Pandemi Gölgesinde Formula 1 2020 Sezonu

Sayın okuyucular, bir felsefi akım olan stoacılığı muhtemelen hepiniz bilirsiniz. Stoacılar tüm evrenin kutsal bir otorite tarafından yönetildiğini düşünürler. Çok yakın zamana kadar tıpkı böyle bir kutsal otorite tarafından yönetilen bir spordan bahsedeceğim sizlere. Bernie Eccleston’un günümüze kadar sahibi olduğu motor sporlarının en büyük organizasyonu Formula 1, artık günümüzün görece kapitalizm kurallarına göre başka bir grup tarafından yönetilmekte, fakat hala emektar Bernie’nin zamanındaki kadar mükemmel yönetilmekte. Birçok spor organizasyonunun paramparça olduğu, devam etmesinin çok fazla tartışma konusu olduğu bu günlerde Formula 1 neredeyse çok az eksiklik ile 2020 sezonunu tamamladı.

Formula 1 yarışı olan hafta sonları, adeta ümidinizi kaybettiğiniz anda karşınıza çıkan bir fırsat gibi hayata döndürürdü beni. Fakat 2019 yılı sonbaharında başlayan ve yeni yıl itibariyle Avrupa’da yayılan virüs hafta sonlarının anlamını oldukça değiştirecekti. Dünyadaki her kıt’ada yarışılan ve dünyanın her yerinden ülkeden yüz binlerce insanın yer değiştirmesi ile gerçekleşen bu spor da bir süre sekteye uğrayacaktı.

2020 Sezonu, yaklaşık son 20 yıldır olduğu gibi Avustralya’da başlayacaktı. Mart ayının ortalarında tüm Avrupa virüs ile çalkalanırken yarışmak kimilerine doğru gelmiyordu. 2 takımda çıktığı açıklanan Covid 19 vakalarının ardından Melbourne Belediyesi, F1 yönetimi ve pist yönetimi arasında dönen bir takım Ali Cengiz oyunları sonrasında ilk antrenman seansı başlamadan hemen önce yarış ertelendi.

Art arda gelen ertelemeler sonrasında sezonun askıya alındığı açıklandı. Şimdi ne yapılacaktı?

Şimdi yazacaklarıma kapitalizm diye bakanlar da, organizasyonun sürmesi için bir can suyu olarak bakanlar da olacaktır. Fakat Formula 1 yönetimi de hemen işlerin tekrar başlaması için planlar arayışına girdiler: Pandemiyi daha iyi yöneten ve normale daha hızlı dönen ülkelerin de içinde bulunduğu bir pist havuzundan yeni bir takvim oluşturmak. İlk bakışta “Ne yarışı şimdi, hastalık var hastalık” gibi düşünebilirsiniz fakat zaten borç içinde yüzen birçok takımı barındıran Formula 1 organizasyonu için gerçekten hayatta kalmanın tek yoluydu bu.

Benim gibi sosyal hayatı çok fazla olmayan işkolikler için Formula 1 gibi etkinlikler oldukça anlamlı olabiliyor. 2020’nin hızlandırılmış takvimi de oldukça heyecan veriyordu. Çünkü neredeyse her hafta yarış vardı.

Sezon başlamadan önce aslında şampiyonluk yarışında heyecan olmayacağı biliniyordu. Mercedes yine açık ara şampiyonluğa yürürken şampiyon pilot da 1. pilotları olan Lewis Hamilton olacaktı. Başka heyecanlar aramak zorunda olduğumuzu biliyorduk fakat bu kadar heyecanlı bir sezon olacağını bizler bile tahmin edemezdik.

Alıştığımız gibi her sezona Bottas şampiyonluk sözleri vererek başlar, 2-3 yarış sonra tüm momentumu Hamilton’a bırakır ve şampiyon oluşunu gridin gerilerinden izler. Evet, tam da bu gerçekleşiyordu. Ferrari sezona kötü başlamıştı ama ilk yarışlarda Leclerc umut vadeden yarışlar çıkarıyordu. Mclaren aslında beklenmeyen şekilde çok hızlıydı ve son olarak Pembe Mercedes olarak isim takılan Racing Point’ler bir türlü beklenen hızı pistte bulamamışlardı.

