“korku-koku”

Korkularının sizi köşeye kıstırdığını hissettiniz mi hiç?
Veya size sınırlamalar getirdiğini?
Başkaları ne yazdığımı okuyup anlayacak korkusuyla yazamamak…
Evet evet, anlamayacak değil, anlanacak olma korkusu…
( S: Şair burada ne demek istemiş sizce çocuklar?  C: Belki de anlaşılmak istemediğini ifade etmeye çalışıyormuştu nerden bilelim biz? )

İstenmeden görünme korkusu bir yerde…
Eski sevgiliyi hatırlattığı için belli sokaklara gidememe korkusu gibi…
Bayağı sokağın başına gelince öyle salak salak bakıp sonra da yolunu değiştirmek…
İçinden geçen asla dile kadar gelmeyen cümleler…
“Hâlbuki oraların hepsi önceden sadece onun değildi, aynı zamanda benimdi de…
“Tek başımayken de severdim…
“Burası ondan önce benimdi zaten!
“Peki…”

Terk edilmiş arkadaşlıkların sindiği yerlere girememe korkusu…
Girdiğinde sanki orada onu bulacakmışsın, o anı bulacakmışsın gibi, daha da kötüsü o anları hatırladıkça ne kadar özlediğini fark edecekmişsin gibi girememek…
Boşluğa iç geçirerek bakmak saatlerce…
Sonra burnuna bir koku gelir uzaklardan…
Belki orada biri o nargileden içiyordur, ısrarla içme dediğin ama durduramadığın… Tam da onun sevdiği aromadır hem de, olasılıklar ne ki?
Ama o an öyle denk gelmiştir. Olamaz mı?
Bazen on üzeri elli birde bir sıfıra karşılık gelmez, bazen matematik ilişkiler içinde hiçbir anlam ifade etmez. Bazen son kalan iki puzzle parçası da aynıdır. Bazen onun elini hissedersin otobüste yanlışlıkla eline dokunduğun adamda…
Bazen…

Bir şehrin tek bir insan kokması ne demek bilir misiniz?
Koca bir şehrin…
Girmediğin, gitmediğin bir şehrin…
Hiç girmemiş olsan bile o şehrin otobanından geçerken onun kokusunu almak…
Haritada bakarken onun kokusunu duymak…
Ne kadar saçma değil mi?
Anlamsız…

En kolay unutulan ve hatırlanamayan şey kokudur derler, o yüzden birinin kokusunu duyduğunda canını acıtırmış. Oradaymış gibi hissettirirmiş…
Belki de kaybettiklerini hatırlatırmış…
Belki de sıcaklığını, gülüşünü hatırlatırmış…
İki kişisel şey daha…
Sıcaklık…
Gülümseme…
(İkisine de sahip olanlar ne kadar şanslılar…
Hiçbirini elinde tutamayıp uçurtmanın ipi gibi kaçırıp arkasından bakan umutsuz romantikler de ne kadar şanssız…)

Kokusunu elinde taşımaz ki herkes, bazılarının aylarca yanında durursun duyamazsın kokusunu…
Ruhu gibi, kendi açtığı zaman görebilirsin, kendi açtığı zaman hissedebilirsin ne dediğini, ne hissettiğini,
Nasıl koktuğunu…
Bazı kokular da sana aittir. Tamamen senin…
Duştan çıkıp yanına gelmesinin kokusu mesela…
Asla başkasının yanında hayal etmek istemeyeceğin kokulardan.
Asla bırakmak istemeyeceğin kokulardan…
Bırakmaya ölesiye korkacağın kokulardan…
Bir de ilk öpücük kokusu var,
Yemin ediyorum böyle bir koku yok!
Yanlış olmasın; ilk öpücük kokusu ilk öptüğün insanın kokusu değildir, beş yüz tane insanı öpebilirsin ama yine de o kokuyu alamayabilirsin.
O koku karıştırılamayacak bir kokudur (sadece o koku değil zaten, o bir his aslında ama…)
İlk öpücük kokusu o saf, eksiksiz, katıksız sevginin kokusudur. Basit bir temasta (basitmiş, peh!) hayatının tamamlandığını hissetmenin kokusudur. Mutlak mutluluktur, yeni doğmuş bebeğin ilk gülümsemesi gibi…
Ama’ları yoktur, keşke’leri de…
O ana aittir, sana aittir. En güzeli de her zaman hatırladığında yüzünde tuhaf bir gülümseme belirmesini sağlar.
Her türlü kötülükten sonra bile yüzünde nereden geldiğini bilmediğin bir gülümseme yerleşir…
Başka anlatılabilecek, konuşulabilecek bir şey yok.
Dağılın!

 

Ve beni onun kokusuyla baş başa bırakın…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s