Sonun Başlangıcı

Başlangıç ve son, her meselede can sıkıcı, kafa karıştırıcı ve düşünülmek istenmeyen durumlardır. O meselenin geçmişi, gidişatı ve sonucu mütemadiyen bunlara bağlıdır. Ben bu yazımda âcizane dünyadaki gelmiş geçmiş en büyük hastalık olan “ben” hastalığından bahsetmek istiyorum.

Bencilliğin bu derece salgın boyutunda çok görülmesine ve kısa vadede bencil kişi için, uzun vadede içerisinde bulunduğu toplum ve topluluk için felaket sonuçlara ulaşmasına sebep; kişinin kendi varlığının ve sosyal statüsünün başlangıç ve sonunu iyi görememesidir. Aslında inanç sistemleri insanın bu merakının sonucu oluşmuşlardır. Fakat insan kurgusu oldukları için mutlaka benmerkezci, kendine torpil geçen, kendinden olmayanı cezalandıran bakış açısı kullanmak zorunda kalmışlardır. Örneğin Yahudiler inançlarını tahrif ettikten sonra dinlerinin esasları arasında İsrail oğlu ırkının üstün özelliklerini eklemişlerdir. Ya da bir Zerdüşt her ne kadar barışçıl, kapsayıcı biri olduğunu söylese de bunu bir tek kendi yapabileceğini düşünür.

Bu örnekler hiçbir zaman keskin dönüşlerle oluşmamışlardır. Bu düşüncelerin oluşumunda o inancı taşıyan her bireyin aktif rolü vardır. Az önceki örneklerde başlangıçtan sona doğru bir değerlendirme yaparsak meselenin bu hale gelmesindeki sorumluluğu o topluluklardan hiç kimse üstüne almaz. Kendisinin en kötü yaptığı şeyin olsa olsa inandığı hususlarda eksik davranış sergileme olduğunu söyler. Zaten kendisinde sorumluluk gören kişiler mutlaka o topluluktan ayrılmışlardır. Maalesef toplulukla birlikte olan kişilerin inandığı gibi yaşamaması, yaşadıkları gibi inanmalarına kaçınılmaz bir şekilde neden olduğu için zaman içerisinde inançları kendilerini merkeze alacak şekilde tahrif olmuştur.

Yazılacak daha çok şeyler olmakla birlikte konuyu burada sınırlandırmak istiyorum. Son olarak bencillik hastalığının başlangıcının şeytandan olduğunu belirtmek isterim. Şeytanın Hz. Âdem’den kendini üstün görmekten başka hiçbir suçu yoktu (Ayrıca meleklerin hocasıydı.).