Zaman Yönetimi ve Diğer Şeyler

Merhaba sevgili okur, sana hitap ederek yazdığım bu ilk yazı. İç dehlizlerimde kaybolmalı yazılardan fırsat ancak bu kadar yılın sonunda sana gelebildi desem üzülmezsin inşallah.

Öncelikle bir çekince koyarak yazıma başlayayım. Ben bir kişisel gelişim uzmanı falan değilim. Bu da esasında benim uzmanlığım ile yakından uzaktan alakası olmayan bir alan. Hiçbir kaygı gütmeden sadece deneyim paylaşımı niteliğinde yazıyorum (Böylece daha en baştan tüm eleştirileri kendimden uzaklaştırıyor ve sempatiklikler yaparak kalbini fethetmeye çalışıyorum).

Bu sayıda özellikle son zamanlarda herkesin baş tacı yaptığı bir sorun üzerine yazmaya karar verdim. Sorun tespiti için uzunca giriş-gelişme-sonuç geçişleri yapmayacağım. Sorunumuz herkesin hayatının bir yerinde olan ve çözüm aradığı bir şey: Zaman yetersizliği. Nihayetinde tam da tahmin ettiğin gibi zaman yönetimi üzerine bir yazı olacak.

Şöyle bir ‘konuya nereden girsem’ araştırması yaptım (30 saniye kadar sürdü çünkü daha fazla dayanamadım). Bu süreçte ne öğrendim? Günün 24 saat olduğunu(bilmiyordum çünkü!), dolayısıyla basit hesaplarla haftanın 7×24 saat (şuan hesaplamakla vakit kaybedemem), ayın ortalama 30x7x24 saat olduğunu… Günlük ihtiyaçlarımızın ortalama ne kadar süre tuttuğunu… Uyumak 8 saat, günlük temizlik ihtiyaçları 1 saat, yol 1 saat, yemek 3 saat, işte geçen süre 9 saat… Yahu tuvalette geçen süreyi bile hesaplamışlar. Şimdiden sıkıldın değil mi? (Anlıyor musun neden sadece 30 saniye araştırdıktan sonra pes ettiğimi? Soru değil ama soru işareti gelsin, bu noktada evet cevabını alarak tasdiklenmek istiyorum)

Tüm bunları bir kenara bırakalım. Günlük ihtiyaçlarımızdan kıstığımız 5-10 dakikalar ile zamanı bize yeter hale getiremeyiz. Çünkü zaman yetersizliği/yeterliliği tamamen zihinsel bir planlamadan ileri geliyor. Zaman yönetimi temalı yazıların esasında yer alan “kısma prensibi”ni bir kenara atalım. Eee, nasıl olacak o zaman? Hemen buna birkaç farklı noktadan açıklık getirmeye çalışacağım.

Öncelikle ilk tavsiye, nelere zaman ayıramadığını tespit et. Bu konuda yıllar önce bir yazı okumuştum (nerede ve kimin yazısı olduğuna dair hiçbir bilgi kalmamış maalesef hafızamda), 25. Saat oyunu oynamayı öneriyordu yazıda. Öncelikle bilmelisin ki bu yarım saatlik bir hesaptan ibaret değil, belirli bir süreç gerektiren bir oyun. Bir defter tutuyorsun, her gece yatmadan önce 1 dakikanı ayırıp “Fazladan 1 saatim daha olsaydı neler yapardım?” sorusuna birkaç maddelik cevaplar yazıyorsun. Örneğin; kitap okumak, arkadaşlarımı aramak, ders çalışmak, gitar çalmak, İngilizce öğrenmek… Bu oyunu belirlediğin bir süre tekrarlıyorsun. Ben bunun için en azından 1 hafta öneriyorum.  Zaman sorunun daha temelden bir problem haline geldiyse, yani çok daha fazla şeye vakit bulamıyorsan alışkanlık haline gelmiş demektir, bu durumda her akşam 1 dakikadan fazlasına ihtiyacın olacak. Aslında hep göz önünde duran ama gözünün alıştığı için artık görmediğin o şeyleri tespit etmen gerekecek. Nitekim, 25. saat oyunu neticesinde vardığın yerde bir çeşit istatistiki veriye sahip olmuş olacaksın. Bu istatistiki veri de yapman gerektiğini düşündüğün ve yapmaya vakit bulamadığın (acımasızca olacak ama suçu sana atarak ayırmadığın diyeceğim) şeylerin listesini sana sunacak. Bundan sonra yapman gerekeni sen bilirsin sevgili okur. İstersen yap, istersen yapma, özgürsün (hayır, hayır, trip atmıyorum).

