Merdiven Boşluğu 2

Niye her zaman karşımızda bir düşman oluşturma güdümüz var? Mesela niye yukarı doğru çıkarken bize ‘inat’; aşağı bastıran yerçekimi diye bir kuvvet var?

İkişer ikişer çıkıyordu bu sefer merdivenleri. Bütün gün oradan oraya koşmuş, evrak kovalamış, loş odalarda zihin bulandırmıştı. Bugün kendimizden düşünelim, bencillik aksın eteklerimizden ve susmayalım, sus, diyene inat. Sus diyene mi inat? Bak gene… Uyuma içgüdüsüyle uyuşan bedeni ayaklarının altından akan basamaklara türlü oyunlar oynatıyor, düşmemek için azami dikkat ediyordu. Geçen gün yine böyle aceleyle çıkarken ayağı takılıp düşmüştü de üç gün ağrısını çekmişti. Beşinci basamağın solunda küçük bir tümsek var. Takılma, sağından geç. Biz en çok kendimize üzüldük güzel kardeşim, yine ayarlayamamıştı hızını, merdiven boşluğunun sarı ışığı iki kat arasında sönmüştü, en dar zamanlarda vakit bulup kendimiz için düşündük, kendi kendimize düştük, kendimizi düşürdük. Düşünürken yürümek mi kaldı bu anda? Neydi bunun aslı? ‘Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizans’tan, yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses.’ Bugün pek bir sessiz buralar. Ayten hanımlar yok zaten, tatile gittiler, memleketlerine. Bunun için Aslı’nın okulunun bitmesini bekliyorlar, her sene önce Aslı okulunu bitiriyor, sonra üç gün üst üste sabah erkenden sarraf Hüseyin çantasıyla bir yerlere çıkıyorlar ve bu üç gün içinde herhangi bir vakit bu merdivenlerde benimle karşılaşıyorlar. Rutinleri bu. Bir tür ritüel. Üç yıldır bozmadılar, evet, üç yıldır bu apartmanda oturuyorum. Üç yıldır bu basamakları tırmanıyorum. Üç yıldır… İnsanın fıtratında var kendini anlatma gayesi, yanlış anlaşılma korkusu, anlaşılamama arzusu. Gündelik işlerden uzak tutulmuşluğumuz, unutulmuşluğumuz, hepsi bir tarafa, bizim yanlış anlaşılmalarımız ve en çok da anlaşılan yanlışlarımız var. Kapısının önüne kadar düşmeden gelmişti nihayet, elini sağ cebine attı, buralarda olmalı anahtar, çıkardı elini cebinden, sol elindeki çantayı sağ eline geçirdi ve sol elini öbür cebine attı. Tam da bu sırada içine bahçe kapısını açık unuttuğu hissi düştü, suçlu hissetti kendini. Ne olabilir ki? Açık kalsa ne olur? Gece belki avare bir hırsız bu davete icabet eder, açık kapıdan kimsesiz bir köpek girer, sabah Hamdi Bey’in küçük kızını okula giderken ısırabilir ya da belki yağmur yağar da içeri su dolar. Şimdi insan başını iki eli arasına alıp düşünmeli. Acaba affetmek, bağışlamak daha mı iyi hissettirecek yoksa akışkanlar fiziği yine mi insanın dinamiği karşısında acziyet gösterecek? Dönüp kapatsam mı, diye düşündü, çıkardı cebinden anahtarı, açtı kapıyı ve içeri girdi.