Uyuyamayan Kurabiye*

Bella’ya çok kızmıştım.

Birini seçmeliydi.

Tam olarak nereden seslendiğimi bilemiyorum bu sefer. ‘Araf’ diyebiliriz belki çünkü final sürecine(Süreç?) girmiş bulunup, şimdiden plaj fotoğrafı paylaşanlardan nefretle(Nefret?) bahsederken, ani bir çağrıyla İzmir’e gelip, kendimi Ege’nin masmavi sularına bıraktığım doğrudur.

Havamı da attığıma göre devam edebilirim. Eve döndükten sonra 22.00 gibi yemek yiyip, 23.00 gibi derse oturup, bayağı konu bitirdim. Yaşadığım kavram/kimlik/falan/filan karmaşasını sen hesap et: Şimdi ben tatilde miyim? Yoksa finale mi hazırlanıyorum? Yoksa 10 gün sonra fakülte binası önünde sınav çıkışı halay mı çekeceğim? (Oops! Ağzımdan kaçtı.)

Her sınav dönemi, benim ruhani yolculuğumda bir kilometre taşı, bir dönüm noktasıdır. Ruh rehberimin beni ne yapıp edip var oluş amacımı bulmaya yönlendirdiğini düşünüyorum ki sağlam delillerim var: Geçenlerde Normal Defekasyon** konusuna çalışırken hayatın anlamını sorguluyor buldum kendimi. Sahiden, neden vardık biz?

30-40 sene içinde öleceğiz nasılsa, bu stres gereksiz, sonucuna vardım (Süre konusunda fazla iyimser yazıyorum ki bensiz geçireceğiniz yılların telaşına şimdiden düşmeyin. Hipertansiyonlu, embolili ütopyalarım var yoksa.)

(Lisede tahtada soru çözerken basamakları atlayan matematik hocama tepki gösterdiğimde, ‘Araları zihninizden doldurursunuz’ tarzı bir cevap vermişti. Şimdiki paragrafla bir öncekini bağlamayı da sizin zihninize bırakıyorum.) Son günlerde fark ettim ki, standart geyik girişimi neden yaptım bilmiyorum konu ciddi aslında, arkadaşlarımı seçerken şunu kıstas alıyorum artık: İleride çocuğumun etrafında olmasından rahatsız olur muyum?

Büyüdük mü gerçekten? O kadar oldu mu?

Bazen de şuradan anlıyorum büyüdüğümü; “Hayır Betül. Ergen misin?! Kalp neymiş? Ses neymiş? Adam ol!”. Halbuki ben, hep içimden geleni yapar, mutlu olacağımdan emin olurdum. Bir süredir öyle olmuyor. Bir süredir içimden bir şey yapmak gelmiyor. Bir süredir kararları yazısız kurallar, toplumsal yargılar vs. veriyor (Az önce ders çalışırken öğrendim ki, kendi isteğine değil, toplumun doğru öngördüğüne göre davranmak 6-12 yaş arası başlayan-gelişen bir yetenek(!), davranış vs. Buradan bakınca geç bile kalmışım.) Ben de işte takılıyorum, bilirsin.

***

Düşündü kadın. Dakikalarca düşündü. Saatlerce… Uyunamayan gecelerce, kafadan atılamayan problemlerce, unutulamayanlarca düşündü. Sonra horozları duydu (Horozlar ötüyordu sabahları demek hâlâ). Tamamdı. Yavaştan rahatlamaya başlamıştı. Horozları ezan takip edecekti çünkü. Çünkü ezanı duyunca ‘Kalk, namazı kıl, öyle yat.’ diyen sesi bastırmaya çalışan şeytan, uyumasına yardım edecekti.

***

Şeytan mıydı, nefs mi?

Modern çağ(!)da Şeytan gibi beş-duyuyla-algılanamayan bir şeyden bahis açmak, sanki hayali varlıklara inanıyormuşuz izlenimi veriyor ve bu yüzden nefs kelimesine daha mı çok pas veriyorduk?

***

Çok misafirimiz var bu sayıda.

Mutluluklar mutluluklar.

Ayrıca bu sayıda, yayınlanması için sabırsızlandığım bir yazı var.

Geçen gün gönderdi sahibi.

Ben çok beğendim.

Siz?

https://dilemmadergi.com/2013/07/01/prensesin-cople-imtihani/

***

Mutlu yazlar!

* Başlığa ilham veren biricik insana teşekkürler.

** Bu konunun (bir arkadaşın da dediği gibi rektal tuşe ile beraber) sene sonuna yaklaşırken işlenmesi hayra alamet değildi, belliydi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s