-kayanyıldızlarım-

Tanışmamız nasıl oldu hatırlamıyorum bile, ama zaten ben böyle ayrıntıları hatırlayabilen bir insan değilim.

Biliyorsun…

Basit bir adamım ben, sevgim de basit, nefretim de… (intikam duygularım basit değil ama onu da gerçekleştirebildiklerim enderi nadirattan hepimizin de bildiği üzere 😉 )

Birini seversen seversin, sevmezsen de sevemezsin, aslında hayat bu kadar basit bizim gibiler için. Belki az belki çok…

Basit insanlarız biz, kompleks olamadık hiçbir zaman.

Zannetmesinler denemedik, ama yapamıyoruz işte. Sofistike değiliz azizim, robe de chambre’larımızla kalkmadık hiç yataktan. Veya croissant yemedik kahvaltıda daily basis olarak ;))

Buyuz biz.

Basit mutluluklardı bizi ayakta tutan hep…

Sabahları son kalan “gevrek”i almak bir mutluluktu mesela ( ehehehe, eksik kalsın sırada bekleyen elli kişi… Onlar da açma alsınlar canım ne yapalım )

Veya maden suyu paylaşmak ( ve evet, hala sensiz maden sularını hep yarım bırakıyorum. Çok büyük yapıyorlar ne yapayım…)

Aynı kulaklıkla müzik dinlemek…

Aynı anda bağırmaya başlamak… ( hangimiz zamanında nu-metal dinlemedik ki 🙂 )

Aynı müzikleri sevebilmek…

Aynı şekilde ritim tutabilmek…

Aynı şekilde azar yemek…

Aynı zamanlarda aynı sınavlardan kötü not almak…

Kitaplarımızın her birinin alakasız oluşu, asla okuduklarımız konusunda anlaşamıyor oluşumuz…

Tek başına güçlü görünüp iki kişi yıkılmamız… (bkz. bizi kimse yıkamaaaz diye bağırarak yere düşmek)

İçmeden sarhoş oluşlarımız… (bu ağaç bir tane mi yoksa iki mi?? Ne içmiştik ki biz, mangolu ice-tea’de alkol var kesin!)

Dudaklarımızdan çıkmayan kelimelerle sırlarımızı paylaşmamız…

Sen ağlayınca ağlamak, sen gülünce kahkahalara boğulmak…

Telefon sadece kulağım zonklayınca kapatabilmek… (ve evet, yeni bir telefon almalıyım haklısın, çok radyasyonlu)

Bizi biz kılan basit ayrıntılarda saklıydı gülücüklerimiz. Gözüme baktığında su savaşı yapmak istediğimi bir bakışım, bir gülüşüm anlatırdı sana hep…

Hiç de sormazdın, bu havada mı diye…

Bu ortamda mı?

Bu şekilde mi?

Şu an mı?

Sadece kantinden su şişesi almaya giderdin, büyük.

Az hasta olmadık o su savaşları sonrasında.

Ama…

Hep çocuk kaldık belki de o yüzden…

Belki de o yüzden insanlar hala ortaokul veya lisede olduğumu (en fazla lise iki, üç olamazsın!) zannediyorlar. Belki de o yüzden hala uyandığımda içimde tuhaf bir gülümseme oluyor. Belki güneş tepedeyken o yüzden yerimde duramıyorum.

Belki de o yüzden asla çocuk olmaktan çıkamadım. Belki de hala içimdeki çocuk senle sabahtan akşama kadar koşuşturduğu için akşamüstü eve gittiğimde genelde yemek bile yemeden uyuyakalıyorum, yoruyorsun içimdeki çocuğu…

İlk aşklarımın hepsini belki de bir tek sen biliyorsun. Kimden hoşlanıyorsam, tek bir bakışımla anlıyorsun. Daha da saçması hala beni bir kere bile yargılamamış oluşun. Daha da saçması her seferinde beni cesaretlendirmiş oluşun. Hiç biri için “değmez” demedin. Sadece “emin misin”. Tabi iki kelimen benim bütün korkularımı ve endişelerimi ortaya çıkarıyor, orası ayrı (aramızda kalsın;))

Ailemde ne olup bitiyorsa benden önce öğrendiğin de azımsanamayacak kadar çok, annelerimiz iyi anlaşıyorsa bunda kimin suçu var?

Ama en kötüsü…

Sen kırıldığın zaman, parçaların kucağımda ben de yıkılıyorum. Biri sana kötü bir şey söylediği zaman öldürene kadar dövmek istiyorum, ağzını burnunu parçalayıp sana bir daha zarar veremeyecek hale getirmek…

Yakınlarına yakın gibi davranamadığında yanında olup en yakının olmak istiyorum, fiziksel olmasa bile ruhsal olarak yanından ayrılmadığımı bilmem anlatabiliyor muyum, sesim o kadar gür çıkabiliyor mu o zamanlarda?

Sen yanımda değilken başına bir şey gelir diye ne kadar endişelendiğimi biliyor musun?

Seni kıran ben olduğumda tekrar tekrar dudaklarımı ısırıp kanatıyorum, sanki suçlu onlarmış gibi, özürlerimi duyabiliyor musun ısırdığım dudaklarımda? Kanayan yaralarına kelimelerim bir parça olsun merhem olabiliyor mu acaba?

Kızgınken, içine kapanıkken kabuğunun üstünden sana sarıldığımı görebiliyor musun? Kırmaya çalışmıyorum emin ol, sana nerede rahatsan, ne kadar rahatsan o kadar yakın olmak yeterli benim için…

Yalnız olduğunu, ölsen daha iyi olacağını düşündüğün zamanlarda ellerinden sıkı sıkı tutmaya çalışıyorum, sadece atlamanı engellemek için değil, kaymanı engellemek için değil; eğer atlarsan, gidersen sensiz yapamayacağım için…

Gittiğin yere beni de götürür müsün, istediklerini yapmaya söz verirsem?

Çünkü ne kadar yalnız olduğunu, tek olduğunu düşünsen de, burada bir kardeşin var. Belki kan kardeşi değiliz, belki akraba değiliz. Ama başka annelerden de kardeş olunabilir, kimse kanıtlayamadıysa sen bunu bana kanıtladın. Kalbimde kimseye yer olmasa bile, hiçbir parçası yerinde kalmasa bile, senin her zaman bir yerin var. Tek şartla: su savaşı yapabilir miyiz ölünceye kadar?

Ps: sen benim her zaman kayan yıldızımsın. Sen olduğunda bütün dileklerim gerçek…

(yazı soundtrack.i: hillary duff-jericho)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s