Sözüm Meclisten Dışarı

Medenice gidin bayım, dedik ve sonra sorduk:

Üzerimize sinen bu koku hangi medeniyete ait?

Devam edelim..

‘Medeniyet ‘ kelimesinin kökü ‘Medîne’dir ve ‘Medine’, ‘din’ kelimesinden köken alır. Yani medeniyetin varlığı, dinin varlığına bağlıdır.

Biraz daha açalım.

Medîne’nin hicretten önceki ismi Yesrib’tir ve hicret ile birlikte Medîne ismini alır. Yesrib nâhoş yer, kınanan yer anlamına gelir. İslâmiyetin henüz Yesrib’e gelmediği dönemlerde Yesrib cahiliye dönemini yaşamaktaydı.Putlara inanıyorlardı, merkezi bir otorite yoktu, kan davaları yaygındı…

Ve daha sonra Musab bin Umeyr hicretten önce Yesrib’e gider, ev ev dolaşır ve Mekke’de öğrendiği ayetleri insanlara anlatır, Yesrib halkına İslâmı tanıtır. Ve hicret ile Yesrib; Medîne ya da Tâbe (güzel, hoş yer) adını alır. Yesrib artık Medîne’dir, medenidir.385888_10200868038332027_1816310499_n

-Yok artık! Din adamı medeni yapar mı canım?

-Yapar efendim, yapar.

Soralım:

Bir minareyi izlemek mi huzur verir, yoksa TOKİ binalarını mı?

Bir camiyi gezmek mi hoştur, asansöre binmek mi (dışarıyı gösteren türden)? 🙂

Çocuklar yatıp kalkıp televizyon mu izlesinler, yoksa oturup ağacın altına tüm gün ağacı mı seyretsinler?
Televizyon izlesinler değil mi? Tüm gün ağaca bakarlarsa deli olurlar mâazallah.
Siz deli deyin efendim, biz velî biliriz.
Bir de dikkat edelim ağaca bakmak değil ağacı seyr-eylemek! Tefekkür. Düşünmek değil. Fikr-eylemek.

Şimdi kilit soruyu soralım: Çay mı güzeldir, kola mı? 🙂
(‘Bu sorunun medeniyet ile ne alakası var yahu?’ diyorsanız siz de haklısınız. Sakin olun, fikirlerinizi yavaşça yere bırakın ve kaçın. Çünkü yazının gittiği yol yol değil!)

…………………….

“Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Ya muhît olmuş gözümden günbet-i devvâre su”

diyor Fuzûlî

ve Yunus Emre diyor ki:

“Yunus sen bu dünyaya niye geldin?
Gece gündüz Hakk’ı zikretsin dilin.
Enbiyaya uğramaz ise yolun
Göçtü kervan, kaldık dağlar başında.”

………….

Pek mukaddes medeniyetimizin, pek mukaddes bir söz yazarı da der ki:

“Dün gece biraz film seyrettim
Canım çıktı ağlamaktan.”

Hatta derler ki:

“Dondurma dondurma dondurma
Vanilya çilek çikolatayı unutma
Yüreğimizi ferah tut
Beni üzüp de aşkımızı dondurma”

Serdar Ortaç konusuna girmeden kaçalım.

Varsa bilen, söylesin yahu! Biz bu şarkılarla nereye kadar gidebiliriz?

Neyse, şarkıları geçelim. Bu kadar köksüz bir duruma meylediyor olmamız sizi korkutmuyor mu? Tökezleyip de düşecekmişiz gibi gelmiyor mu size de?

“Onların misali ateş yakanın misali gibidir. Ateş çevresindekileri aydınlattığı sırada Allah onların nurlarını gideriverip kendilerini karanlıklar içinde bıraktı, artık bunlar görmezler.”(Bakara Sûresi\ 17)

Ya bizim misalimiz de ateş yakanın misali gibi ise. Çevremizi aydınlık sanıyorsak fakat karanlığın tam ortasındaysak. Yanılıyorsak.

Sorgulamanın zamanı gelmedi mi?

Bir de küçük bir not:

Talim Terbiye Kurulu’nun üyeleri, şiirden beklenen kazanımı sağlamak adına Yunus Emre’nin bir dörtlüğünü sansürleyerek ders kitabından çıkardılar.

Yunus’umuza kıymasaydınız be abiler!

Yazıyı yasaklı dizelerle bitirelim:

Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver onları
Bana seni gerek seni

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s