onların arasında tek bir bakış, tek bir ifade yeterlidir, 772 kelimeye ihtiyaç yoktur…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s