Aşk Üzerinde Düşünceler

Yıllardır insanoğlu aşk adına bir şeyler söylüyor, bir şeyler karalıyor. Günümüzde ise bu durum çığırından çıkmış durumda ne yazık ki.  Pop şarkılarının %99 u aşkı ele alıyor. Çıkan kitapların çoğu da hakeza öyle… Peki, yazarlar, besteciler neden aşkı bu kadar çok ele alıyor? İnsanlar mı aşka rağbet gösterdiklerinden dolayı insanlar bu alanda sanatçılar ürün veriyor yoksa sanatçılar ürün verdiklerinden dolayı mı insanlar buna rağbet gösteriyor? Yoksa tüm bunlar Amerika’nın bir oyunu mu?

Öncelikle, aşk duygusu kitaplardan okuduğum ve türkülerden dinlediğim kadarıyla insanın iradesinin en yetersiz kaldığı durumlardan biri. Aşk acısı çekmekten mutluluk içten içe farklı bir mutluluk duymayan birisi şu dünyada var mıdır, bilmiyorum. “Aşk” kelimesinin “sarmaşık ”tan geldiğini biliyoruz. İki insanı birbirine sarmasından ve aşk duygusunun tüm benliği sarıp sarmalamasından olsa gerek bu isim verilmiş.  Ve insan aşka karşı derin bir zaaf duyuyorsa ki bu gayet normal, yaradılıştan gelen karşı cinse duyulur.

 Aşkın bu kadar ele alınması, filmlerde, kitaplarda, şarkılarda kullanılması (bence tüketilmesi) aşkın değerini azaltıyor mu yoksa aşkın değerini artıyor mu? Bence bu durum ne yazık ki “aşk” duygusunun o kendine has ulvi halini, ne yazık ki suni hale getirdi. Aşk tabiri caizse ayaklar altına alındı. Ona itafen yazılan saçma sapan sözler, saçma sapan yorumlar ki aşkı bir günah haline getirdi. Dahası aşkı günahın bahanesi haline getirdi. Günah (buluşma, öpme, koklama, el ele tutuşma, sarılma…) olmadan aşkın yaşayamayacağı söylentileri, bu “çıkma” denilen saçmalığın (nam-ı diğer flört) yayılması aşkı insanların gözünde bir popüler kültür gerekliliği haline getirdi. Ama bir hadis-i şerifte denilir ki: “Kim âşık olup da iffetiyle (günaha girmeden) ölürse, o kişi şehit sayılır.” Evet, âşık olmak zor, ona dayanmak zor ama mükâfatı büyük ki o hal üzerine ölünce şehit sayılıyoruz. Tekrardan söylemek gerekir ki aşk birkaç SMS veyahut birlikte sinemaya gitmek falan değil aksine sevdiğini içinde büyütmektir. 

 Bir de aşk ile ilgili incelemek istediğim diğer bir konu ise kime âşık olup olmayacağımızdır. İnsan zorla mı âşık olur yoksa aniden mi? Hangi aşk daha doğrudur? Bir de âşık olduğumuz kişinin de bize âşık olması gerekmez mi eğer o insan doğru kişi ise? İmdi tüm bu sorularla zihnim hercümerç olurken doğru yol hangisidir? Mutlu olmak için mi âşık olmalı insan ya da insan âşık olduğu kişiyle mi evlenmeli? Demek istediğim doğru kişi arayışı nereye kadar sürecek ve bu durumdan nasıl emin olabiliriz? Birinci olarak, insan eğer doğru kişiyi bulmuşsa ona olan aşkı bir anda gerçekleşmelidir. Örneğin, siz birini yıllardır tanıyor olabilirsiniz ama küçük bir an size farklı görünür, gönül pencerenize göz kırpar ve yangın başlar. Eğer bu yangını kontrol edemezseniz işte o zaman vücudunuz da bu durumdan harap ve bitap düşer. Doğru kişi arayışına gelince bence nice şair karşılıksız aşkın dibine düşmüş ama bence aşk karşılıklı olmalı. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin ve benzerlerinin aşkları hep karşılıklıdır. Doğru kişi olduğundan emin olmak ise o bizim %100 bilemeyeceğimiz bir konudur. Hele son zamanlarda artan boşanma oranlarını görünce insanın bu konuda “Amanın Yarabbi” diye çığlık atası geliyor. Burada olması gereken tevekkül(işi Allah’a bırakma) olması gerekiyor. “Nasipse gelir Hint’ten Yemen’den, nasip değilse ne gelir elden” deyip beyaz atlı prensimizi ya da prensesimizi beklemek gerekiyor. Bulunca da söz-nikah yapıp artık âşık ile maşuku kavuşturup bu aşk defterini kapatmak belki o aşk duygusunu ailenin oluşacak küçük fertlerine yöneltmek gerekiyor.

 Sözün özü, aşk bize popüler kültürün dayattığı, anlattığı zamazingo değildir. Aşk insana verilmiş en yüce duygulardan biridir. Öyleyse sevgili okur, bu kadar okudun bunları aşk acısı çeken ve ya yanlış yolda olanlara anlatmak artık senin bir görevindir.  Hangi klişe ile bitirmek gerekir sözü, “Aşk bile bile bir tutsaklıktır”, “Aşk kaç beden giyer !?”, “Aşkın açamadığı kapı mı var”, “Aşk bir sudur, iç iç kudur”…

“Sustum. Artık gönül hakkında bir şey
söylemeyeceğim.  Çünkü gönlün vasıflarını saysam, aklın almaz,
gönül senin düşüncene sığmaz.” (Mevlana)

konuk yazar : kurşunkalem

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s