Franz Kafka: Milena’ya Mektuplar

Artık Kafka’nın eserlerini klasik olarak sayabiliriz, diye düşünüyorum. Diline ve edebiyatına edebileceğim bir lafım yok. Bu tür insanlar hakkında yorum yaparken çok dikkatli olunmalı. Eleştirilerimiz kendi eksikliklerimizi ortaya çıkarabilir. Nitekim bu yazıyı yazmadan önce okuduğum kitapla ilgili başkaları neler düşünmüş, diye internette dolaşırken dikkatimi çeken şeylerden biri de bu oldu. Birbirlerine neredeyse zıt yorumlamalar yapılmış. Yüzeysel ve fazla derin çıkarımlar yapılmış. Bir bakıma, kendi fikrimizi söylemeyecek miyiz, yaklaşımı da doğru (zaten böyle düşündüğüm için ben de kendi fikrimi yazıyorum) ama dediğim gibi çok dikkatli olunmalı.
Kitapla ilgili söyleyeceklerime gelince; öncelikle kitap Franz Kafka’nın hayatının son dönemlerinde Prag’dan, Viyana’da yaşayan Milena Jesenska’ya yazdığı mektuplardan oluşuyor. Birçok yayınevi basmış kitabı. Bazı yayınevlerinin basımında Milena’nın, Kafka’nın arkadaşı ve eserlerini yayınlayan kişi olan Max Brod’a gönderdiği mektuplar da var. Ancak Milena’nın, Kafka’ya gönderdiği mektuplar yok. Kafka onları yakmış. Kafka’nın mektuplarının bir kısmını da Milena karalamış. Kafka aslen bir Çek Yahudi’si. Çekçe ve Almanca’ya iyi derecede hakim olmasına rağmen ana dilinin Almanca olduğunu söylüyor kendisi. Eserlerini Almanca yazıyor. Milena ise bu eserleri Almanca’dan Çekçe’ye çeviriyor. Tanışmaları bu sayede oluyor. Başlarda görece daha resmi giden konuşmalar hızla samimileşiyor. Hatta öyle samimileşiyor ki artık onun adı samimilik değil bence müptelalık. Bu derece samimi ifadeler Kafka’nın (Kafka’nın bile) yazdıklarının geçekliğini sorgulatıyor insana. Tabii buna Milena’nın nasıl bir dille karşılık verdiğini kestirmek zor. Ancak mektuplaşmanın uzun sürmesinden (3 yıl sürüyor ve bazen günde 2-3 mektuba çıktığı oluyor, bazen de haftada bir) ve Kafka’nın arada verdiği spoiler-lardan anlaşıldığı üzere (Kafka kadar olmasa da) o da yakın bir dil kullanmış. Mektuplarda sık sık hastalıklarından bahsetmiş. Kafka çok hasta. Anladığım kadarıyla da verem. Ve yine çokça da gelecekten bahsediyorlar. Ancak Kafka çok karamsar, tereddütlü ve alıngan biri. Bir şey söyler söylemez hemen iç dünyasına dönüyor; ‘Aslında şöyle düşündüğüm için böyle söyledim.’, ‘ Tabii bu düşünce de şuradan geliyor. Bu da beni şöyle bir insan yapıyor.’ gibi ifadeleri sık kullanıyor. Her ifadesinin sonu; sensiz yaşayamam, ben aslında senim, sen şöyle bir meleksine çıkıyor. Tabi bunları söylerken öyle öyle tasvirler, öyle benzetmeler yapıyor ki oralara zaten diyecek bir şeyim yok. Zaten kitabı çok önemli bir edebi eser yapan da bu. Bir de Kafka’nın sevgi ve bağlılık anlayışı… Neredeyse hiç görmemesine rağmen (2 defa görüşüyorlar) yaşadığı duyguların yoğunluğunun öneminden çokça bahsediliyor ama burada ‘Adam ne sevmiş be!’ demeden önce birkaç durumu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bir defa Kafka’nın başarılı insanlara karşı duyduğu hayranlık biliniyor. Örneğin; iş yerinde 10 parmak daktilo yazan müdürünü kusursuz buluyordu. İkincisi Milena’nın bu yazışmalara devam etme sebebi de kendisinin de belirttiği eşinin onu aldatması olabilir (Milena evli, Kafka nişanlıydı). Yani bu söylediklerim direkt sebep olmasa da, etkileri de yadsınamaz. Bir de bu mektuplar Kafka’nın diğer eserlerinden farklı olarak kendi ağzından, birebir kendi iç dünyasını yazmış olması sebebiyle önem taşıyor. Aşağıda kitaptan birkaç beğendiğim alıntı yapacağım.

“yine de aslında sevdiğim sadece sen değilsin, daha fazlası; senin aracılığınla bana hediye edilen varlığım.”
“‘yine de’ kelimesi bu mektuplarda gerçekten gerekliydi; ama zaten kelime olarak da güzel değil mi? insan ‘yine’ bölümünde mücadele ediyor, orada hala ‘dünya’ var; ‘de’de ise dibe gidiyor, orada artık her şey bitmiş oluyor.”
“mektup yazmak, hayaletlerin önünde soyunmak demektir, ki onlar da aç kurtlar gibi bunu bekler zaten. yazıya dökülen öpücükler yerlerine ulaşmaz, hayaletler yolda içip bitirir onları”
“unutamayacağım bir doğa olayıydı yüzün milena. bulutlardan değil, kendiliğinden gölgelenen bir güneştin sanki.
ne söyleyeyim daha? kafam ve ellerim dinlemiyor beni..”
”kişiyi mutluluk öldürebilirse benim çoktan ölmem gerekirdi! ama ya benim gibi ölüm yargısına uğramış biri, mutluluktan ötürü kurtulabilirse ölmekten? öyleyse yaşayacağım demektir”
“bak milena, ‘en çok seni seviyorum’ diyorum, ama gerçek sevgi bu değil belki, ‘sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla’ dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki.”..

Bir de kitapla ilgili etik tartışmaları var. Sonuçta özel bir durum. Ancak benim düşüncem bu mektuplar okunduktan sonra dedikodu tarzında değil de, edebi bir eser tarzında olaya yaklaşılırsa etik bir problem oluşmayacağı yönünde. Tabii burası biraz sallantıda bir konu. Sonuçta ölürken arkadaşından tüm eserlerini yakmasını istemiş.

Franz Kafka: Milena’ya Mektuplar” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s