Görmek İsteyen Görür

Cemil Meriç Jurnal adlı kitabında kendini tanımaktan bahsederken; “Her hâl tercümesi bir müdafaanâmedir. Kendimizi tanımak irfanın varabileceği en yüksek merhale.” diyor. Görülmek istenenin ve/veya gösterilenin görüldüğü ve bunun marifet sayıldığı günümüz toplumunda neden kendimizi tanıyamadığımızı güzel ifade etmiş. Kültür ile irfanın birbirinden ayrıldığı nokta burası.kendini bilmek

Batının iyi taraflarını alırken maalesef kendi iyi taraflarımızın yerine koyduk. Kültürlü bir nesil yetiştireceğiz diye harcadığımız çabanın sonucu düşünmeden bilen, bilmeden konuşan, hissetmeden anlatan bir nesil oldu. Çapı ile çevresi orantısız insan sayısı arttıkça toplumun şekli şemaili kayıyor kanaatindeyim.

Vücudumuzdaki organlar genelde fonksiyonlarının çoğunu kaybetmeden bir belirti vermiyor. Eğer ki toplumumuzu bir vücudun organlarına benzetecek olursak şu belirtilere bakarak toplumsal hasarın boyutlarını tahmin edebiliriz. Tamiratın bireysel temelde olacağı kesin. Ama yara bekledikçe gidişatı kötü.

Son olarak İbrahim Tenekeci’nin Kar Yağarken Pencere adlı şiirinden bir bölümü burada paylaşmak istiyorum:

“…

dünya tuhaf değil mi?

kızarmış ekmeğe tereyağı sürer gibi

çocuklar yetiştiriyoruz ölmesi için.

bir istek ki dövüp duruyor bizi

oynaşıp duruyoruz kapkaranlık sularda

kirletmek için o bembeyaz gömleği

dizlerinden vurulmuş bir adam ki o benim

ne kadar benziyorum emekleyen çocuğa

bir anda yıkılıyor cana yakın ne varsa

yemeğin etini seçmek gibi mesela

…”