Çerkez Ethem

Tarih sayfalarını araladığımızda birçok bilinmezle karşılaşırız. Bir yerden sonra peşine düşmekten bile vazgeçeriz birçok şeyin. Bilinmezlik perdesinin arkasındaki konulardan biri de, bazı kişilerin vatansever mi yoksa hain mi olduğu konusudur. İşte bu konulara bir göz gezdirdiğimizde en çok yakın tarihimiz çıkar karşımıza. Ne de olsa zorlu bir sınav yaşamış milletizdir ve keskin sınırlar çizmek zorunda kalarak atlattığımız bir mazimiz vardır.

İşte yakın tarihimize baktığımızda vatan severlik konusunda kafa karıştıran kişilerden birisi de adını çokça duyduğumuz Çerkez Ethem’dir.

1616640_10205598352694107_692838837_n

Trablusgarb, Balkan Savaşları, 1. Dünya Savaşı derken bitmiş, tükenmiş, dermanı kalmamış bir milletin, ‘Artık buraya kadar’ dediği bir dönemdeyizdir. Şimdilerde kahraman addettiğimiz Halide Edip’lerin daha ‘Amerikan mandası tek kurtuluş’ dedikleri bir dönemdir yazımızın kahramanının yaşadığı dönem. ‘Geldikleri gibi giderler’ yahut ‘Ya istiklal ya ölüm’ sözlerinin henüz gönüllerde yeşermediği günlerdir belki de. Bunca umutsuzluk içinde düşmana teslim olmayanların isminin Kuva-yi Milliye olduğu zamanlardır. Henüz Mustafa Kemal ismi Anadolu insanında umut olmadan ‘Çerkez Ethem varmış’ denildiği zamanlardır o zamanlar…

Çerkez Ethem, 1885 yılında Bandırma’da doğmuştur. Bandırma’nın bir köyü olan Emreköy’e yerleşmiş Şapsığ Çerkes boyundan, Ali Bey’in beş oğlunun en küçüğüdür. Ağabeyleri Tevfik ve Reşit Beyler Harbiye bitiren subaylardır. Çeşitli savaşlarda Osmanlı ordusunda görev almışlardır.

Çerkez Ethem hatıratında 2 ağabeyinin subayken kendisinin olmamasını babasının iki evladını orduya vermişken küçük oğluna kıyamaması olarak açıklamaktadır. Lakin, Çerkez Ethem, evden kaçarak Bakırköy Süvari Küçük Zabit Mektebi’ne girmiştir.

15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali üzerine, vatan savunmasına başlamak için vurucu güç olarak Kuva-yi Seyyare’yi kuran Çerkez Ethem, “Umum Kuva-yi Milliye Komutanı” ve Ankara’daki 20. Kolordu Komutanı olan Ali Fuat Paşa ile istişare ederek İngiliz ve Yunan birliklerinin ilerlemesine karşı gerilla operasyonları düzenlemiştir. Düzenli ordu kurulana dek TBMM’ye karşı girişilen ayaklanmaları bastırmıştır.

Buraya kadar her şey çok güzel…

11056823_10205598355494177_1503715640_n

Düzenli ordu kurulmadan önce gerilla saldırıları yapmak düşmana ağır yaralar verse de bitirici bir darbe vuramamaktadır. Olağanüstü hallerin yaşandığı o günlerde Anadolu’da hukuksal meselelerin halledilmesi amacıyla kurulan İstiklal Mahkemeleri Çerkez Ethem’in işleyiş tarzına pek uygun düşmemektedir. Bu bağlamda Çerkez Ethem ve kardeşleri kaçak erat ve casusların, birliklerin önünde asılarak idam edilmesi şeklindeki uygulamaya devam edeceklerini bildirmişler, mahkemeyi tanımamışlardır.

