Kırık Ney

İçini acıtan ney sesini duydu hafiften, çok uzaktan. Yavaş adımlarla yürüdü. Gitmek istediği adres belli,  adımları tam ters yönde… Kapattı gözlerini. Her güne bir ömür, her gözyaşına bir kelime sığdırdı. Lâl oldu kelimeler. “Ah zaman” dedi bir solukta. Durdu, adres hala belliydi. Onca zamana rağmen, son defa, adımları onu değil, o adımlarını takip etti. Korkarak açtı kapıyı. Usulca oturdu bir bacağı kırık tabureye. Üzerindeki gözlere aldırmadan… Titreyen elleriyle aldı neyi eline. Üzerine düşen damlalar hayat verdi kupkuru neye. Sonra üfledi usulca… Nefes oldu gönlündeki aşk kırık neye. Sessizliğin içinde inleyen bir ney sesine hayat veren bir gönül…  Lâl oldu bütün sesler neyin nefesinde… Üfledi, üfledi nefesi kesilinceye dek. Durdu sonra neyin iniltileri. Aldırmıyormuşçasına üzerindeki tüm gözlere, tek kelime etmeden kalktı. Nefesi kesilen neyden geriye bir ses duydu sadece:

-Elvan nereye?

-Sen, dedi, kendinin bile tanıyamadığı bir sesle, ne kadar İstanbul’san, ben o kadar başkasınınım şimdi.

I

Son kez nefesiyle hayat verdiği neyi bırakarak çıktı. Ardından kapıların kapanan sesi… Nereye başladığını kimsenin bilmediği bir hikayede yürüdü. Gönlüne sığdıramadığı onca geçmişi gözlerinden akana sığdırdı. Gülüşlerini yaralayan bir tebessümle hatırladı onca zamanı sadece. Küçük bir çocuğun heyecanıyla konuşmuştu ilk defa:

-Olmuyor ki, nefesim yetmiyor.

-Çünkü aşkla üflemiyorsun. Kendinden nefes, hayat vermiyorsun. İçinde aşk yoksa, hiçbir zaman sesini duyurmaz sana bu kırık ney.

-Aşk, demişti, o zaman hangi tanımlamalara sığar ki? Benim aşk sandığımın sendeki tabiri ne?

-Senin yaşayacağın aşkın bende karşılığı yok. Bu, şu anda sadece bir kamış.  Ama  içindeki aşk ona hayat vermeye yettiğinde, o da sana karşılığını verir. Sen ona nefes, o senin aşkına yoldaş olur.

Fazla düşünmedi üstünde konuşulanların. Aylarca nefes olamadı kırık neye. Sadece bir kamış olarak taşıdı yanında. Bir gün kırılan çocuk sesiyle fısıldadı usulca ve utanarak:

-Mehmet, aşk yok galiba benim lügatımda, bu bir kamış olarak kalacak hep böyle.

-Aşk, her şeyden öte sabırdır, vazgeçmemektir. Sabrı öğrendiğinde aşkı anlayacaksın, sus pus dururken yanında vazgeçilmediği gördüğünde, sadece senin lügatındaki kelimelerle fısıldayacak sana tüm kainatın sırrını.

Tüm kainat sanki onun içindeydi. Bütün bu acıları, sevinçleri, bütün bu dünyayı nasıl sığdırmıştı kalbine. Onun lügatındaki aşkla nasıl böyle ağlıyordu kırık ney. Gözlerine baktı ilk defa, yeşildi. Şaşırdı kendine. Onca zaman nasıl fark etmemişti bunu. Birinin taşıdığı aşkı bilsem, dedi, hissetsem kalbimde bu kırık ney ses verir mi bana? Umutla uzandı neye. Neyin boğumlarını kapattı elleri. Üfledi uzunca. Ellerine, incecik uzun parmaklarına baktı Mehmet. Koca bir sessizlik oldu sadece ve karşılık alamamanın acısı yaraladı kalbini Elvan’ın. Öfkelenen yüzüne baktı Mehmet, sakin sesiyle:

-Olmadı, dedi, daha sabretmeye tahammülün yok.

İlk defa acımıştı Elvanın kalbi. “Aşk, dedi, sabrı öğrenmekle başlıyor belki de.” Kırılan bakışlarını kaldırdı yerden, sabrı bile sabırla öğreten Mehmet’in içindeki kainata baktı yeşil gözlerinde. Ve ilk defa içinde hüzün olan bir tebessümle gerildi dudakları… Lâl oldu aşk sessizliğin içinde…

Kırık Ney” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s