Bir diğer tavsiyem öncelik tespitine dayanıyor. Bunun bir önceki tavsiyeye göre avantajlı yanı ekstra zaman ayırmadan herhangi bir işinin yanında zihinsel bir süreç ile yapabiliyor olman. Evden işe giderken, yemek yerken, çalışırken, günlük temizlik ihtiyaçlarını giderirken hiç fark etmez.

Bu tavsiyede öncelikle yapman gerekenleri ve istediklerini tespit etmelisin. Burada dikkat etmen gereken nokta önceliklerini sıralı liste haline getirmen. En önceliği olan ilk sırada, sonraki ikinci, sonraki üçüncü… Yani listenin başından sonuna öncelik sırası halinde dizilmesi çok önemli. Yerine getirirken de ilk maddeden başlaman gerekiyor. Böylece sana en gerekeni ilk önce yapmış olacaksın. Ek olarak bir şeye daha dikkat çekmeliyim. Öncelik tespiti yaparken kendini psikolojik baskı altında hissettiğin şeyleri tespit etmekte hiç zorlanmayacaksın. Ders çalışmak, kitap okumak gibi öncelikler zorunda hissettiğimiz içsel ve dışsal baskı temelli işler. Bunlar zaten kendini ortaya atacak. Ancak bunların yanında baskı hissetmediğin ama yapmak istediğin şeyleri de atlamamalısın. Mesela ben dizi izlerken deşarj oluyorum, kendi dünyamdan ve zihinsel sürecimden kısa süreliğine de olsa kopmuş oluyorum ve bu benim için terapi gibi. O zaman bu benim için neden öncelik olmasın? Demek istediğimi anlamış olduğunu düşünüyor ve müzik dinlemek, şarkı söylemek, konsere gitmek, mağaza gezmek gibi örneklerle yazıyı kalabalıklaştırmıyorum (ki yaptım bile).  İkinci tavsiyem de nihai olarak istatistiki veriye ulaşmanı ve çözüme odaklanmanı sağlıyor. Yaptıklarının yanına tik attıkça kendini inanılmaz rahatlamış hissediyorsun ve boşa geçen zamanlarının yanında boşa geçmeyen zamanlarını artırmış oluyorsun.

Bir noktaya daha değinmek istiyorum. Yine bir yazıda (ki kişisel gelişim yazılarından nefret ettiğimi düşünmeme rağmen ne kadar da çok kişisel gelişim yazısı okuduğumu fark ettim) yapılacaklar listesi oluştururken yapılan hatalardan bahsediyordu. Yapılacaklar listesi de öncelik listesiyle temelde aynı mantıkta çalışıyor. Bahsettiğim yazı yapılacaklar listesi oluşturup oluşturup asla yerine getirememek üzerine bir yazıydı. Şöyle bir fikir veriyordu; yapılacaklar listemize saatlik, günlük, aylık, yıllık planlar oluştururken kendimize karşı acımasız davranırız. İhtiyaçlarımızı küçültür (küçümser demek de yanlış olmaz diye düşünüyorum) yapılacakları habire ekleriz listeye. Liste kabardıkça kabarır ve sonuçta daha ilk günden bu listeye karşı yetersiz kalırız. Ve bu yetersizlik de kendimize olan güvenimizi sarsar. Sonuçta yaptığımız listeler planlarımızı yerine getirme amacına hizmet etmediği gibi, bizi de kendimize karşı mahcup eder ve başarısız hissetmemize sebep olur. Başlangıçtan daha kötü bir noktaya gelmiş oluruz. Bu yazı da benim için bir çeşit aydınlanma oldu diyebilirim. Kendi kapasitemi tespit etmek adına bir çabaya girmemi sağladı. Kendi ihtiyaçlarımı ve kapasitemi tespit edip öncelik listesini ona göre hazırlamaya başladım. Çalışma odaklı planlar çoğunlukta olsa da kimi günler öncelik listemde sadece dinlenmek yer alıyorken, kimi günler arkadaşlarımla buluşmak ilk önceliğim oldu. Bu gibi tespitler hem kendime karşı daha yeterli hissetmemi sağladı, hem de zamanın yetersizliği konusundaki endişelerimi giderdi diyebilirim.

