Kafamızda Yeni Sorulara Sebep Olan Filmler

            Bazı filmler ve diziler vardır, izledikten sonra ertesi sabah üzerimizde hiçbir tesiri kalmamış olur, ancak bazıları da vardır ki izledikten sonra bizi o kadar değiştirir ki, yıllar geçse bile sürekli kendini gösterir. Bunun sebebi belki bilinçaltımızı oluşturan bilgi deposuna bazı imgeleri başarıyla yerleştirebilmesidir; belki de bizi biz yapan, öz kimliğimizin evrimine katkı yapan bir şeyler içermesidir. Tıpkı popüler bir şarkının birkaç ay sonra tamamen unutulmasına karşın; bazı şarkıların, örneğin “...Çanakkale içinde vurdular beni….”, yüzyılı aşkın bir süre sonra bile insanları hala etkileyebilmesi gibi.

BATTLESTAR GALACTICA isimli dizi film de işte aynı bunun gibi insanları etkileyebilmiş, fan gruplarını ortaya çıkarmış, ancak ülkemizde nedense çok da popüler olamamış bir yapımdır. Sebebi belki kafamızda yeni sorular oluşmasından hoşlanmamamız, belki bilim ve dolayısıyla bilim kurguya yeterince ilgi duymayan bir toplum olmamız, belki de batıdaki gibi bir Aydınlanma Hareketi’ni başarıyla üretememiş olmamızdır.

Bu girişi şunun için yaptım; insanlar sadece yemek yiyen, içen, çoğalan ve ölen canlılar mıdır? Elbette herkes hayır diyecektir, o halde bizden “paylaştığımız ekosistemdeki diğer canlılardan ayıran şeyi” elle göstermemiz istense bunu nasıl yapacağız? Yani bizi biz yapan şey nedir? İnsanlık nereden gelmiştir? Daha da önemlisi nereye gitmektedir? Bir Yaratıcı var mıdır? İnsan denen şey esas olarak beyin denilen kimyasal aktivitelerin meydana geldiği bir protein/yağ çorbası mıdır, yoksa bunu aşkın bir şey midir? Yani ruh nedir? Bilinç nedir? Kökenimiz nedir?

            Bu yeni sorular bazılarına göre son derece gereksiz, hatta insanın akıl sağlığını bozacak sorulardır, bazılarına göre ise hayatımızdaki anlam arayışının ta kendisidir, ki bu ikinci gruptaysanız BATTLESTAR GALACTICA tam size göre. Film her ne kadar uzay gemileri, uzay sıçraması vs. gibi kısmen sıkıcı bir dokuya sahipmiş gibi görünse de geri planda izleyicilerine tam da yukarıdaki soruların farkındalığı gibi bir haz yaşatıyor. Kurguya kısaca şöyle bakabiliriz:

