Tartışma: Kafka’nın Dönüşüm’ü

kirmizibisikletim: Çok geç kalınmış bir Dönüşüm okumasının ardından, belki de Gregor Samsa’yla tanışıklığımızın takribi on beş yıl öncesine dayanmasının getirdiği bir şartlanmışlıkla, kitap bittiğinde düştüğüm boşluk nedeniyle bu tartışmayı başlatıyorum.

Bazı kitapları, bazı filmleri ve diğer eserleri anlamak için zaman zaman ileri okumalar/ön okumalar, araştırmalar yapmamız gerektiğini hepimiz biliyoruz. Ancak bu defa, kendimi tutup, bu araştırmaları öteleyip, bu tartışmada boşluklarımı doldurmaya niyetliyim. Büyük bir linç ihtimalini de göze alarak soruyorum; kitap bittiğindeki hissim: Bu muydu yani? Samsa neden böceğe dönüştü? Kitabın sonuna doğru ne oldu da ‘devam etmeye’ karar verdi?

Buyursunlar.

magnumopus: Samsa’nın neden böceğe dönüştüğünü anlayabilmek için Kafka’yı tanımak gerekir. Böceğe dönüştüğü ilk sabah başlıca kaygısı işe gidemeyecek olmasıdır. Kafka’nın yaşamı düşünüldüğünde ise, kendisi bir sigorta acentesinde çalışmaktadır. Bir yandan varoluşsal çatışkı yaşayan, kimseyle arkadaşlık kuramazken gününü kamu dairesinde geçiren Kafka ve diğer yandan odasında kendini böceğe dönüşmüş bulan, ailesi kendisinden tiksinen ve utanır biçimde kendini saklayan Samsa. Kendini ötekileştiren ve dışlayan Kafka’nın ailesi ile ve özellikle de babası ile olan iletişimsizlikleri, Samsa’nın neden böceğe dönüştüğünü açıklamaktadır. Peki ya sence Samsa cidden bir böceğe dönüştü mü yoksa yaşadığı, hayatın ona direttiği düzende ruhunun sıkışıp kaldığı ıstırap mıydı?

tutianna: Esasen hayatın olağan akışı içinde bir insanın bir sabah bir böcek olarak uyanmayacağı konusunda tüm yetişkinler hemfikirizdir. Fakat ben kitabı okuyalı on yıl gibi bir zaman geçmiş olmasına rağmen hem kitabı, hem de Samsa’nın bir böcek olarak uyandığında hissettiklerini bugün okumuş gibi hatırlıyorum. Peki neden? Çünkü, sevgili Sümeyra, cevabım tam olarak senin sorunun ikinci bölümünde. Hayat yalnızca Samsa için değil, hepimiz için bu hissi bazen kucağımıza bırakıveriyor. Kendimize, ruhumuza vakit ayıramadığımız, koşturmacalar içinde biçare kaldığımız dönemler yahut kendimizi bulmaya çalıştığımız anlarda biz de böyle hissetmedik mi? Şundan eminim ki dönem dönem ruhumuzun sıkışıp kaldığı kapanlar olacak. En yakınlarımız tarafından bile acımasızca ötekileştirileceğiz. Yaptığımız iyilik ve fedakârlıklar, bir zaman sonra görevlerimiz gibi algılanıp; bunları yapmadığımız takdirde Gregor Samsa’nın yansıması olacağız. Peki, şimdi bunca anlatıdan ve kitabın güçlü metaforundan sonra, her ne kadar cümlelerimde yetişkinler olarak bunun gerçek dışı olduğunu kabul edeceğimizi ifade etsem de, sorum şu; sen kitabı okuduktan sonra hiç böcek olarak uyandığını hayal ettin mi?

mavimtirak: Belki biraz farklı bir bakış açısı ortaya koyacağım. Bu kitabı okurken, böceğe dönüşmesinin sebebini Samsa’nın değişim yaşama isteği olarak gördüm. Sevgili Tuğçe’ye cevap olarak, evet, kendimi böceğe dönüşmüş olarak hayal ettim. Kendimi cesaretli ve bir o kadar da ürkek olarak gördüm. Yani değişmek, özellikle toplum kurallarına karşı çıkabilmek cesaret işidir. Belki ailen, iş arkadaşların ve genel olarak toplum seni bu şekilde görmekten iğrenecektir. İlk defa Kafka’nın bir kitabını okudum. Onunla tanışmak benim için zevkti. Farklı bir bireye dönüşen kişiyi insanların dışladığını ve yalnızlaştırdığını fark ederiz. Samsa, kendi içinde bir şeylerin yanlış gittiğini fark etti ve sorgulamaya başladı belki de. Ama bu sorgulama bile bizi farklı bir insana dönüştürmeye başlayabilir. Benim sorum da şu olacak; bu kitabı okurken Samsa’nın yaşadığı yalnızlığı nasıl yorumladın?

