İyi Bir Roman Kahramanı İle Eski Bir Dost Arasındaki Üç Temel Benzerlik -3 “Paylaşılan Özel Anlar”

IMG-20140915-WA0000

“Paylaşılan Özel Anlar”

Gecenin bu geç saatinde aklımda bir filmin –hangisi olduğunu hatırlayamayacağım- aynı sahnesini çevirip duruyorum… Filmin ana karakteri, gerçekten değer verdiği refikinin kulağına bir cümle fısıldıyor: Ey dost, keşke seninle içinde sonsuza kadar yaşayacağımız ve içimizde sonsuza kadar yaşatacağımız daha fazla anıyı paylaşabilseydik. Ne güzel bir dilek! İçinde dostun muhabbetine doyamamanın verdiği bir arzu, az sonra istasyondan uzaklaşacak trenle ayrılacak olmanın verdiği hüzün, geçmiş hatıralar denizinin hırçın dalgalarının zihnin kıyısına çarpıp durması ile inkişaf eden nostalji ve elbette ki pişmanlık… Bütün bu duygular bu cümleden kendine bir pay çıkartıyor zira hepsi bu cümlenin bir parçasını kendisiyle beraber getirmiş ve karakterin kalbine koymuş.

Bizde hakiki bir hatır sahibi olmayı başarmış tüm dostlarımızı düşünelim. Nedir bu hatırın sebebi, isimleri aklımızdan geçerken neden tebessüm ediyoruz veya isimleriyle birlikte zihnimize hücum eden bu silik fotoğrafların manası nedir?

Dostlukta muhabbet güzel şeydir, vefa harikuladedir ama aslını kalbimize sorsak diyecektir ki; “Dostluk binasının gerçek banisi ‘Muhabbet’ ise, tuğlası da hatıralardır. Bu münasebetten mülhem Agnes Replier, birlikte hiç gülmediğimiz bir kimseyi gerçekten sevemeyiz, demiştir. Yalnızca gülmek de değil, bazen o refikimizle hafif bir utançla hatırlayacağımız anılara da imza atmış, dolayısıyla dostluk binasına kaçak kat da çıkmış oluruz.

Söz gelimi,  müellif de kitabı içerisinde karakterin duygularından, düşüncelerinden ve anılarından bahsederek fark etmeden karakterin dostluğunu kârisine bahşetmiş olur. Müellifin kâriye olan en büyük hediyesi de budur. Okuyucunun kitabı beğenmesi genellikle o romanın bir karakterini beğenmesine ve onunla dostluk kurmasına bağlıdır. Bunu yalnız kendimde değil, bir iki kitap tiryakisi dostumda da müşahede ettim.

Eğer gerçekten sevmişsek kitabı, kitabın sayfalarını çevirmekle ve karakterin arz-ı haline mazhar olmakla karakterle aramızdaki dostluğu temin etmiş oluyoruz. Bunun yanında karakterin bazen yatak odasına kadar giriyor, en özel anlarını yine onun gözünden izliyoruz. Sherlock romanlarında her maceraya Sherlock’un yanında katılıyor, onunla bu heyecan dolu anları yaşıyoruz. Bir Ahmet Ümit klasiği ‘Sis ve Gece’de, Sedat metresinin ölüsünü dolaptan çıkarıp kucağına alırken ben de yanındaydım, dolaptan gelen soğuğu ben de duydum, cesedin pis kokusunu ben de aldım, Sedat’ın teessürünü ben de paylaştım. İşte bu sebepten Sedat ile aramızda samimane ve hep sürecek bir dostluk tesis edilmiş oldu. Kitabın sonuna kadar ona kötü gün dostluğu yaptım.

Şu son zamanlarda ise “Yalnızız”ın Samim’inin fikir buhranlarında yanındayım. Eee, ne de olsa vefalı olmak bunu gerektirir.

Belki de bir roman karakteri ile eski bir dostu en çok benzer kılan mesele budur. Benim naçizane kanaatim bu durum, kitap dostlarına kitapların birkaç yüz dost kazandırmasına sebep olmuştur, vesselam.

A.Batuhan Sevinç