Masal Tadında

Masal Tadında
Uzak diyarlardan daha uzak Olan Güneş Ülkesi’nde küçük bir bulut yaşarmış.
Gün boyu neşeyle tabiatı seyreder; sıcaktan kavrulanlara gölge ihsan edermiş.Yaşamın her anından lezzet duyan bu bulut, ne zaman müteessir bir bulut görse çok kızar ve ona gözyaşları ile arzı yeise boğmamasını tembih edermiş.

Yine güzel bir günde gezintiye çıkan bulut, birden karşısında Güneş’i görmüş… Temmuzun letafetine bürünen Güneş bulutun gözüne pek ihtişamlı görünmüş. Anlık bir bakış ile, bulutun bütün kimyası değişivermiş. Pek başka bir gözle seyretmiş bulutun gül cemalini ve ona koşulsuz bağlanıvermiş. Kısa sürede yakınlaşmışlar.

Beraber geçirdikleri yaz günlerinde, Güneş’in ışığı bulutun içine huzur veriyor, sıcaklığı onu hayatta tutuyormuş. Böylece Güneş ile Bulut yazın açan lalezarları, yeşile bürünen ormanları beraber gezmişler ve bir an dahi birbirlerinden ayrılmamışlar.Hülasa genç aşık, ihtiyar maşukuna meftun olmuş ve her saniyesini onunla geçirmek istemiş. Günler böylece geçmiş.

Bir sonbahar sabahı bulut kabusla uyanmış ve bir çığlık koparmış. Bu öyle bir vaveylaymış ki arz gök gürültüsüyle ayağa kalkmış. Bulutun gözleri uyanır uyanmaz Güneş’i aramış. Fakat ay Eylül olmuş, mevsim güze dönmüş, Güneş ise çoktan gitmiş… Her geçen sonbahar günü Güneş’in hasretini biraz daha büyütmüş..
Kışın bahşettiği uzun ve soğuk gecelerde yalnızlık bulutu sımsıkı sarmış. Güneş’i her sabah görmüş bulut ; fakat ne ışığı yeryüzüne değmiş, ne de sıcaklığının esamesi okunmuş. Birlikte gezdikleri gülşenleri beyazlar bürümüş, yazın oyunlar oynayan çocukları esvaplar sarmış.

Ayaz gün geçtikçe artmış; bulutsa yalnızlığa ve soğuğa dayanmaya çalışmış. O kadar ki bir ah ile salıverse kendini bulut, dereler yatağından taşacak, ummanlar karaları yutacakmış. Artık ne müteessir arkadaşlarına söyleyecek bir kelime bulabiliyor, ne de kendi gönlüne söz geçirebiliyormuş. Her tarafın kırağı günlerde o gönlüne düşen aşkın sıcaklığına kanaat etmeye çalışmış.

Aralığın sert gecelerinden bir gece soğuk bulutun içine işlemiş. Aşk yaraları büyümüş, tahammül edilemez bir hale gelmiş. Ve birden daha fazla dayanamayan bulut parçalanmaya başlamış. Bedeni katre katre ufalanmaya ve süratle yere düşmeye başlamış. Soğuk ile kendinden geçen bulut yok olmaktan perva etmemiş ve kendini bırakmış. Uzun bir düşüşün ardından sinesini toprağa vurmuş bulut… Damlaların sema ettiği bu anda sanki kalbinden bir ses gelmiş bulutun.

–Neredeydin, bunca zaman seni bekleyip durdum. Yazın en susuz günlerinde, ağaçlara kuşlara ve diğer bütün dostlarıma ezberlettim ismini.Teşne gönlüm sonunda maşukuna kavuştu. Vuslat alnıma müşfikçe dokunuyor… Senin vuslatın…

Ses elbette ki tevazu kanatlarını açmış sinesine düşecek ilk katreye hasret toprağa aitmiş. Bu sesi hemen tanımış bulut. Şimdi iki cihetten çok şaşkınmış:
Toprağın ilan-ı aşkı, en az yok olmayışı kadar şaşırtmış bulutu. Fakat bir gariplik sezmiş bulut. Toprak kendisine mâ diyormuş bulut diyeceği yerde. Tek hecelik muazzam kelime “mâ” …
Ve cevap vermiş toprağa içtenlikle:
–Sen muhakkak beni mâ ile karıştırıyorsun ben zavallı bir bulutum kendimce.
Bulut şevkatle cevap vermiş:
Tabiatım ve aşkım gereği her gün seni uzaktan seyrettim. Güneş ile gezdiğiniz Gülşenler, lalezârlar hep senin aşkının meyvesidir gönlümde. Şimdi söyle seni nasıl karıştırayım. Evet sen ezelde buluttun, ebedde ise mâ‘sın. Bugün tenine tevazu değdi. Ve bana gelişini bütün kainat izledi. Hala Güneş’i çok özlüyorsun belli fakat onun başka diyarlara ve üzerindeki bulutlar yazı yaşatmak için gittiği günlerde ben hep seni seyrettim.

Toprağın sıcaklığı içini ısıtmıştı bulutun.Bulut bu anı tuttu ve toprağa kavuştuğu gün olarak mimledi gönlüne.

Artık her yeni doğan günde mâ toprağın sinesinde, akarsularda, revan oluyor , ummanlar ve yeni coğrafyalar geziyordu.Toprak ile mâ birlikte çöllere gidiyorlar ve burada güller yetiştiriyorlardı. Huzurlu bir nevbahar geçirdiler birlikte. Diğergam sahibi toprak susuz diyarlara gönlündeki aşkın sakiliğini yapıyordu. Nebatat böylece yeniden dirildi. Cemreler düştü toprağa, yaz oldu. Toprağın mâ’ya duyduğu aşk bazen gül oluyordu, bazen fesleğen,uzaklarda kardelen. Toprak ve mâ beraberce seyrettiler tabiatı. BÖylece bu aşk da sonsuza kadar canlılarda neşvünema buldu…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s