alibatuhan: Gregor Samsa’nın yaşadığı yalnızlık, her ne kadar kitapta ansızın gelen bir değişimle birlikte başlamış gibi görünse de, akşamdan sabaha başlamış bir yalnızlık olmamalı. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir derler. Ben Sevgili Derya’nın sorusu üzerine, Gregor Samsa’nın çevresi ile iletişimi ve yalnızlığına Johari Penceresi’nden yaklaşacağım. Buna göre, insan benliği dört köşeden oluşur: (i) bizim bildiğimiz ve çevremizin bildiği biz (herkes bizim sıkı bir futbol takipçisi veya Dilemma yazarı olduğumuzu bilebilir). (ii) Bizim bilmediğimiz ancak toplumun bildiği biz, hiç fark etmediğimiz ve bilmediğimiz bir refleksimiz diğer insanların ilgisini çekiyor olabilir veya çevremizdeki insanlar -gıyabımızda- Ali Batuhan diğer insanlara göre daha asabidir kanaatine varıyor olabilir. Diğer iki köşe olarak da, insan benliğinin (iii) kendisinin bildiği çevresinin bilmediği ve (iv) ne kendinin ne de çevresinin bildiği tarafları vardır. İşte bu iki alanda insan aslında hep yalnızdır. Çünkü benliğimizin bu tarafları çevremiz için bir “unheimlich (alm.)- uncanny (ing.)” yani bilinemezdir, daha doğrusu kavranamaz, anlaşılamaz ve olağanüstüdür. Onlar bizi ne kadar severlerse sevsinler benliğimizin bu kısmını kavrayamazlar ve insan böylece oralarda yalnız kalmaya mahkum olur. Bir sabah çevreniz için doğru tercih olan işe zamanında gitme eylemini gerçekleştirememiş, çünkü bir böceğe dönüştüğünüzü fark etmişsinizdir. Ancak annenize bunu uygun bir lisanla açıklamanın hiçbir yolu yoktur, bu nedenle onu başınızdan savuşturmaya çalışırsınız. Ya da bir İzmirli olarak çok gürültülü düğün ortamlarından nefret ettiğiniz halde bunun sizi ne şekilde etkilediğini annenize anlatamamışsınızdır, çünkü o, bu düğünlerin ve toplumsal arketipin içine doğduğundan düğünleri bir eğlence ya da en kötü ihtimalle akrabaların kalbini kazanmak için bir imkan olarak görmektedir. Samsa’nın sesinin tamamen hayvan sesine dönüşmesi ve patronuna neden işe gelemediğini izah edememesi tam da bize dair olanın karşı taraf için unheimlich olmasından kaynaklanır. Daha sonra -cesaretimizi toplayıp- insanlar karşısına bu yönümüzü tüm çıplaklığıyla çıkarmaya karar verdiğimizde ise insanların korkudan evi terk ettiklerini veya üzüntüden bayıldıklarını görürüz. Zira bu farklılığımızı açıklamanın imkansız olduğunu anlamış ve ümitsizliğe kapılmış, ve bu durumu çevremize izahat vermeden doğrudan davranışlarımızla göstermeye başlamışızdır. Yani herkese mantıksız gelse de arabamızı satıp kendimize bir yurt dışı tatili ısmarlamışızdır. İşte bu kararlar benliğimizin yukarıda bahsettiğim üçüncü kısmında durmaktadır. Bunlara karşı insanın ne derece bir farkındalık geliştirdiği yalnızlığının da şiddetini belirlemektedir. Kendisi işe gitmeyip Grete’yi işe gitmeye zorlayan Gregor aslında onun gözünde bir böcektir, artık onların her zaman tanıdıklarından farklı bir bireye dönüşmüştür ve bu ailesi ile olan iletişimini imkansız kılmıştır. Günün sonunda Gregor ölmüş ve ailesi bunu her zaman planladıkları seyahatleri için bir fırsat bilmişlerdir. Dönüşüm kapsamında insanın 4. kısımda geliştirdiği farkındalık da tartışılabilir. Gregor’un ilk günkü acemi böcekliği ile son günkü kıdemli böcekliği ve yalnızlığı arasındaki farklar işaretlenebilir. Ancak daha fazla uzamasın diye bu konuyu şimdilik açıkta bırakıyorum. Yazımın geldiği noktada benim sorum şu olmalı: İnsan geliştirdiği farkındalığa ve farkındalıkla birlikte gelen değişime rağmen, çevresinin çizdiği sınırlara tahammül edebilir mi? İşe gitmeye devam edebilir ve böylece çevresi nezdindeki konumunu rencide etmeden kendini tanımayı ve değişmeyi başarabilir mi?

