Din Bir Disiplindir

Din; akıl sahiplerini kendi irade ve istekleriyle, dünya ve ahirette saadet ve selamete ulaştıran ilahi kanundur. Bu ilahi kanunu kendi irade ve istekleriyle kabul etmiş olan insanlar bu kanunları uygulamakla sorumludurlar. Din iki kısımdır; itikad ve amel. İtikad, gönülden inanmak anlamına gelir. Amel de din hükümlerini uygulama manasına gelir. Bir kişi amel konusunda eksikse bu, onu dinden çıkarmaz. Ancak itikad konusunda eksikse bu, onu dinden çıkarır. Amel konusunda da ameli işlemediği için hesaba çekilecektir, hesabını verebilirse kurtulacak, veremezse onun cezasını çekecektir. Eğer ameli kabul etmiyorsa o zaman da dinden çıkar. Çünkü bu bir itikad problemidir. Kişi amel konusunda eksikse bu kişiye fasık denir. Fasık günahkar demektir.
Mezhep ise gidilen yol demektir. Peygamber (s.a.s) vefat ettikten sonra kesin hükümle sabit olmayan mevzularda alimler farklı görüş bildirmişlerdir. Bu görüşler kesinlikle namaz, oruç, hac gibi farz mevzularda farklılık içermez. Ancak sünnet, vacip gibi kesin delille sabit olmayan mevzularda küçük farklılıklar içerir. Örneğin; Kur’an-ı Kerim’de geçen “İnna a’tayna k-el kevser..” -“Rabbin için namaz kıl ve kurban kes”- ayetine Hanefi mezhebinin imamı İmam Ebu Hanife Hz. buradaki hüküm Hz. Allah’ın peygamber (s.a.s)’e karşı bir hitabıdır deyip ancak zanni delille müslümanlara şart olduğunu söylemiştir. Bu sebeple Hanefi mezhebinde kurban vaciptir. Şafi mezhebinde ise sünnettir. Ya da abdest almak farzdır ancak bir yerinden kan akması Hanefi mezhebine göre abdesti bozarken şafi mezhebine göre bozmaz. Bunlar amelde mezheplerdir. Amelde mezhep çoktur ancak bunların 4’ü haktır. Bunlar; Hanefi, Şafi, Maliki ve Hanbeli mezhepleridir. İtikad mezhepleri de çoktur ancak orada tek hak mezhep vardır o da Ehl-i Sünnet v-el Cemaat’tir. Diğer mezhepler hak değildir. Peygamber (s.a.s) bir hadisinde “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan yalnız benim sünnetime tabi olanlar kurtulacaktır. Diğer yetmiş ikisi helak olacaktır.” buyurmuştur.
Allah (c.c) yüce kitabında “Festakim ke ma ümirte!” -“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”- buyurmuşlardır. Kişi eğer bir dine mensubum diyorsa o dinin hükümlerini lam cim etmeden eksiksiz bir şekilde yaşamaktan mesuldür. Eğer bu zor geliyorsa zaten inanmak mecburiyetinde olmadığını, inandığı yaratıcının onun kendisine inanmasına ihtiyacı olmadığını hatırlamalıdır. Din sadece namaz, oruç, hacdan oluşmaz. Din bir disiplindir. Ahlak, düşünce, devlet, usul.. her konuyu düzenlemiştir. Kişi emrolunduğu hükümleri bilmemekle sorumluluktan kurtulmaz.
Bu konuya değinmemin nedeni ,önce kendimden başlayarak, bir sıfat olarak kendimizde hiç çekinmeden tanımladığımız bir şeyi aslında temel kavramlar düzeyinde ne kadar eksik bildiğimizi fark ettirmekti. Önümüzdeki yazıda da tarikat ve tasavvuf konusundan bahsedeceğim. Hz Ali (k.v)’nin bir sözüyle bitiriyorum.
“İnandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanmaya başlarsın.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s