İyi Bir Roman Kahramanı İle Eski Bir Dost Arasındaki Üç Temel Benzerlik -1

image

Bu yazıyı kaleme alışımdan iki gün önce yaşadığım acayip esrarengiz, bir o kadar da heyecan verici bir olayı sizler ile paylaşamadan edemeyeceğim.
Efendim, gene bir Pazar sabahı kalkmışız, yüzümüzde yastık izi tabii… Şöyle bir durdum, dedim ki, bu kadar miskinlik yetti. Hadi ben tatile çıktım da, alışkanlıklarımı niye tatile çıkardım? Giyindim, hazırlandım, attım kendimi dışarıya. Evvela bir kiliseye uğradım, mahallenin çocuklarını vaftiz edip eline yüzüne su sürme merasiminden sonra klasik pazar programıma başlamaya karar verdim: Kitapçı gezmek!
İyi de yaşadığım şehirden bunca uzaktayım, evimde olsam kitapçılar avucumun içinde ama… Derken öğrendik ki burada da her pazar günü sabahtan Son Nehri’nin kıyısında kitapçılar kurulurmuş. Fikirde ittifak ettik, kitap aşkında müttefik olduk. Geze geze gittik kitap pazarına.
Şu sıralar kendimi iğreti hissettiğim zamanlar, bu mekânlar da kendimi iğreti hissettiğim mekanlar. Dilinden biraz anladığım, kültürünü yeni yeni tanıdığım bu coğrafyada, bir dost selamına, birkaç arkadaş kelamına muhtacım. Böyle sokakta karşılaşınca selam verip ayaküstü üç beş lafın belini kıracağın, eskiden samimi olduğun belki, belki şimdilerde samimi olmadığın, hiç karşılaşmayı ummadığın, hafızanın ücra bir köşesine çekilmiş, akla gelen hatıralara karışmayan, etliye sütlüye dokunmayan bir dost. Ama kalbinde her zaman tüm hakları saklı kalmış bir dost. İşte özlemin tanımı şu sıralar budur bende.
Neyse efendim bu düşünceler içerisinde vardım sahaflara. Hayranı olduğum Fransız yazarlardan başlayarak, kitapların arka kapaklarını okuyarak devam ediyorum. Jules Verne, Victor Hugo, Sartre, Camus hızlıca bir göz gezdirerek ve her romanın sevdiğim “frenkmeşrep” karakterlerini selamlayarak aramaya devam ediyorum. Stantları gezme işini iyice rutine döktüğüm o anlarda selamladığım tanıdık simalar içerisinden bir eski dostla karşılaşıyorum. O anda, bunca mesafe uzakta, böyle eski bir dostla buluşmanın verdiği mutluluğu anlatamam. Bu eski dost, Anadolulu, civanmert, lafı sert “İnce Memed”. Çocukluk arkadaşı desem yeridir; kitaplığımda, aklımda ve kalbimde bulunan çok eski bir dost. Sohbete başlar gibi başlıyorum sevdiğim sayfalarını karıştırmaya. Fransızca da konuşsa benim gibi düşünüyor, benim gibi tepki veriyor. Üstünde Fransızların taktığı “Memed Le Faucon” ismi olsa da, bizim bildiğimiz baya Mehmet bu. Mehmet ile hasbıhalimizden sonra düşüncelere dalıyorum ve hayal âleminde geziyorum. En nihayetinde çıkarttığım naçizane sonuç:

Bir tarafta, okuyup beğendiğimiz, sevdiğimiz veya saygı duyduğumuz, daha sonra zihnimizin ve kitaplığımızın bir köşesine kaldırdığımız kitap kahramanları. Çocukluğumuzu ve gençliğimizi beraber geçirdiğimiz; aslında yazarla el ele, beraberce canlandırdığımız; hayat verdiğimiz roman kahramanları.
Diğer tarafta, güzel anılarımızın kahramanları eski dostlarımız. Bu iki kavramın birbirinden pek de farklı olmadığına artık tamamen kaniyim. Bu düşüncemi size üç temel prensipte izah edeceğim ama nasipse bir sonraki yazıya…
Ali Batuhan Sevinç

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s