Aradığınız kişi şu anda ulaşılmak istemiyor, lütfen daha sonra tekrar rahatsız etmeyiniz.

Hatırladığım kadarı ile evimize cep telefonu gelmesi 90’lı yılların ortalarına denk geliyor. Babamın telefonuydu. Şimdinin benzetmesi ile olay sadece “tuğla”dan ibaretti tabi.

Günümüze gelelim.

İnternet bağlantısı sağlanmasından ve “akıllanması”ndan sonra telefonlar uzvumuz haline geldi kabul edelim. Bu yazıda tartışmak istediğim şey insanlara bu kadar kolay ulaşmamızın gerekliliği üzerine olacak.

Biraz geçmişe gidelim.

Tartışmanın konusu insanlık tarihi kadar eski. En azından bu konu ile ilgili bazı şeyleri anlamak için dilin yani sözlü iletişimin temellerine kadar gitmek gerektiğini düşünüyorum. Hep sorulur ya “Iıııı, efendim, insanı insan yapan nedir?” diye ve arkasından bir dolu cevap gelir: “İşte efendim insan düşünen bir varlıktır.”, “Efendim, insanı insan yapan şey ahlaki değerlere sahip olmasıdır.” vs vs. Bu liste epey uzayıp gider. Kime sorsanız farklı bir cevap almanız muhtemelen çünkü herkesin “varoluşsal” amacı kendince başka. Ben burada, insanı insan yapan özelliklerinden birinin konuşabilmesi olduğunu öne süreceğim. İster evrim sürecinin bir parçası, ister varoluşsal olarak bu özelliğin bahşedilmiş olduğunu söyleyin; sonuç olarak bir organımızı (ses telleri) kullanarak vücudumuzdan çıkan havayı kontrol edip farklı sesler çıkarabiliyoruz. Gerçi kendisi sadece ses teliyle açıklanamayacak bir mekanizma ama kabaca derdimi anlattığımı düşünüyorum. Bu yetinin bize kazandırdığı en temel özellik parmakla göstermek yerine sesli olarak ifade edebiliyor olmamız sanırım. En azından bu yazı için bu mekanizmayı bu kadar temelde tutalım. Evet. İletişim için kullanıyoruz bu becerimizi.

“İnsan sosyal bir varlıktır.”

İnsanı insan yapan özellik sayılmaz ama insan olmanın gerekliliklerinden biri topluluk içinde yaşamak sanırım. Kabul etmek gerek; doğada tek başımıza savaşamayacak kadar zayıf varlıklarız. Ki bunu sadece fiziksel anlamda söylemiyorum. “Sosyal” varlıklar olmamız ve “sosyalleşmemiz” gerektiğinden, bizi mental açıdan ayakta tutan unsurlardan biri.

Bu iki unsur bir araya geldiği zaman insanın dil denen şeyi icat edip, üstüne bir de muazzam şekilde çeşitlendirmiş olması kaçınılmaz olmuş sanırım.

Şimdi hepsini toparlayalım.

Sosyal ve tek başına zayıf varlıklarız. Yani, sürekli derdimizi, düşüncemizi başkasına anlatıp onlardan yardım dilenmemiz gerekiyor. Bunu ise telefon-internet ikilisi ile rahat rahat sağlayabiliyoruz. Hem de yerimizden kalkmadan.

Bu rahatlığın sonuçları neler peki? Hayatımızdan ne alıp götürüyor? Bizden ne alıp götürüyor?

Şimdi, öncelikle, şu gerçeği kenara koyalım: Çok kolay iletişim kurabiliyorum insanlarla. Çok kolay. Hemen elimizin altında bütün insanlık. İstediğimiz her an ulaşabiliyoruz. Bu da demektir ki insanlar da bize hemen, istediği her an ulaşabilir. Buradan ise bahsetmek istediğim ilk “götürü”ye gelmek istiyorum. Hayatımıza çok fazla uyaran girmiş oluyor. Tek bir noktaya konsantre olmamız imkansızlaşıyor. Hani diyoruz ya okuyamıyorum, ders çalışamıyorum, işime kendimi veremiyorum. Çünkü sosyal medyalar veya mesajlaşma uygulamaları tarafından tabir-i caizse dürtülüyoruz (ki MSN Messenger ve Facebook’un ilk zamanları dürtme çok popülerdi.). Bahsetmek istediğim ikinci götürü ise sosyal hayatımızın gizliliğinin kalmamış olması. Her şeyimizi paylaşıyoruz. Her an nerede olduğumuzu, ne yaptığımızı o veya bu şekilde bildiriyoruz. Aynı şeyi insanlar da yapıyor tabii, o durumda da insanların her an ne yaptığını bilmiş oluyoruz. Peki bunun götürü kısmı neresi? Artık özel hayatımız. Sabah kalkıp o günü hangi donla geçireceğimizi de bildiriyoruz insanlara.

Yazıyı toplarlamadan önce; henüz güncelliğini koruyan şu WhatsApp olayı… Pazardan domates aldığımızda pazarcı ile aramızda herhangi bir kullanım veya satış sözleşmesi olmayabilir ama konu milyar dolar büyüklüğünde firmalar olunca satırına virgülüne kadar özenle hazırlanmış kullanıcı sözleşmeleri karşımıza çıkıyor. Farkında değiliz ama kullandığımız büyük-küçük her programda bu var. Biz ise bunları hiçe sayıp indir-kullan yapıyoruz.

“Ortada bir ürün var ise ve bedavaysa asıl ürün sizsinizdir” gibi bir laf var ya hah işte tam olarak durum bu. Günümüzde cebimizdeki değil, gündelik yaşantımızda hareketlerimiz, davranışlarımız ve alışkanlıklarımız para ediyor. Sonuçta bu “kullanıcı profilleri”nin ucu yine bize para harcatma ile sonuçlanıyor ama dediğim gibi amaç bize bir ürün satmak değil, bir hayat satmak.

Lafı çok uzattığımın farkındayım, bazı konuları konuşmak için merkezde duran bu konuyu çevreleyen unsurlara da bir noktaya kadar değinmek ve bu unsurlar merkezdeki ana konuya ne şekilde bağlı ve onu ne şekilde etkiliyor, ona bakmak gerekiyor.

Sonuç olarak; ya mağaramıza döneceğiz ya da teknolojinin her nimetinden yararlanıp “CIA peşimizde” gibi laflarla ağlamayacağız.

Gerçeklerle yüzleşin.

BK

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s