BK: Benden önceki yazılara baktığım zaman herkesin birbirinden bağımsız görüşleri olmasının yanında ortak bir nokta da bulunmakta: Dönüşümün Gregor Samsa’nın başına gelmiş olması.

Diğer yazılardan farklı olarak benim bu kitapta gördüğüm şey, dönüşüme uğrayanın kişi değil, toplumdaki temel birim olarak ele aldığımız ‘aile’ olması.

Kitaptaki ana karakter aslında bir kişiyi değil, genel olarak Samsa ailesinin refah ve huzurunu temsil etmektedir. Aile, toplumda bulundukları konum itibari ile kendi yağında kavrulan bir noktada iken ‘Gregor Samsa’ gayet sağlıklıdır fakat bu refahın bedeli olarak ailesinden kopuktur, yani aile bireyleri arasındaki ilişki fazla sıkı değildir. ‘Gregor Samsa’nın durumunun dönüşüp, ailenin refah ve sağlık seviyesinin düşmesi ile beraber aile içinde ve dışında mücadeleler başlar. Ödenmesi gereken borçlar, doyurulması gereken boğazlar vardır. Fakat bu refahın bozulması aile bireyleri arasındaki dayanışmayı ve birliği artırır. Bütün aile bireyleri eve kendince katkı sağlamaya başlar. Birbirlerini daha fazla düşünür olurlar. Ruhsal arınma geçirip evdeki gereksiz eşyaları bir kenarı koyarlar. Dahası ev ekonomisine katkıda bulunmak amacı ile bu zor günlerin atlatılması için radikal bir karar verip evlerini yabancılara bile açarlar.

Bu süreç sonunda aslında dönüşüme uğrayan ‘Gregor Samsa’ değil, aile bireyleri olmuştur. Ailenin küçük, narin kızı bu süreçte aklını başına toplamış, aile içindeki kontrolü kısmen ele almış ve evin yaşlılarını psikolojik olarak ayakta tutma görevini üstlenmiştir. Baba ise bir anlamda üzerindeki ölü toprağını atıp yeniden hayat amacı edinerek ailesine bağlanmış ve sorumluluklarını yeniden yerine getirmeye başlamıştır. Aile için yapılacak son hamle olarak, eski hayatlarına dair son somut şey olan evden uzaklaşma kararı verilmiş ve dönüşüm tamamlanmıştır.

Numan: Herkesin ne diyeceğini gördükten sonra cevap vermek, farklı bir şey söylemek zorunda kalma yüzünden olumsuz; lakin ilham alma açısından avantajlı oldu.

Kafka’nın Dönüşüm Romanı (Okumamış olanlar için) : Günlük yaşamın koşuşturmacası arasında bunalan Samsa bir sabah dev bir böceğe dönüşerek uyanır. İlk anlarda o gün mesaiye nasıl gideceğini düşünürken zamanla işin rengi değişir. Şimdi günübirlik dertlerinden daha büyük bir sorunu vardır. Artık o çirkin ve iğrenç bir böcek mutanttır. Zamanla annesi bile ondan tiksinir.

Samsa’nın hikayesi, dönüşümün, aslında çoğumuzun hikayesidir. Kısa vadeli küçük küçük sorunlar birikir ve bir gün aynı anda bizi o kadar baskılar ki, kaçmak için her şeyimizi verebiliriz ama elimizden bir şey gelmez.

Bu kaçış bazen irademizin dışında, aniden ve kendiliğinden geliverir. Öyle bir gelir ki, ne o ayın KDV’si, ne falanca soruşturma dosyasının akıbeti ne de aracın muayenesinin gecikmesi anlamını korur.

O an geldiğinde bizi baskılayan herkesi ve her şeyi, dar gelen bir kıyafeti üzerimizden sıyırıp atma rahatlığı ile arkada bırakırız.

