Ismarlama

“Bir nisan esintisinde gelen, içimde derin bir yaradır aşk.” diye başla yazına dedi.

“İçimde aşkın zerresi var mı ki aşkı yazayım?” dedim.

“Aşk olsun konusu, sana yakışır.” dedi.

***

Bir nisan esintisi gibidir aşk. Kokusunu duydum uzaklardan, birazdan yıkılmam dediğim yerden vurulup kaldırımlara devrileceğim. Boylu boyunca ıslanacağım kırkikindilerde. Hiçbir şemsiye beni altına almasın, üzerimde senin gölgen varken.

Kırk yıl hatırını bırakacağım hatıra defterimde kaçamakça içtiğimiz ilk kahvenin. Aşktan ayılmaz insan ama kahvenin adına leke gelmesin diye doğrulup ellerinden tutacağım gittikçe ufalan içimdeki çocuğun. Ona bir sır vereceğim senin bana verdiğinle aynı olan ve tarih kitaplarında bir dilemma olacak bu. Mecnun’un Leyla’sı hangi Leyla’ydı gibi…

Mecnun’un Leyla’sı hangi Leyla’ydı gibi.  Bunu durup düşünmeye değer görmeyeceğiz. Çünkü mesele Leyla’nın kim olduğu değil, Leyla’nın sevgisi olacak. Bizim nasıl sevdiğimiz!

***

“Aşk olsun herkese yakışır.” diyemeden kaçtı.

Onun aşka dair bir yarası vardı, yazayım istedi. Yalnız yazmak var olanı açık etmek değil, bazen süsün altına saklamak diye düşündüm. Sonrasında da aşkın biz kelimeleri süsleyelim diye değil, kelimeler aşkı süslesin diye var olduğunu.

Bu yüzden siz aşkın ellerinden tutun, ben yokluğuyla bu yazıdan kaçıyorum.