An’da kal…

Geçenlerde yine düşüncelerimle baş başa kalmışken, aktör Will Smith’in bir konuşmasına denk geldim. Şöyle diyordu: Bir gün arkadaşlarıyla skydiving yapmaya karar verirler, skydivingten bir gece öncesi yaşadığı anksiyete, uçaktan atlayana kadar aklında uçuşup duran ‘ya paraşüt açılmazsa’ diye olumsuz düşünceler silsilesi ve korkunun, heyecanın yerini aldığı anlar… Sonra şöyle devam ediyor: ‘Bir gece önce arkadaşlarımla sarhoşken aldığımız kararın bir gün sonrasında, gerçeğe dönüşmemesini umarak atlayacağımız yere vardım, tüm arkadaşlarım orada heyecan ve mutluluk içindeydi, ben ise hala korkuyordum, hatta uçağın çıkış kapısının ucunda korkum inanılmaz boyuttaydı, ta ki uçaktan atlayana kadar. Atlayana kadar yaşadığım bütün korkular, bir anda yerini, uçmanın erişilmez zevkine bıraktı, korku mutluluğun karşı tarafına geçti ve an’dan zevk almaya başladım’.

Hayatta da böyle değil midir aslında? Korkularımız mutluluğa, an’ı yaşamaya engel değil midir? Geçmişin kötü izlerine takılıp, geleceğin bilinmez karanlığına yoğunlaşıp, an’ı kaçırdığımızın farkında mıyız? An dediğimiz, ne bir saniye öncesi ne de bir saniye sonrası, şu an. Kontrolün yüzde yüz elimizde olduğu tek zaman. Geçmişte bir takım kötü ya da iyi deneyimler elde etmiş olabiliriz. Ancak insan beyni her zaman olumlu sonuçların aksine, olumsuza eğilim göstermektedir. Pişmanlıklar, ayrılıklar, başarısızlıklar… Bütün bu olumsuzluklar aslında geleceğimizi inşa yolunda, önümüze çıkan, bizi negatif limanlarda takılmaya mahkum eden durumlardır.  Aksine, geçmişe takılı kalmak yerine, ondan ders çıkarıp, geleceğe ışık tutmasını sağlamak ise bizim elimizdedir.

Gelecek ise bilinmeyendir, insanın bilinmeyenden korkması, endişe duyması, onun an’a odaklanmasına engel olup, insanoğlunun hayata daha da umutsuzca bakmasına neden olur. Geçmiş ile geleceğin bizimle olan bu ikili mücadelesinde kazanan mı, yoksa kaybeden mi olmak istersin? Geçmişin an’ı mahvetmesine izin verme ki, an’ı en iyi şekilde değerlendir, geleceğin puslu görüntüsüne yoğunlaşma ki, yolun sonunda senin keşfetmeni bekleyen eşsiz adaya ulaşmak için an’ı sıkı sıkıya kucakla.

Sonuç olarak, yaptığımız her şeyde, attığımız her adımda an’a yoğunlaşarak mutluluğu ve özgüveni iliklerimize kadar hissedecek; korkularımızı, endişelerimizi derinlere öteleyeceğiz. Ne yaparsak yapalım, nereye gidersek gidelim, beynimizin içinde deli dalgalar gibi oradan oraya savrulan, olumlu olmayan düşüncelerimizi sessiz moda almalı, pusulamızın an’ı gösterdiğinden emin olmalıyız. İşte o zaman varış noktamız mutluluk olacaktır. 

An’da kal…” üzerine 3 yorum

  1. Guzel yaziniz icin cok tesekkur ederim . Soyledikleriniz bir terapi gibi geldi ve gecmisi ve gelecegi bir tarafa birakip ani yasama dusuncesi hayata gecirimeli. Baska yazilarinizi da girmek isterim.

  2. dün bugün ve yarının kısa filmi gibi bir denemeydi. okurken bunları neden ben yazmadım diye imrenilecek cümleler ve okurken kaybolan benliğimizi tutup çekeceğimiz noktalar kendimi evindeymişçesine rahat hissettirdi. bayıldım!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s