Bir Acayip Seyyah

adam sakallarını karıştırır, oturduğu yerde doğrulur. gecedir, etraf sessizdir. sanki bir ses aramak istercesine sağına soluna bakınır. ve birden, derin bir nefes alıp kendi ismini söyler yükses sesle: MUSA. birkaç saniye durur, tekrar eder. sonra tekrar…

ardından tüm ciğerlerini gerecek kadar büyük bir nefes daha alır, henüz bırakmadan sesi yankılanır: MUSA. adam afallar. korkar bir ifadeyle başını silker. düşünür;  evin içinde ses mi yankılanır? tam o sırada, bir yüksek yankı daha. kendi sesini hisseder yüzünde, oysa ki adam hiç konuşmamıştır…

adam gerginlikle kanepeden kalkar. tek şahidi kahvesidir, elindeki kupayı sıkı sıkıya tutmaktadır. odanın beyaz kapısına doğru yürür. kapı, pencereden vuran ay ışığında parlamaktadır. adam kapıyı tek hamlede açar. adımını atmadan sendeler. sofaya açılan kapı bu kez olması gereken yerde değildir çünkü. karşısında bir halı ve vestiyer yerine, uçsuz bucaksız bir grilik vardır; gökyüzü grisi…

yalnız, adam derinliği algılayamaz. elindeki kupayı ters çevirir. koyu kahve sonsuz bir boşluğa dökülür. adam bir müddet bakakalır. hızlı düşünmesi gerektir. yankılanıp duran kendi sesinin tıpkı bir terennüm gibi akıp gittiğini duyar. ancak ses birden fazla ağızdan çıkıyor gibidir ve camın dışından gelmektedir. ritim tutulan ismi bir çağrı gibidir.

adam hızlıca cama doğru yürür, bakar. ay bir tuhaftır. sanki bir kutuymuş da… peki kutunun içinde ne var? der adam. keskin bir hareketle pencereyi açar, kendini dışarı bırakır. sandığı gibi uçmaz ya da düşmez. sadece, gecenin zifiri zemininde yürür bir müddet. çıplak ayaklarında rüzgarı hissetmektedir…

adam ay’a ulaşır. parlaklık sönüp gider. tıpkı bir çıkartmayı söker gibi tutup yırtar ay’ı ve ayaklarının altında gezinen havadar zemin yok olur. adam, düşüşünü hisseder bu kez. ay’ın kalan parçaları da uçuşur. en son, o da yok olur. adam karanlıkta tıpkı gür bir ormana düşer.

o esnada adamın başı bir şey çarpmış gibi zonklar. ayaklanır ve temkinlice yürümeye başlar. gördüğü şey pek azdır, ancak adam sevmektedir karanlığı, ezelden bir dostlukları vardır. bir nebze unuttuğu sesleri artık sağır edecek kadar gürültülüdür, adamsa öfkelenmekte…  yürüdükçe başı kaşınır. adam koşar, kaşıntı şiddetlenir. neden sonra, adam aniden durur. zifiri ormandan bir dal çekiştirir. başından bir telin kulağını sıyırıp düştüğünü hisseder. adam idrak eder; kendi başının içindedir.

adam iyiden iyiye çıldırdığını düşünür. olduğu yere gelene kadar kendisine eşlik eden dirayeti gitmiştir. oradan oraya koşturmaya başlar. bununla birlikte artan kaşıntı ve gürültü adamın tüm sinirlerini tetiklemektedir. çok ince bir ışık hüzmesi fark eder adam. ona doğru yönelir. hüzmenin üstüne eğilir, burası çok dar bir deliktir ve müthiş bir yoğunlukta kahve kokusu yaymaktadır. kahve, der adam. uyumam lazım, kahve beni uyutur…

içeri sızmanın bir yolunu bulmak zorundadır. elindeki kupaya bakar. hala tutuyor olmasına şaşırır. öylesine sıkmıştır ki  sapını, parmakları uyuşmuş ve morarmak üzeredir. bir anlık duraksamadan sonra var gücüyle ışığın zuhur ettiği noktaya vurmaya başlar. müthiş bir acı çekmektedir, ancak korkusunun verdiği can havliyle kendini zapt edemez hale gelir…

en son aydınlığın içine yuvarlanır adam; kupa parçalanmış, bazı parçaları ellerine saplanmış, üstü başı kan içindedir. yüzü de kanayan başıyla ıslanmıştır. adam ne bir acı ne de sancı duymaktadır. şaşkınlığın verdiği uyuşukluğa direnir. yaşıyorum, diye düşünür. çünkü az evvel yaptığı işin düpedüz intihar olduğunu kavramıştır.

