Kalbimin Kapısını Araladım: Kitap Önerileri

Benim için “kitap öneri listeleri” her zaman ilgi çekici olmuştur. Ne okuyacağıma karar veremediğim zamanlarda daha çok yönelsem de, genel olarak kitap listeleri inceleyip sonu gelmeyen okuma listeleri yapmaya bayılırım. Tabii bu listedeki kitapların 5-10 tanesini aynı anda alıp, hepsini bitiremeden yeni kitaplar almak gibi kötü huyları da insan kolay terk edemiyor. 

Listemizde yer alan Bizim Büyük Çaresizliğimiz’de altını çizdiğim bir cümle var; “Benden okumak için kitap önermemi isteyenlerin kalbimi de istediklerini sanıyordum, hâlâ öyle!” Önceleri bu cümleye katılıyordum fakat bu sefer kendi listemi yapıp benim gibi kitapseverlerle buluşabilmek istedim. Öncelikle söylemeliyim ki, listem tamamen okurken sevdiğim kitapların rastgele bir sıralamasından oluşuyor. Ve size, kitapların arka kapağında yer alan konuları kopyala yapıştır yapmak yerine, bende uyandırdıkları hisleri anlatmaya çalışacağım. Bir nevi size kalbimin kapısını araladığımı da itiraf edebilirim. Hala bazı özel kitaplarımı yazmaya elim varmasa da, önemli saydığım bir liste hazırladım. Umarım severek incelersiniz.

1. Ayfer Tunç – Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi

Ayfer Tunç’un ilk okuduğum ve kendisine hayran kalıp 3 kitabını daha okumama neden olan muazzam kitabı. Türü nedir, derseniz, kitabımız uzun ve bol karakterli bir roman. Ama sayfa sayısı ve karakterlerin sayısının çokluğu gözünüzü korkutmasın, öyle ustalıkla işlenmiş ki severek okuyacaksınız. Sizin yerinize peşin hüküm içeren cümleler kurmaktan aslında hoşlanmıyorum, eminim bu kitabı sevmeyen bir sürü insan da vardır. Fakat ben yine de seveceğinize olan inancımı söylemeden geçemiyorum. Konusunu bir süre sonra unutabiliyorsunuz, ben okuyalı hayli zaman oldu, konuyu pek de hatırlamıyorum. Ama damağımda bıraktığı o keyifli tadı asla unutmuyorum. Akıcılığı, yazarın samimi ve harika üslubu, kurgusu sizi hemen saracak. Ben de ikinci kez okuyacağıma eminim. 

2. Neval El Seddavi – Sıfır Noktasındaki Kadın

Bu seferki kitabımız, önceki kitabın aksine vurucu konusu ile karşımıza çıkıyor. İdama mahkum edilen, hayatını fahişelik yaparak kazanmış Mısırlı Firdevs’in gerçek hayat hikayesini konu alıyor. Kitap, konusu itibariyle gerçekleri insanın yüzüne tokat gibi çarpıyor. Hem çok akıcı, hem de çok etkileyiciydi. Kitabı bir arkadaşım kendi kütüphanesinden hediye etmişti bana. Aradan yıllar geçmesine rağmen hala aklımda yer eden bir kitap. 

3. Jane Austen – Akıl ve Tutku

Çok klasik bir kitapla geldiğimin farkındayım. Ama esasen yazarımızın daha çok bilinen kitabı Gurur ve Önyargı ya da daha bilinen adıyla Aşk ve Gurur. Gurur ve Önyargı, yaz dizilerindeki karakterlerin bile diline dolanan, bir de gidip gidip ilk baskısını bulup, sevdikleri ama kavuşamadıkları partnerlerine hediye ettiği; kötü kadın karakterin kendi hediyesi gibi servis ettiği ve asıl karakterin buna ses etmediği, baş oğlanın bunu sonradan öğrenip, kızımıza daha çok aşık olduğu, izleyicinin de “aa ne romantik” dediği bir kitap haline geldi popülerizm girdabında. Kitap çok güzel, konusu ve akıcılığıyla hitap ettiği kesim de genişliyor tabii. Şimdi “Popüler Mi?” yazımın içeriğine bir dönüş yapıyor gibi olsam da, bu girdaptan çıkıp biraz tavsiye ettiğim kitap hakkında konuşalım istiyorum. Aslında bu da diğer kitap gibi bildiğimiz bir Jane Austen tarzı aşk romanı, pembe dizi tadında, karakterler değişiyor ama anlatım ve olay örgüleri benzer ilerliyor. Jane Austen zıtlıkları barındıran karakter örgülerini çok seviyor. Güzel de uyumlar yakaladığı kanısındayım. Hani bazen kitaba çok da odaklanmamızın gerekmediği fakat akıcı diliyle de bitiveren kitaplar okumayı isteriz ya, tam da bu ihtiyaç anında alıp okuyun. 