  • Günümüz medeniyet seviyesini referans alırsak, bizden üç yüz ila beş yüz yıl daha ileri bir teknolojinin olduğu, insanların 11 gezegeni kolonileştirdiği elli milyar nüfuslu devasa bir medeniyet dizide karşımıza çıkıyor. Kurguya göre teknoloji çok ilerlemiş olsa da diğer bilim kurgu senaryolarının aksine, kendi sonumuzu getirmemiz, siyaset, ekonomi ve saçma sapan ideolojiler uğruna birbirimizi öldürmemiz, çevreyi duyarsızca kirletmemiz gibi birçok yönden dizideki insanlar hala bize benziyor. Belki de insanoğlunun doğasının bu olduğu hatırlatılıyor.
  • Teknoloji ilerlerken insanlar madenlerde ve diğer ağır işlerde çalışması için otomasyona geçiyor, bu alanda oldukça ilerleyip robotlar yapıyor. Sonra insanoğlunun ta Kabil ile Habil’den bu yana gelen; hatta yaratılışın başında meleklerin Tanrı’ya “kan dökecek birini mi yaratıyorsun?” diye kısmen nispet edercesine soru sormasına sebep olan bir zaafı yine ortaya çıkıyor, on bir gezegende yaşayan on bir koloni kendi aralarında savaşa tutuşuyor. Bu savaş sırasında robotları kullanırken silah sistemlerinin daha iyi kontrol edilmesini sağlamak amacıyla YAPAY ZEKA geliştiriliyor; tıpkı Terminatör filmlerindeki Skynet, Matrix filmindeki ana sistem gibi.
  • Zamanla yapay zeka o kadar geliştiriliyor ki insanlar sınırlarını aşıp adeta Tanrı rolünu oynamaya, bu robotları eski çağlardaki köleler gibi kullanmaya başlıyor. Günümüze ne kadar benziyor, değil mi? Şu anda da yapay zeka ile çalışan robotları savaşlarda, nükleer santrallerde, madenlerde, diğer ağır işlerde kullanmaya başladık, hatta seks robotları bile piyasaya çıktı. Belki de Necip Fazıl’ın “Bir Adam Yaratmak” adlı eserindeki gibi oluyor. İşte tam bu noktada, tüm dini hikayelerde olduğu gibi, Tanrı’nın kullarının kendi rolünü çalmasına izin vermediğini görüyoruz. Tanrı, yapay zeka sistemleriyle çalışan bu robotlara ruh veriyor, yani öz bilince kavuşturuyor, ancak insanlar bunu asla öğrenemiyor; bu durumun kendi teknolojilerindeki ilerlemelerinden kaynaklandığını sanıyorlar. Bu robot ırkına CYLON adı veriliyor. Cylonlar özbilince kavuşunca insanlara isyan ediyor, insanlar arasındaki iç savaş bitiyor ama bu sefer insan – cylon savaşı başlıyor. Yıllar süren bu savaşta iki taraf da birbirine üstünlük kuramayınca bir anlaşma yapılıyor, uzayın birer bölgesi taraflara veriliyor, ihlal olup olmadığının denetlenmesi için her yıl tarafsız bir uzay üssünde tarafların birer temsilci gönderip görüşmesi öngörülüyor. İnsanlar kırk yıl boyunca her yıl bir temsilci gönderiyor ancak Cylonlardan hiç gelen olmuyor.
  • Bir gün Cylonlar tüm kolonilere sürpriz bir nükleer saldırı yapıp elli milyar insanın neredeyse tamamını öldürüyor, o anda uzay gemileri içerisinde olan yaklaşık elli bin insan bu soykırımdan kurtulmayı başarıyor. Gidecek yerleri olmadığını düşünürken Galactica isimli savaş gemisinin kaptanı Adama onlara efsanelerde geçen on ikinci koloninin binlerce yıl önce “Dünya” adı verilen uzak bir gezegene göç ettiğini, yeri kendisinin bildiğini, oraya gitmeleri durumunda korunacaklarını söyleyip yaşamak için bir amaç veriyor. Bu bağlamda devlet düzenini devam ettirmeyi de başarmış oluyor.
  • Bu şekilde yaklaşık kırk gemi içinde yola çıkan elli bin insan gezegenimize doğru gelmeye çabalıyor, yolda zaman zaman Cylonlar onları bulup zarar vermeye çabalıyor.

          Maceranın sonunu söylemiyorum, ancak kökenimizdeki “yaratılış” hikayesine, yapay zekaya ve antropologların bahsettiği “mitokondriyal Havva” fosiline çok güzel bir şekilde hikayenin bağlandığını belirtmiş olayım. Bu yönüyle yapımın bazı kozmik sorulara cevap vermekten çok, izleyicilerinin kafasında daha derin yeni sorulara sebep olduğu açık. Yeni sorulara sebep olmanın olumsuz bir tarafı olmadığını, felsefede önemli olanın soru sormak olduğunu ise herkes kabul edecektir. Gerçekten de bir konuyu anlamanın ilk adımının doğru soruları sormak olduğunu belirterek yazıyı sonlandırıyorum.

                                                                                  İyi seyirler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s