çevresini algılamaya çalışır, sonuna kadar götürmek ister bu acayip yolculuğu. artık korku yerini yüzsüz  bir hazza bırakmıştır. bulunduğu yer onu tüm bedeninden soyutlamıştır. adam kendi gerçekliğinin içine dalmıştır.

önündeki manzara daima hayal ettiği ancak imkansızlığına kendini inandırdığı yerdir: ham taştan yapılmış yüksek binaları sarmış sık sarmaşıklar, görebildiği her yerden bitmiş kahve ağaçları, en ufak bir esintiyle uçuşan yasemin kokusu,  sanki az sonra batacakmış gibi gurubda duran güneş, daimi bir ikindi vakti; günün turuncusuna boyanmış neşeli ve berrak toprak ayaklarının altındadır ve her yol, lacivert okyanusa açılmaktadır.

adam bir parça huzur duyar. olduğu yere oturur, yorgundur. kısa zaman sonra derin sessizliği fark eder, sonrasında birinin ona doğru yürüdüğünü. yaklaşan kendisidir, adam şaşırmak istemez. seslerin sebebini bulduğunu sanar. demek ki daha çok var, der içinden.

kendisi yanına gelir, adam doğrudan gözlerinin içine bakar. öteki, ona beyaz bir silah uzatır ve sorar; sen, hangi bensin? adam ayağa kalkar. silahı eline alır ötekine yöneltir. gülümseyerek, ben, hangi benim? der ve ateş eder. ötekinden geriye cesed değil bir harf yığını kalır. adam, sen yazdıklarımsın der, yürümeye başlar.

var gücüyle bağırır; saklandığınız yerlerden çıkın! ben tek doğdum, tek öleceğim ve tek hesap vereceğim, sizlerle ağırlaştıramam yükümü!

meydana çıkan tüm başlarına ateş ederek yoluna devam eder adam, diğer benliklerinden kurtulup tek’liği bulmaktır amacı. böylelikle, kibirlisini, utangacını, cömertini, yalancısını, korkağını, dürüstünü, bulduğu tüm benliklerini öldürür adam. hepsinden geriye başka bir şey kalmaktadır; kimisinden toprak, kimisinden resim, kimisinden nota, kimisinden su…

adam artık hafiflemiş ve bakışlarındaki bulanıklık gitmiştir. ancak aradığı son bir kimsedir; emmaresi. hele zaman yürüdükten sonra onu çok yüksek bir kayalığın tepesinde otururken bulur. tırmanmak güçtür ama vazgeçmek daha da güçtür. adam çıkar yamaç dikleşir, çıkar dikleşir, o çıktıkça dikleşir. emmaresi ona gitmesini söyler, ömrü boyunca ilk kez ona karşı çıkabilen adam son bir hınçla uzanır ileri.

adam emmaresinin yanına varır, öteki pişkinlikle sırıtır. ne kadar çirkinsin, der ve tek seferde vurur onu. geriye kalansa habis bir kanla necis bir kokudur. adam artık bedeninin tutsaklığını tamamen kırmıştır. hisleri dahi hafiflemiştir.

adam bir acayip yolculuğunu tamamlamıştır. arkasını dönüp kanepeye bırakır kendisini. uyuması gerektir, kahve ağacından bir çekirdek koparır, soyar ve ağzına atar. gözleriyle bir zihnini de kapatır adam…

bir acayip seyyah, benliğinin sonsuzluk diyarında kaybolmuştur…

sa’d

Bir Acayip Seyyah” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s