4. Dostoyevski – Yeraltından Notlar

Tokat gibi bir kitap. Bakış açısı, derinliği, zengin dili ile tek kelime ile müthiş. Ama anlatmakta en zorlandığım kitap bu oldu listede, doğru ifadeleri bulmakta çok zorlanıyorum. Üzerine biraz düşünmek istiyorum, altını çize çize okumak istiyorum, diyorsanız hemen bu kitaba başlayın. Kitaptan çok bilinen bir cümleyi de bırakayım buraya, üzerine biraz düşünelim;

“Her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalıktır.”

5. Tolstoy – Anna Karenina

125 farklı yazarın belirlediği bir listede zamanımıza kadar yazılmış en iyi roman olarak görülmüştür.* Bu cümlenin üzerine ben şimdi müthiş bir roman yazsam biraz boş kalacak değil mi? Ama hakikaten kelimelerle anlatılamayacak kadar güzel bir roman. Güzel olan esas şey de şüphesiz ki Tolstoy! Kalemi öyle güçlü ki, onun hakkında bir şeyler yazmak haddim mi bilmiyorum. Kitaba gelecek olursak, 1000 sayfadan fazla ve karakter sayısı yüksek bir roman. Kitaba ismini veren baş karakter Anna çok güçlü bir karakter ancak diğer karakterler de yeterince güçlü işlenmiş. Aslında her şeyin bu kadar dört dörtlük olması insanı şaşırtıyor. Ben şahsen okurken adliye, otobüs, ev, ofis dinlemeden 1000 sayfalık bir külliyatı yanımda taşımaya hiç üşenmemiştim, öylesine sevmiştim kitabı. Fakat bana kitap öner, diyen herkese gözü kapalı öneremem. Bazen her kitap her kişi tarafından sevilmiyor, böyle bir kitabı da önermek mümkün olmuyor. Tolstoy gibi, yukarıda bahsettiğim Dostoyevski gibi isimleri okumak pek kolay olmayabiliyor, anlaşılırlığı, dili yorucu gelebiliyor. Bu uyarıdan sonra ben fikrimi açık ve net olarak söyleyip bitiriyorum; okuduğum en derin, en kusursuz romanların başında.

6. Stefan Zweig – Amok Koşucusu

Zweig artık malumunuz, güçlü öykücülüğüyle birçok listede kendine yer bulan bir yazar. Ben de hemen hemen tüm kitaplarını okudum. Kalemini seviyorum, öykülerin uzun olmayışını da. Sıkılmama fırsat vermeden bitiyor gibi geliyor. Ama Amok Koşucusu öyle değil. Bu öyküde sıkılmak fikri bile oluşmadı. Benim için en özel öyküsü Zweig’in. Kitap sarsıcı. Psikolojik bir yönü var ama bu konudaki doğru adlandırmaları bilmiyorum. Fakat beni kitaptan sonra kendi hayatımda amok koşucusu olduğum konular farkındalığı sarsmıştı. Kendimi kaybedercesine ilerlediğim yolları durup düşünmeme neden olmuştu. Kitap başlı başına şahane ama beni sarsması kitabı daha özel bir yere koymama sebep oldu.

7. Barış Bıçakçı – Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Bu kitabı çok fazla arkadaşıma önerdim. Sevince abarttığım için etrafımdaki herkes de okusun, üzerine “ya ne güzel kitaptı” diyebilelim istedim sanırım. Akıcı olduğunu zaten söylememe gerek yok, listemizin tamamı öyle. Dostluk, aşk ve Ankara. Sıradan bir konunun, işlenebilecek en çarpıcı hali. Kitapta altını çizebileceğiniz bir sürü aforizma mevcut, hayata dair çok samimi bir kitap. Ben okurken hiç sıkılmadım. Tabii hikayenin Ankara’da geçiyor olması, sokaklarına aşinalığım beni kitaba bir tık daha yükseltti. Kitabı okuduktan sonra filmini de izledim. Evet filmi de var. Fena bir film değil, oyuncularını da sevdim ama kitabın filmden kat kat akıcı olduğunu söylesem yalan olmaz.

Kitabın ilk cümlesini paylaşmak istiyorum, hem vurucu bir başlangıç, hem de bahsettiğim aforizmaların bir örneği;
“Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir?”

