onuctemmuz

Biliyorum, bazı şeyleri ne kadar istesem de değişmeyecek…
Selam olsun gidenlere, selam olsun geride onları beklemeyi reddedenlere…

Hep kaybettiğimizde mi anlarız elimizdekilerin değerini?
Hep yatakta tek başına karanlık geceyi karşılarken mi buluruz doğru sözcükleri, sevdiğini söylemek bu kadar zor mudur gerçekten?
Hep son anımızda mı anlarız elimizdeki huzurun yavaş yavaş kaybolduğunu?
Dışarıda kaldığımızda mı anlarız, içeride olmanın değerini?
Kapı yüzümüze çarptığında mı anlarız acıyı?
İçini açmanın zorluğunu…
Kolay kolay yapılabilecek bir şey değildir insanlara içini açmak, arkadaşlık…
Korkunun tadını kokusunu hatırlamadan kendini aslanların yanında koşmaya zorlamak… belki de ceylansındır, bilemezsin ki ayna yoktur ortamda… Kimse söyleyemez ki sana cinsini, kendi kendine bilmen gerekir. Belki son anın olacaktır o koşu ama önemli olan o anki adrenalin, heyecan…
Ölmek ve öldürmek için yaşar insan, kim ne derse desin.

Kolay kolay yapılabilecek bir şey değildir aşk, hoşlantı, sevgi. Adını ne koyarsanız koyun, almadan vermeyi gerektirir içinde. İstemeden, istemeyi akla bile getirmeden, düşünmeden kendini bırakmayı…
Kendini bırakmaktan bahsederken, kollarına bırakmaktan (“beni tut aşkııam tamam mı”) bahsetmiyorum, her zaman o kadar düşünceli olmaz “maşuk”, zaten öyle bir zorunluluğu da yoktur. Kendini, et yiyen, duygu sömüren bir canavarın ellerine de bırakıyor olabilirsin, bunu ancak etinden bir parça koptuğunda anlarsın, tabi o zaman iş işten geçmiş demektir (geçmiş olsun). Umutsuzca umud etmektir çoğu zaman aslında…

Aşık olmak demek, baktığın her yerde onu görmeyi taahhüt etmek demektir. Aşık olmak demek, şairane bir tabirle “gözlerine hapsolup, dünyadan vazgeçmek” demektir. Aşık olmak demek, “ben” dememek, diyememektir. Hayatım boyunca değil, sen varken demektir. Sensiz değil bensiz demektir. Hayatını ondan önce ve sonraya ayırmaktır,
Deli gibi özlemek, deli gibi kıskanmak, deli gibi bakmaktır hayata. Deli gibi bakmayanlara da deli gibi kızıp deli gibi davranmaktır. En iyisi deli olmaktır. Kaçabilirsen…
Aşık olmak o kadar komplekstir ki bazen kendini kaybedersin kavramlarda, kıvrımlarda… Beyin kıvrımlarından bahsediyorum tabii ki;) ama sonuçta, bazen o kadar karışır ki her şey, yuvarlaklar kare olur, kareler çizgi olur, bazıları komple yok olur.

Aşkın “varsayılan ayar”ı yoktur, illa ki “gelişmiş” veya “özelleşmiş”tir.

Buraya nereden geldik?
Şuradan, arkadaşlık da bir nevi aşka benzer bu konuda. Hani iddia edilir “arkadaştan sevgili olmaz” diye (ki bunun en büyük savunucularından biri de ben olabilirim aslında) ama, bir yerinde sevgi, aşka gitmeye çalışıp ulaşamamışlık değil midir? Tabi bütün sevgiler için değil, o halde iğrenç olurdu (anne sevgisi, lütfen!). Bahsedilen sevgi, nihai amacı aşk olan sevgi, yolda haramiler tarafından soyulmuş, elleri ayakları kesilmiş bir zavallılık değil midir? Yanlış olmasın, asla sevgiyi küçümsemiyorum. Bizim gibi asla aşka sahip olamayacaklar için çok çok büyük bir ihtiyaç ve duygular denizinde pusulası şaşmadan giden tek gemi onunkisidir bakılınca, ama aşka ulaşamamıştır. Fırtınalar çıkmıştır, yolda yıldırım düşmüştür, dev bir balina onu yutmaya karar vermiştir, ahtapotlar hep üstüne çıkıp kırıp dökmüştür, köpek balıkları yemeklerinden sonra dişlerini temizlemek için onun tahtalarını kullanmıştır, deniz anaları kaybolan huzurlarının sebebini onda görüp hep beraber onu çarpmışlardır, olmuş da olmuştur…
Sonuçta aşk adasına, aşk limanına ulaşamayan arkadaşlık gemisi, hasret kayalarına vura vura parçalanmıştır. Bu arada yaşadıklarını da ufak ufak sarsıntılar gibi değil büyük depremler gibi düşünen biz aşk yoksunlarını, sevgi mahrumlarını bırakmıştır geride.

Bu da bizim hikayemiz…
Belki de ulaşamamak daha iyidir aşka… Belki de sadece sevgiyle kalması aşkın kutsiyetini daha büyük bir noktaya taşımaktadır. Belki de aşka en fazla aşk gibi davranan asla aşka sahip olmamış olanlardır. Belki aşkı aşk gibi gören de onlardır aslında. Ona tapan, adaklar adayan, onu göklere çıkaran da sevgiperestlerdir, ne dersiniz?

Belki de asla gelmeyecek olan sevgiliyi beklemenin heyecanı, sevgilinin seneler sonra şişman, kel ve ruhu ölmüş bir şekilde gelmesini görmekten daha yücedir…
Ve belki kaybolan bir ada gibi, aşkı Atlantis’e dönüştüren, yine sevgiperestlerdir.
Belki onu altınlara bezeyen, denizatlarına bindirip, gümüşten tahtlara oturtan da onlardır…

Trajik…
Hayat da öyle ama…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s