Celalettin Harzemşah

Türkler İslam’a fevc fevc geçtikten sonra, Ön Asya’da kendinden evvelkilerden daha mamur bir medeniyet tesis etmişlerdi. İsfahan, Şiraz, Harzem, Buhara, Semerkant, Nuşabur, Belh, Gazne… Şimdilerde isimlerini eski dönemlerde çıkardıkları ilim adamları ve entelektüellerle duyuran bu kentlerin her biri bir medeniyet kenti olma yolunda hızlı adımlar attılar. O dönemde hem Türk-İslam medeniyetini temsil ettiler, hem Harzemşahların sınırlarını teşekkül ettiler. Ben hiç duymadıysam kırk menkıbede bu şehirlerin her birine bir ırmak yakıştırıldığını, Moğol istilasıyla ırmakta şu kadar gün mürekkep aktı, denildiğini duymuşumdur.

İşte ben bu yazımda böyle bir medeniyetin hamisi olmuş ve onu korumak için “pür ihtizaz”, hayatı boyunca titremiş durmuş bir insanı anlatmak, en azından onun hayatından çok sevdiğim bir anekdotu dile getirmek hevesindeyim…

Kendi seçtiği unvanıyla Sultan Celalettin, babasının bozguna uğramasıyla beraber onunla birlikte Ürgenç’e kadar çekildi ve düşmanın buralara da el uzatmasıyla eş zamanlı babasından tahtı devraldı. Kendisine basiretsiz bir babadan yadigâr, ufacık bir ordu ve olmayan bir yurt kalmıştı. Kendisi en büyük evlat değildi fakat abisinin de babasının izinden gideceğini, düşman karşısında rical edeceğini biliyordu ve o sorumluluğu üzerine alarak ve ateşten gömleği üzerine giyerek “Yavuz” cesareti gösterdi. Yoksa yıkık bir devletin taht sevdası söz konusu olamaz.

İşte tahta yeni oturduğu ve ordu işleriyle meşgul olduğu zamanlarda, çiçeği burnunda sultan ordugâhı gezerken; orduda sakilik yapan yaşlı bir kadın sultana yaklaşır ve ona suyundan ikram eder. Sultan suyu içerken ona hitaben:
“Sultanım sen bu yolda sebat et ve Moğol’un karşısına çık. Allah sana muvaffakiyet nasip edecek” diyiverir. Sultan bunu duyunca yüzünü şefkatle kadına döner ve şöyle cevap verir :
“Ana, biz bu yola muvaffak olmak için değil Allah rızası için çıktık. Sonunda mağlubiyet görsek dahi bu bizim davamız ve vazifemizdir, dedi ve sonuna büyük bir teslimiyet duygusu ile sesi titreyerek 3 defa “Lâ galibe illallah” (Allah’tan başka galip yoktur) ekledi.

İşte Sultan Celalettin böyle bir ufuk insanıydı. Kendisinden kat ve kat güçlü düşmanına karşı hiçbir zaman gözü korkmadı. ‘Allah rızası için’ dediği davasından ne bir dakika tereddüt etti ne de bir gün vazgeçti. Hayatını bu meseleye vakfetti. Moğolların karşısına yıkılması imkânsız bir iman seti çekti.

Fakat tarihte bazı meseleleri hep hüzünle yâd ederiz. Anadolu Selçuklularla Harzemşahların, meşruiyet davasında karşı karşıya gelmeleri de böyledir.
Bence Sultan Celalettin’e mağlup demek yanlıştır. O savaş meydanlarında akıntıya karşı kürek çekmek gibi; Moğollara galebe çaldı ve tarihimize yüz akı bir sayfa daha ekledi. Vesselam…

A.Batuhan Sevinç
Ödemiş/İzmir430px-During_the_battle_of_Indus

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s