Dem

Sisli bir sabah… Gece soğukmuş. Su birikintileri buz tutmuş. İki adam; yolun kıyısına oturmuş, demleniyormuş. Birisi iyi giyimliymiş. Düzgün konuşuyormuş. Diğeri perişanmış; kimsesiz. Sokaklarda yaşıyormuş.

Kimsesiz adam, sesli sesli iç geçirmiş. İyi giyimli adama, ‘Tolstoy’u bilir misin?’ diye sormuş. Elbette, demiş öteki. Peki, demiş ‘İnsan Ne ile Yaşar?’ı bilir misin? Elbette, diye yanıtlamış öteki yine. Kimsesiz adam, başını çevirip gözlerini ötekinin gözlerine dikmiş. Boğuk sesiyle sormuş; ‘Öyleyse cevabını da biliyorsundur?’. İyi giyimli adam yutkunmuş. Bilmiyorum, demiş. Davranıp, o da sormuş; ‘Sen şairsin, sen bilirsin herhalde?’.

Kimsesiz, perişan ve şair olan adam, ona acıklı bir muziplikle bakmış. Ses, demiş. Duyulan bir şey midir? Muhakkak, demiş zengin adam, duyulan bir şeydir. Cümlenin virgülünü nokta sanan şair davranıp girmiş araya bu kez; yok, demiş, ses yaşanan bir şeydir! Lafının muhabbetle kesildiğini anlayan zengin, çatık kaşlarını indirerek sormuş; ya ses, nasıl yaşanır? Tebessüm etmiş şair. Ses, demiş, duyularak yaşanır. Hem sonra; sevgi… Sevgi, ne menem şeydir. Benim gibi perişan bir şairden okuyayım sana sevgiyi, dinle;

“Sevgi bir uğraştır, derdim sana/ parçacılık, tornacılık gibi/ ne menem şeydir sevgi”.

O an, sabahın soğuğu bölmüş şiiri. Ağzından dökülen dizelerin sabahın elinde buharlaştığını gören şair, daha fazla kıyamamış şiire ve orada kesmiş. Zengin adam, heyecanlı kalbiyle sormuş bu sefer. Heyecanlı gözleriyle değil. Sevgi, dinlenen bir şey midir?

Şair, dişlerini göstererek gülmüş. Adam anlam verememiş. Şair iki eliyle yüzünü kapatarak biraz daha gülmüş. Adam, sabırsızlanmış. Az sonra şair, yüzünü açmış. Başını iki elinin arasına almış. Yahu, gerçekten soran bir adam buldum, doğrusu basiretin genişmiş… Zengin adamın sabrı, burun deliklerinden taşmış. Şair, yanaklarına bulaşan kahkahalarını silkmiş. Boğazını temizleyip, işte, demiş. Sesine ciddi bir ton vermek istemiş. Ancak dudağının kenarı hala gülmeye teşebbüs ediyormuş. İşte, sana cevabı diyeyim:

İnsan, sese duyduğu sevginin hasretiyle yaşar. Sevgi nefestir. Ne zaman ki sıcaktır; gönüldedir. Ne zaman ki soğuktur; hasret başlamıştır; sevmeye, dinlemeye. Yalnız, bu hasret yakacaktır avuçları. Çünkü insan yitirmiştir sesi. Bak, demiş ardından, benim ellerim kaskatı, soğuk. Ya seninkiler?

Benim ellerim, demiş zengin adam, uyuşuk. Biriyle diğerini tutuyorum, o vakit bilemiyorum sıcak mı, soğuk mu? Bir nefes veriyorum avuçlarıma, seçemiyorum; sıcak yahut soğuk… Hissedemiyorum, diye dişlerini sıkmış. Sesi yükselmiş. Biraz evvel, başını elleri arasına alan şairin halini o almış. Bu sitemiyle eğmiş başını; annesinden, kabahati sebebiyle azar yemiş bir evlat gibi. Rüzgârın kuvvetine boyun büken çınar gibi, gövdesinden seslenmiş; nefesi nasıl hissederim?

Şair, doğrulmuş bu sefer zengin adamın karşısında. Söz, söylenecekken doğrulturmuş insanı çünkü. Ve şöyle demiş; hiçbir hisse karıştırma aklını. Tıpkı gerçek nefesi arayanların, akıllarıyla değil, nefesin neşet ettiği yerden sordukları gibi! Sonra sormuş; hiç ney üfledin mi? Başını kaldırmadan, bir neyin dem sesiyle, hayır, demiş zengin adam. Hiç üflemedim.

O halde dinle, demiş şair. Ölmezden evvel, Tolstoy’u istasyon bankında uyutan makamdan söyleyeyim sana. O makam, dem makamıdır. Neyden en zor üflenen nefestir! Sıcaktır, çok sıcaktır… Kalbin tam orta yerinden gelir. Nefes borusundan aşkla geçer. O nefes, dinleyeni değil, üfleyeni doyurmak içindir…  Onu duyduğunda, başlayacak çözülmeye dinlemediğin onca sesten ötürü uyuşmuş ellerin. O vakit uyuşukluk, sarhoşluğa dönecek. Sevginin ilk hecesini o dem duyacak gönlün kulağı…

Sözü bırakmış, sebepsiz durmuş şair. Başı önüne eğili zengin, sormuş, ya sonra? Şair, ürperip titremiş, sanki biri gelmiş gibi üstünü başını düzeltip ayağa kalmış. Delik deşik beresini başına geçirmiş. Kaldırım taşlarının arasından zuhur eden yeşil tanelere bakarak yeniden konuşmuş;

Ne zaman ki hissedeceksin kendi nefesini, mayasındaki hakiki ‘üflemeyi’; öylece demlenecek sese duyduğun sevginin hasreti. Ne zaman ki o dem olacak katran gibi, koyuluğunun yakan sıcaklığı bulacak sesini ve sevgiyi.

Bak, şimdi ben çok soğuğum. Ellerimden tüm bedenime yayılacak bu soğuk. Nihayetinde ayaklarıma ulaştığında, ben gideceğim. Hem de kimsesiz gideceğim. Madem ki sen bul nefesini. Çünkü hiçbirimiz istemeyiz kimsesiz göçmeyi…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s