Bir üçüncü tavsiye hayatı çok düzensiz olanlara yönelik olacak. Uyku ve yaşam düzeni olmayanlar en çok zaman yetersizliği yaşayanlar, dolayısıyla planlarını gerçekleştirme, hedefine ulaşma konularında en çok sıkıntıyı yaşayanlar oluyor. Burada da temel düzensizlik uyku ve uyanıklık saatlerinin insanın bünyesi üzerindeki etkisi olarak düşünülebilir. Tabii beslenme düzensizliğini de görmezden gelmemeliyiz. Sonuçta sağlam kafa sağlam vücutta bulunur, diyen atalarımızın engin tecrübelerini de yabana atamayız. Zaman yönetimi ile ne alakası var, diyorsan şöyle açıklık getireyim. Uyuma, uyanma, yemek saati belirli olmayan (her gün saat 20:00’da yemeğe oturacaksın demiyorum hemen eleştirme lütfen, her gün saat 19-20 civarı yemek yemeni kast ediyorum) insanın zamanını programlama konusunda daha belirli öngörüleri olacaktır. Mesela kendimi saatli bir zaman yönetimi içine almışsam, saat 19-20 civarı yemek yediğim için 20’den sonraki zaman dilimine planlarımı yerleştiririm ve saat 24’te uyuyorsam bu aradaki 4 saatlik dilim benim için ne kadarına yetiyorsa o kadarlık bir liste yapabilirim. Böylece yerine getirilebilir, aksama ihtimali daha düşük planlar yapmış olurum.

Burada yeni bir tavsiye daha bulma çabası ile ilk başta söz ettiğim ve 30 saniye dayanabildiğim internet sayfasına dönme gafletinde bulundum. Bir 30 saniyemi daha hunharca harcadığım bu bonkörlük içinde de sayfanın en sonunda şöyle bir şey gözüme çarptı: Mimar Sinan 99 yaşına kadar yaşamış, hayatı boyunca 81 cami, 51 mescid, 55 medrese vs. olmak üzere toplamda 375 eser meydana getirmiş. Vakit nakittir, doğru. Geçen zamanın telafisi olmaz, doğru. Mimar Sinan gelmiş geçmiş en iyi mimarlardan biridir, çok doğru. Ama lütfen kendimizi motive edelim derken de kısa süreli motive edici ama uzun zamanda insanı yıpratıcı kıyaslamalara gitmeyelim. Mimar Sinan yapmış, muhtemelen bir daha da kimse yapamayacak. Bu gerçeği kabullenip, kendi yolumuzda kendi engellerimizle baş ederek küçük gibi görünen büyük zaferler ile yolumuza devam edelim. Kişisel gelişime bağlamayacaktım, nasıl olduysa yine konu buralara geldi.

Sevgili okur, bu bir kişisel gelişim yazısı değildir, kişisel deneyim yazısıdır. Denemediğimi, bilmediğimi yazmadım sana. Senin de önerilerin varsa lütfen üşenme, yaz. Benim de zaman yönetimi konusunda yeni deneyimlere ihtiyacım var. Belki diğer okurların da vardır. Hadi kal sağlıcakla.

 

Görsel : Eriyen Saatler, Salvador Dali, 1931.

Zaman Yönetimi ve Diğer Şeyler” üzerine bir yorum

  1. Zamanın değerini iyi bildiğini gözlemlediğim yegane insandan tavsiyeler… Yapilacak listeniz omuzlariniza yük olmasın, zamanı planlama için yapitaslariniz olsun demiş. Bilinen fakat idrak edilememiş bir bilgi kendinlikle…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s