Bunun dışında Yozgat Ayaklanmasının Kuva-yi Seyyare ve TBMM kuvvetlerince bastırılması sonrası asker toplama yetkisi TBMM kuvvetlerinde iken bu yetkiyi tanımayarak kendisinin asker toplamaya başlaması malesef iplerin gerildiği dönem olmuştur meclis ve Çerkez Ethem arasında.

Çerkes Ethem düzenli orduların dünya genelinde artık işe yaramadığını, ülkeyi ancak milli kuvvetlerin kurtarabileceğini düşünmektedir.

Düzenli ordunun kurulmaya çalışıldığı dönemde Batı cephesinin yönetimini ele almak istemesi ve düzenli ordunun bir parçası olmayı reddetmesi benim anladığım kadarıyla iki taraf arasında kopuşun son noktası olur.

Mesele 1920nin son aylarında ayaklanma şeklini alır. Çerkez Ethem Kuva-yi Milliye’nin diğer komutanlarına telgraflar çekerek onların da yanında olmasını ister bu süreçte.

Düzenli ordu İsmet Bey ve Refet Bey’in komutasında 1921 yılı ocak ayında Kuva-yi Seyyare’nin tuttuğu Gediz-Kütahya üstüne yürür.

Düzenli orduyu 1. Süvari Grubu komutanı Binbaşı Derviş Bey takip etmektedir. Derviş Bey, Ethem’in arkadaşı olduğu için, Yunanlara sığınmadan önce tüm silah ve cephanelerini TBMM kuvvetlerine bırakmasını sağlar.

Hikaye bu şekilde. Durumu bir de Çerkez Ethem’in dilinden dinleyecek olursak; “Suçlular affedilmeyi kabul eder, ben suçlu değilim. Aziz vatan için herkesten önce yola çıktım, mevki ve şeref düşünmedim. Bu durumda dönmektense iftiraya uğramış bir mağdur olarak ölmeyi tercih ederim. Bugün dahi sebeplerini bilmediğim için izahtan mahrum olduğum sebeplerle memleketim, vatandaşlarım ve tarih huzurunda ihanetle tescil edilmiş durumdayım. Kesinlikle ithamların ağır mesuliyetine layık bir günahkar değilim; fakat gerçekleri tarafsız bir mahkeme huzurunda izah edebilecek miyim? Hayır. O halde gurbette devam edecek ve gurbette öleceğim. Ta ki akıbetim günün birinde o ilk günlerin tarihini yazmak isteyen kimselerin dikkatini çeksin ve meseleyi baştan sona ele alsınlar. Belki çok hatalarım olduğunu, fakat asla vatan haini olmadığımı tespit etsinler.”

Bazı dönemler vardır, toplumların var ile yok arasında yaşadıkları, devam etmek ile bitmek arasında oldukları… O dönemler olağanüstü dönemlerdir ve başta bulunan kişiler net olmak zorundadırlar. İsteseler de istemeseler de bazı kararlar vermek zorunda kalırlar… O dönemde de Türk toplumu büyük bir imtihandan geçmektedir ve malesef baştaki kişilerin net olması halkın net olması anlamına geleceğinden bazı kişilere dönem gereğince hain damgası vurmak zorunda kalmışlardır.

Çerkez Ethem de hain denmek zorunda kalınanlardan mıdır yoksa gerçekten hain midir bilinmez. Lakin hatıratında da söylediği gibi ‘Aziz vatan için önce yola çıkan’ ın o olduğu da açıktır sanırım.

Selametle…

 

Kaynaklar;

“Çerkes Ethem Kendini Savunuyor: ‘Vatan İçin İlk Ben Yola Çıktım’ “, Radikal Gazetesi, 09.11.14

“Çerkez Ethem İhanet Etmedi mi?”, Orhan BURSALI, Cumhuriyet Gazetesi, 20.11.14

http://www.turkcebilgi.com

http://www.biyografi.info

http://www.yenisafak.com.tr/video-galeri/cerkes-ethemin-yegeni-hain-olmadigimizi-ispatlayacagim/2000287

http://www.haber7.com/guncel/haber/1219657-cerkes-ethem-hain-miydi