Modern Çağ ve Esaret Üzerine

Kuşlar kadar özgür olmak var. Bir atmosfer boyu uçmak dünyayı… Bir bülbül olsaydım ve altın bir kafese koyulsaydım, herhalde “İlle de vatanım” demezdim. Vatan ne ki özgürlüğün olmadığı yerde, bir avuç toprak parçası, uğruna kanlar dökülüyor da değeri mi artıyor toprağın (Atasözüne saygısızlık etmek istemem)! Bülbül de öyle demezdi eminim. “İlle de özgürlük” derdi.

İnsanlar olarak biz dünyanın içinde birer esiriz. Kollarımızda kelepçeler yok, ayağımızda prangalar, bizi tutacak iplerle bağlı değiliz belki ama çöpe dönen zihinlerimizle biz insanlar, teknolojiye esiriz, modaya esiriz, toplu taşımaya, sokaklara, evlere hatta. Her yerde “sadece bir” esiriz. Zihinlerimizle esiriz; dünyanın tüm düşüncelerini düşünmüşçesine yeni şeyler düşünmeden yaşadığımız için, taklidi sevdiğimiz için, boşluklarımıza hobi kursları koyup koşturduğumuz, denizi, gökyüzünü, kuşları; sevmeyi/sevilmeyi, üzülmeyi/sevinmeyi; tüm hisleri bir adım öteden bir yabancıyı izler gibi izlediğimiz için biz, esiriz. Esrik sözler, eksik şarkılar, yanlış aşklar, darmaduman kederler, izler, silinmezler, geri alınmazlar, bir daha denenmezler…

Bir bülbülün kafes içindeki bedensel esareti bizim modern çağ içindeki zihinsel esaretimizin bir temsili olamayacak kadar eskidi. Gözlerimizi açalım; zihinsel esaretin olduğu yerde bedensel esaretten söz etmek bir ormana bakıp “Aaa ağaç!” demek kadar sığ… Zihinlerimizi arındıralım. Birbirimize dayanalım. Kurtulalım.

11010619_972061859471318_3824851636608056140_n

(Görsel kasten seçilmiştir.)