8. Nurullah Ataç – Gene Yalnızlık

Deneme, okumayı sevdiğim bir tür olsa da, Nurullah Ataç’ın ismini hep duymama rağmen okumamıştım. Lisede edebiyat derslerinde adı sık geçince, dilinin ağır olabileceği ön yargısına kapılmış da olabilirim, bilmiyorum. Ama Yapı Kredi Yayınları’nın derleme kitapları bana bir ışık oldu. Hiç okumadığım yazarlarla tanışma imkanı verdi. Nurullah Ataç’ı da bu yolla tanıdım ve sevdiğimi söyleyebilirim. Kitabı okurken denemelerinde eleştirel ve sorgulayan bir dille karşılaştım. Bu yaklaşımı benim de bazı şeyleri sorgulamama, yazmak ile ilgili biraz düşünmeme sebep oldu. Herkesin sevmeyeceğine emin olduğum kitaplardan. Bu sefer bir ihtimalden bahsetmiyorum. Dilini ya da içeriğini sevmemeniz muhtemel. Ama bir şans verilmesini tavsiye ederim, farklı bir bakış açısı var. Kitapla ilgili, bir sitede; “Kitabı okurken çok zeki ve sevecen bir dedeyle konuşuyor gibi hissettim.” gibi bir yorum okumuştum. Buna benzer bir hisse ben de kapıldım. Okursanız görüşlerinizi merakla bekliyorum.

9. N.H.Kleinbaum – Ölü Ozanlar Derneği

Oldukça bilinen, oldukça eski ama güncelliğini hiç yitirmemiş bir kitapla karşınızdayım. Kitabın filmi sanıyorum daha bilindik. Ben önce hangisini izledim/okudum hatırlamıyorum. Her birini birkaç kez yapmış olabilirim. Zira kitap da, film de gayet başarılıydı. Kitaptan uyarlanınca filmlerde bir açık buluruz genelde, hani kitaptan kesilen bir cd görseli vardır. Çoğu zaman bu durum olur da ama bu sefer ben çok büyük eksikler görmedim. Oyunculukların çok iyi olması da bir etken olabilir ama ben her iki türü de keyifle izledim/okudum. Konusu itibariyle biraz daha genç yaşlara hitap ettiği düşünülebilir ama ben bazı farkındalıkların yaşının olmadığını düşünüyorum. Hatta şöyle bir ikilemde kalıyorum; bu kitap henüz ortaokul/lise çağında birine önerilmeli ve hayatı ile ilgili kararları almasında bir fikir mi vermeli; yoksa alınan birtakım kararların ve köklü değişikliklerin getirdiği sonuçları kaldırabilecek yetişkinliğe ve olgunluğa kişiler erişmeden önerilmemeli mi? Her değişikliğin beraberinde getirdiği birtakım bedeller olduğu muhakkaktır. Kitapta da bu değişiklikler çarpıcı bir şekilde anlatılmış. Üzerine düşünebiliriz, tavsiye ediyorum.

10. Aylin Balboa – Belki Bir Gün Uçarız

Son kitabımız, dergimiz yazarlarından sevgili Beyza’nın kütüphanesinden. Sanıyorum 2017 yılıydı, kitabı seveceğimi düşünmüştü ve haksız çıkmadı. Kitabı çok sevdim. Yazarın çabasız samimyeti ve açık sözlü anlatımı sayesinde bir çırpıda okuyuvermiştim. Aslında kitap tavsiyesi oldukça riskli ve zor bir iş. Yukarıda da böyle şeyler söyledim sanırım ama bu sefer farklı bir yere varacağım. Evet çoğu kitap için bu durum böyle ama sayıları çok az olsa da bazı kitapları tavsiye ederken yüreğimde o tedirginlik olmuyor. Bu kitap tam da onlardan. Çoğunuzun seveceğinden şüphem yok. Elbette eleştirilecek yönleri vardır ama kitabı okumaya başlayın, bir de bakacaksınız ki bitmiş. İddialıyım, inanın öyle olacak.

Ne anlatıyor, derseniz, net bir bilgi veremem. Okuyalı üzerinden zaman geçti, evet, ama sebep o değil, kitap o kadar hızlı aktı ki inanın tam da ne anlattı hatırlamıyorum. İçinde ince mizahlar barındıran, mini mini yazılar var. Aylin Hanım’ın bitkisel hayattaki abisi için verdiği bir mücadelesi var, twitter hesabında bu konu hakkında paylaşımlar da yapıyor, bu sebeple kitabı da “abilerin en güzeline, belki bir gün uyanır diye” şeklinde ithaf etmiştir.

Kitaptan bir cümle ile bitireyim, arka kapağı da iddialı bu arada, almak isterseniz bir göz atın;

“Onunla aramızda şöyle bir fark var: o, iyi biri. Ben, kötü biri değilim.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s