Diyalek-Tik-Tak-Tik

İnanmak bazen körü körüne bile olsa haz veriyor. Dünyanın yuvarlak olduğuna ve insan denen canavarın etrafında döndüğüne, ya da insanın dünyanın etrafında döndüğüne, bazı şeylerin gerçekten insanı maymuna döndürdüğüne inanmak; Galileo’nun kemiklerini sızlatıp, Darwin’le dalga geçmek, birçok yarı-gelişmiş canlı gibi bize de haz veriyor. Galileo, Arşimet, Hipokrat… Eyvallah sevgili bilim adamları, bilim için adanmış ömürler, bilimsel bilimsel konuşan cahiller eyvallah ama bir küçük sorun var, eksiksiniz. Tam olmayanı sevmiyoruz. Yarım hocayı dinden, yarım doktoru camdan atıyoruz, sonra güneş topla canım için; güneşi bulamayan eve doktoru sarıyoruz. Eğer mantık iki buçuktan üçse zaten vicdanlar adaletini kaybetmiş demektir. Çok zor ve komik; sevsek, sevilsek de her şey düzelsin demek, hiç olmazsa inanmak, inandığın üzere yaşamak, yarım kalmış yaşanmışlıklara inanmaktan alıkoysun –sizi, bizi. Sosyal mesaj; insanları seviniz. Siz siz olunuz, haz alınız; uyurken, yazarken, okurken, gezerken bir de inanırken. Yarı gelişmiş ülkemin yarı gelişmiş aydınlarının, muasır medeniyetlere imrenen nesilden çağdaş uygarlara özenen kuşağa terfi eden ve bu radikal dil devrimine rağmen bir türlü ikisine de ulaşamayan yarı gelişmiş milletime armağanıdır bu haz.