Gel Ey

Gel ey

toprağın nuru, göklerin soluğu, goncanın umudu. Ney’deki divane ezgi sensin, türküdeki ağıt sanadır. Kana kana içilen suyun şerbeti sensin. Sensin, esen rüzgarda ellerime dokunan, savurup bu canı Allah’a yaslayan. Sensin şakıyan bülbüldeki heves, yağmur damlasındaki heyecan.

Gel ey

dağlardaki asalet, göklerdeki feraset.

dağlardan kop da gel, göklerden dökül de gel, billur sesin ile gel, yakut nurun ile gel.

Bak,

sen gideli bülbüller yasta, gelir pencereme, bakar göklere, eder feryat, değer gönlüme. Gönlümün feri kalmadı. Bir kuş misali uçup gittin. Penceremdeki bülbülü sana gönderiyorum. Ellerimdeki yakarışı sana gönderiyorum.

Gel de bahar olsun bu gönül, şen olsun bu bülbül. Gel de bakalım dağlara, dokunalım toprağa. Adımlarımın heyecanı sendedir.

***

Yağmur yağıyor.

Medirse bağlarına yağmur ne güzel yakışıyor.

Medresenin şadırvanını ince ince işliyor yağmur. Suyunu damla damla oya-lıyor. Orta Cami, ağırbaşlı bir bilge sanki, rahmeti ağırlıyor gülümseyerek.

Yağmur bu köye bir başka yağıyor, asırlık dostuna kavuşur gibi yağıyor. Hasretini bitirir gibi yağıyor. Tatlı bir muhabbet gibi yağıyor.

Bu köy yağmuru bir başka karşılıyor. Rahmete hasret gibi, melekleri selâmlar gibi, ilahi sesi duyar gibi, kalbi hızla atar gibi, çocuk gibi, bilge gibi,

kulluğu bilir gibi karşılıyor.

***

Yağmur yağıyor ve ben eksiğim.

Bak

toprak kokusu doldu odama, daha ne gerek gelmen için.

Gel ey,

yağmurun sakinliği ile gel, ezan sesi ile gel, seherlerde kuşlar ile gel.

***

Benim köyümde,

çekiç örse sevdalı. yağmur toprağa sevdalı. toprak rahmete sevdalı.

Canlar göğe, canlar öze sevdalı.

Gel de

“Allah” diyelim.

**********

Ağustos-2014/Yatağan