Kaybolan Yusuflar…

“Karanlık puslu bir ormanın içinde, yönünü kaybetmişti. Issız topraklarda ne yapacağını bilmez bir halde iken başını gökyüzüne kaldırdı. Bir dolunay vardı gökyüzünde ve bir de parlayan bir yıldız. Tamam, artık yolumu bulabilirim, diye düşündü. Eline bir çubuk aldı ve tahminen geçtiği yerleri, yıldıza göre konumlayarak bir harita çıkardı. Yalnız harita çıkarmıştı çıkarmasına ama nereye gideceğini bilmiyordu ki… Bu problemi fark ettiği zaman umutsuzca, sanki son dakikada şampiyonluğu kaybeden bir teknik direktör gibi olduğu yere çöküverdi. “Bir yol bulmalıyım, beni bu durumdan kurtaracak. Bir yol gösterenim olmalı…” diye düşünürken, büyükçe bir böcek üzerine atladı. Birden irkildi ve elinin tersi ile böceği uzaklaştırdı. Böcek inatçı çıkmıştı, sağdan atlıyor, soldan atlıyor, üstten atlıyor, elinden geleni ardına koymuyordu. Ne kadar şiddetle uzaklaştırmaya çalışsa da böcek tekrar geri geliyordu. Bu durumdan iyice sıkılmıştı ki, bir an dünyanın sonu gelmiş, o böcek tarafından öldürüleceğini düşünmüştü. Sonra isyankâr bir şekilde “Ey böcek! Yeter artık, sıkıldım oyunlarından. Zaten bu karanlık ormanda kaybolmuşken, senin benimle uğraşma derdin de ne böyle !? Işık yok, yolcu yok, ses yok… Bir yol gösterenim dahi yok… Hâlim böyle iken senin halâ dört bir yandan beni yaralamaya çalışmanın mantığı nedir? Benim suçum nedir ey böcek, senin derdin nedir?”

Öyle bir haykırmıştı ki aklından geçenleri, o sırada o, o değildi sanki. Kendisiyle aynı acıyı paylaşanlar bir an onda can bulmuştu da dile gelmişti. Böcek olduğu yerde öylece kalakaldı. Böceğin gözlerinden yaşlar gelmeye başladı. Boynunu büktü ve usulca uzaklaşmaya başladı ama arada duruyor, arkasına bakıyordu. Böcek gitti, gözden kayboldu…

O yine karanlıkla baş başa idi. Nedense başına gelen bu garip olaylar ona normal geliyordu. Hâlâ buradan nasıl kurtulacağını bilmiyordu ve bu böcek gibi bir sürü böcek olabilirdi. Bir böceğe karşı bile bu kadar zor karşı koyabilmişken diğerlerine nasıl karşı koysundu ki? İçine gelen ürperti, ona yalnızlığını hatırlattı. Ağzına Necip Fazıl’ın “Kaldırımlar” şiirinden birkaç dize anlamsızca diline dolandı.

“Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;

Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.

Yolumun karanlığa saplanan noktasında,

Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.”

Bir an içini umutsuzluk kapladı. Bu karanlık onun da içini karartıyordu. Hayaller hercümerç oldu, artık sükûta dayanamaz hale geldi. İçinde damla damla biriken sükûtun çığlıklarını haykırmak istiyordu ama olmuyordu. En sonunda çılgınlar gibi koşmaya başladı, koştu, koştu ve bulduğu bir kuyudan içeriye şuursuzca atladı…”

Yusuf aniden başını sıradan kaldırdı. Ne kadar da ilginç bir rüya görmüştü. Teneffüse çıkınca doğruca kantine giderken birden durdu. Etrafına baktı, insanları gördü ama ormandan farkı yoktu. Bir an öyle hissetti. Tekrar bilinçsizce koşmaya başladı bu sefer kuyu bulur muydu bilinmez ama onu bu ormandan kurtaracak birilerini bulması gerektiği kesindi… Arkasına baktığında onun gibi bir sürü genç olduğunu gördü. Ve durmadan koşmaya devam ettiler…

konuk yazar : kursunkalem

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s