Ve o an biz olmadan da dünyadaki her şeyin normal şekilde yürüdüğünü şaşırarak görürüz. Kendimizi “hayat” filminin başrol oyuncusu olarak gördüğümüzdendir bu şaşkınlık.

Sevdiklerimiz bizi bir müddet daha o şekilde kabul etmek isteyebilir, ama Samsa’nın mide bulandırıcı bir böceğe dönüşmesinde olduğu gibi, bizim bedenimiz çürüyüp iğrençleşmeye başladığında en yakınımız bile bizden uzaklaşacaktır.

Ve o an yalnız olduğumuzu fark eder, yalnızlık duygusunun acısını tadarız.

Samsa’nın hikayesi bir anlamda ölümün hikayesidir. Ya da Necip Fazıl’ın Reis Bey eserinde bir gün aniden yargıçlık cüppesinden çıkıp “the mahkum” olan ve her şeyi farklı bir gözle görebilen yerli ve milli “Gregor Samsa”mız Reis Beyimizin hikayesidir.

korebe: Öncelikle, bana soru ile gelmeyen bir metin var elimde. Cevaplanacak bir şey de kalmamış. O sebeple ben kendi atlarımı koşturacağım izin verirseniz.

Kitap hakkında yorumlar, bir gün böcek olarak uyanma fikri ve bu metaforun anlamı üzerinde gezinmiş haklı olarak. Ben biraz da Kafka üzerinde duracağım.

Bir kitabın belli çerçevede her okuyucu için benzer fikirleri oluşturması, esasında Kafka’nın bir başarısı. Tutarlı bir şekilde vermek istediği mesajı doğru verdiğini gösteriyor bize. Okuyucuya Gregor Samsa’nın çaresizliğini iliklerine kadar hissettirmiş. Ancak bunu yaparken yığınla dramatize edilmiş kelimeleri sıralayıp duygularımızı baskılamamış. Realist bir tutum ile çarpıcı bir gerçeklikte sunmuş. Bir gün bir böcek olarak uyanan ana karakterin yer aldığı bir kitap okuyoruz ve bu bir fabl da değil, çocuk kitabı da… Bizi yormuyor, eğreti durmuyor. Böcek ağlamıyor mesela. Eski güzel (ama asla güzel olmayan çünkü zaten alt metinde o birikmişliğini kusmak olarak ifade edebileceğimiz) günleri film şeridi gibi gözünün önünden geçerken Gregor Samsa, şansına lanetler etmiyor. Gerçeklikte gerçek hislerimizle bizi baş başa bırakıyor ve hepimizi doğru hisleri buluyoruz.

Dönüşüm’den bağımsız olarak Kafka’nın genel tutumu burada değinmek istediğim bir diğer nokta. Kafka bu kitabı yazarken böcekler üzerine oldukça detaylı araştırma ve inceleme yapmış. Gregor Samsa’nın böcek olduktan sonraki betimlemeleri, hareketleri, hisleri de bir böceklerin gerçek anlamda betimlemesi ile yapılmış.

Ancak daha sonra araştırmacılar bahsi geçen böcek türünün ne olduğu ile ilgili de epey çalışma yapmışsa da buna birebir uyan bir böcek türü bulamamış. Yani Kafka, tüm o araştırmaları, çizimleri, betimlemeleri, gerçekte olmayan farazi bir böcek türü oluşturmakta kullanmış. Her ne kadar kitap kapağına hamamböceği resimleri basılarak kitaplar piyasaya servis edilse de… Burada ciddi bir eleştiri yapmak zorundayım. Bence kapak tasarımında kesinlikle bir böcek yer almamalıydı. Her okuyucu kendi böceğini zihninde kendisi oluşturmalıydı. Belki de kendi böceklerimizin biçimi kendi ruh halimizi, kendi çıkmazlarımızı, birikmişliklerimizi ortaya çıkarırdı. Belki sahiden de aramızdan Kafka’nın kafasındaki böceği bulabilen birileri çıkardı. Kim bilebilir ki…

kirmizibisikletim: Girişi yaparken, bittiğinde aydınlanmış olacağımdan emin olmakla beraber, bu tartışmayı beklediğimin çok üzerinde bir hayranlıkla kapatıyorum. Okuyucularımızın da benimle aynı hisleri paylaşacağından eminim. En kısa zamanda başka bir kitap tartışmasında buluşmak dileğiyle…

 

Tartışma: Kafka’nın Dönüşüm’ü” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s