Aslında Belçika GP sonuna kadar normal bir sezon başlangıcı diyebilirdik. Fakat İtalya Gp’den itibaren sanki Formula 1’e bir sihirli değnek dokunmuştu. Sürpriz Gasly galibiyeti ve son yılların 3 büyükleri olmadan oluşan bir podyum. Adeta rüya gibiydi.

Renault’un gelişiminin rakiplerinin önüne geçmesi ile birlikte sezonun başındaki Mclaren süprizlerini Ricciardo’dan görmeye başlamıştık. Düzenli bir şekilde podyum ve çevresinde dolanmaya, potansiyelini tekrar bizlere ispat etmeye başlamıştı.

İngiltere’de patlak lastikle bile yarış kazanan Mercedes’ler birkaç yarışlık bir reklam arasından sonra etkisini Toskana Gp ile tekrar hissettirmeye başlamışlardı. Ta ki Türkiye Gp’sine kadar.

Dilemma Dergi’deki ilk yazımda Türkiye’de bir yarış olması ile ilgili hislerimi sizlerle paylaşmıştım. Yıllar sonra tekrar Türkiye’de Formula 1 izlemek her ne kadar seyircisiz de olsa heyecan verdi. Ama sadece biz Türklere değil Avrupa’daki evinde viskisini yudumlarken bir pazar öğleden sonrası Formula 1 izleyen birine bile oldukça heyecan verecek bir yarış oldu Türkiye Gp’si. Yenilenen asfalt ve sonrasındaki yağan yağmur ile oldukça leziz bir yarış sunuyordu.

Formula 1’e geldiği günden beri “paralı pilot” olarak eleştirilen Stroll kendini ispat edecek bir yol bulup o zor şartlarda Pole pozisyonunu kapmıştı. Herkes bunun şaşkınlığı içindeyken, ben, bu yarışta başarılı olacak olanların gerçekten “çok iyi” pilotlar olduğunu ispat edeceklerini düşünüyordum. Yarışı imkansıza yakın bir lastik performansı ile Hamilton kazanırken, tek pit stratejisi ile muhteşem iş çıkaran Perez 2. oluyor, Ferrari ile son yarışlarına çıkan Vettel ise 3. Oluyordu.

Biz Formula 1 izleyicileri “bundan daha iyi bir yarış göremeyiz” diye düşünürken karşımıza Sakhir Gp çıktı. Lewis Hamilton’ın bir önceki hafta Bahreyn Gp’yi kazandıktan hemen sonra açıklanan Covid olduğu haberi ardından Mercedes koltuğuna Russell oturdu. 2019 Almanya yarışını akıllara getiren saçmalıklarla Russell’ın çok hak ettiği 1.lik 2. kere elinden alınmış oldu. Gelecek sene koltuğu olup olmadığı belirsiz olan Perez ise Formula 1 kariyerinin ilk yarış galibiyetini alıp onu takımlarına almayanlara adeta bir göz dağı veriyordu.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti olan Abu Dabi’nin yıllardır Formula 1’in son yarışı olması için milyonları gözden çıkardığı ama asla bir türlü heyecanlı bir yarışa ev sahipliği  yapmayan pistinde Formula 1’e veda ettik.

Bu sezon 13 farklı pilot podyuma çıktı. Gasly ve Perez ilk yarış galibiyetlerini aldı, Stroll ile ilk kez pole kazandı. Magnussen, Grosjean ve Kyvat (nihayet) Formula 1’ veda ettiler.

Grosjean’ın ölümden döndüğü, sürpriz kazananları ile her yarışta mutlaka heyecan yaratan 2020 sezonu umarım Formula 1 yönetiminin yarışları daha güzel hale getirmek için neler olması gerektiği konusunda ders almalarını sağlamıştır.

Yıllardır kötü günler geçiren Vettel yeni takımı Aston Martin’de, Renault ile etkileyici yarışlar çıkaran Ricciardo yeni takımı Mclaren ile, kariyer merdivenlerini tek tek çıkarak Ferrari koltuğuna oturan Sainz ile bakalım nasıl bir 2021 sezonu olacak.

*

1. Görsel: planetf1.com

3. Görsel: Racing Point Racing Team Media Service

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s