Toprak, Acizlik ve İşkence Üzerine

1005560_10201536086952825_479997428_nAynı toprakların insanlarının kalbi aynıdır. Aynı mahallede büyüyen çocuklardır onlar.

Değil mi ki hepimiz aynı ahlâk ile ahlâklandık. Mahalle ahlâkı. Toprağımızın ahlâkı.

İnsanları parmak ile gösterirdik de anında gelen bir uyarı ile utanıp da indiriverirdik elimizi. Balkondan çağırırdı annemiz, annemizin sesi ile eve giren çocuklardık biz. Bakkallarımız vardı ve bir o kadar saf yirmi beş kuruşlarımız, avucumuzun içinde sıkı sıkı tuttuğumuz, yere düşünce koşa koşa aldığımız. Elimizi sürmezdik komşunun bahçesindeki iri eriklere. Ama, bazen dayanamayıp da iki üç tane koparıverirdik. Utanıp da kaçardık sonra hemen. Akşama eve gelirdik masanın üzerinde bir tabak, içinde bir sürü erik. Komşu getirmiş anlardık. Ertesi gün dalda bir yazı: Zehirlidir! 🙂

Çamurdan evler, koltuklar, insanlar yapardık. Allah’ım! Toprağa o kadar yakındık ki.

Aynı toprakların insanları derken, oynadığımız çamurlarda toprağa akıttığımız sevinçlerimizden, utancımızdan, gözlerimizin parıltısından, kalbimizin küt küt atışından, en saf heyecanlarımızdan bahsediyorum. Heyecanımızla, utancımızla, masumiyetimizle aynıydık.

-Yağmur yağınca koşarak eve giderdik. Şimdilerde yağmur yağarsa koşmuyorum. Yürüyorum. Bilmem neden…-

Masmaviydi gökyüzü. Bir de o kadar büyüktü ki, küçücük aklımıza sığmazdı gökyüzünün büyüklüğü. Allah gökyüzünden de büyüktür derlerdi. Şaşar kalırdık. Acizliğimiz , masumiyetimiz, utancımız aklımıza sığdıramadıklarımızdan kaynaklanıyordu. Gökyüzü aklımıza sığmaya başladığından beri azaldı maviye olan inancımız.
-Her şey aklımıza sığıyor artık. Aaa evet en büyük biz olduk!-

Ne masumiyet ne de samimiyet kaldı sonra.

Hayır. Aklımız her şeyi almamalı.

Gökyüzü masmaviydi.

Tabii ya. Uğur böcekleri vardı. Uğur böceklerinin ayakkabıları bile derdimizdi. Dertlerimiz de aynıydı.

……….

Hayallerimiz bile aynıydı bizim yahu. Kırmızı renkli ayakkabılar, kramponlar biricik rüyamızdı.

Bi’ param olsun, derdik. Bi’ param olsun tüm çocuklara dondurma alcam.

Kurdeleli karnelerimizle, kapladığımız mopak defterlerle, kapkara ellerimizle, hayallerimizle, dertlerimizle aynıydık işte.

bir gün

Aklımız yetmeye, kelimelerimiz bitmeye başladı. Az konuşuyorduk, her şeyi anlıyorduk. Çok bilmişlik sendromu değil, topraktan sıyrılma çabası.

Acizliğimizi unutuverdik.

Hiçbir şeye, hiç kimseye karşı küçük hissetmiyorduk kendimizi. Biz her şeyi bilirdik. Anneannelerimizin, babaannelerimizin, dedelerimizin yüzüne baksaydık, acizlikten eriyecektik. Ama hayır, her şeyi yalnızca biz bilirdik. Öyle olmalıydı. Biz, okumuştuk. Onlar cahil(!)

Bu toprağın çocukları acizliğin haddini bilir, sınırları aşmazdı.

ama

insan acizliğini unuttu.

sonra

Birden hatırlayıverdi unuttuğu acizliğini. Alacağı araba için yetmeyen parasına karşı aciz kaldı. Televizyonda gördüğü elbisenin aynısını giyecekti. Giyemedi. Aciz kaldı. Pahalı takımlarını giyip, davetlerde parmakla gösterilmeliydi. Gösterilmedi. Yine acizdi.

Modern insan aciz kalmayı bile beceremedi yahu. Acizlikten yana seçimini yanlış kullandı. Üzüldü. Kaygılıydı. Stres, bunalım, NLP!

Gökyüzü büyüktür deyip bulutlara inansaydı, yağmurlara mesela…

NLP pek komik.

…….

ve sonra

işkence..

Neye karşı aciz kaldığını şaşıran beşer, çaresi yok işkenceye başvurdu. Çünkü arabayı almalı, elbiseyi giymeli, davette parmakla gösterilmeliydi.

Acizlere mahsus gösterinin adıydı işkence.

…………………..

Bizim kalplerimiz aynı.

Aynı toprağın çocuklarıyız.

Biz birbirimize işkence yapamayız.

……….

İşte en çok bu üzüyor beni…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s