Jazz Altında Korona

Bir jazz müziğinin notaları ardınca dökülüyor bu satırlar. Notalar kulağımda bir köşeden öbür köşeye koşturuyor. Dans ediyorlar sanki, limitleri kafamla sınırlı bir dans. Bu dansa eşlik etmek istiyorum. Ve bir hayal tutuyorum -dilek değil-.  

Gözlerini kapatıyorsun. Müzik kulaklarında yankılanmaya ve dans etmeye devam ediyor. Gözlerin açık ama bilincin kapalı. Neredesin?   

Üsküdar sahile doğru gidiyorum. Selami Ali’den aşağı vurdurmuşum. Orkideci yahut salepçi yok artık yerinde. İflas etmiş. Çok üzdü. Yoldan aşağıya doğru iniyorum. Her yer araba kaynıyor. Park yapmaya çalışan düzinelerce İstanbullu. Şimdi saydım. Düzine değil desteymiş. Şehrin gürültüsü yerine jazz çalıyor arka planda. İstanbul’un hiç bu kadar sürurlu olduğunu görmemiştim. Bu düşünceler arasındayken karşıma o meşhur Üsküdar fırıncısı çıkıyor. Sıra yok. Ne bekliyorsam. Sanki Ramazan. Altı üstü korona sonrası bir yürüyüş. Sonrası mı dedim? Korona altında bir yürüyüş daha doğru olmalı.  

Yolculuğuma devam ederken karşıma hiç mi hiç beklemediğim bir dost çıkıyor. Eski bir kitabevi. Girip girmemek arasında tereddütte kalıyorum. İstanbul günlerinden arda kalmış bir tanık. Tereddüt etme, diyorlar. Jazza veriyorum kendimi. Neler oluyor, sorusu yankılanıyor birden kafamda. İstanbul günleri teker teker düşüyor notaların kıvrak akışından. Jazz tıngırdamaya devam ediyor.

Dıdı dı dıdı dııııııdııııı…

Jazz kelimesi müziğinin ruhunu ne kadar da harika taşıyor. Jazz kelimesiyle yankılansa sokaklar. Bütün bir yerleşkedekiler yadırgamaz bu münhasır kelimeyi.

Hala eski dostlayım. Kapı kilitli. Kocaman bir yazı: Korona vakitlerinde korlaşmış zehirler akıtan bu dünyaya kısa bir mola veyahut Kapalıyız. Unut gitsin. Sen kim, eski dostlara kavuşmak kim? Jazz sesini takip etmek istiyorum. Sesin geldiği yönü bulamıyorum.

Bir anda her şey silikleşiyor. Üsküdar, kediler, caddeler. Arkada halen müzik akıyor. Jazz… Korona sonrası ümitlere adıyorum, diyor sanatkâr.

Her şey gitti. Sadece ben, jazz ve o bank. «Tarih burada yazılmıştı.» ibaresini görüyorum bankta. Ve şöyle söyleniyorum: «Tarih her an, her yerde yazılır. Hem koronalı, hem koronasız; hem banklı, hem banksız.»

Banksız ve koronasız bir hava sahası istiyorum artık. Tıpkı birkaç on sene önceki ülkem gibi. Ülke ‘dumansız’ diye diye inledi. Ben de inlesem olacak gibi geliyor. Olur mu, olmaz mı? God knows. Tanrı da jazz bilir mi acep? He jazz bilir misin Tanrım? Sever misin bu nadide müziği?

Ve jazz yeniden. Jazz dedikçe siliklikler artıyor.

Ne korona, ne bank, ne ben.

Sadece jazz, jazz ve jazz.

Bechet hatırlanıyor o silik beyazlık içerisinde. Bana doğruluyor ve sanki zihnimi okumuş gibi şu cümleleri iletiyor silikleşmiş Ben’e:

  • Ruh, enerji, zindelik ve kıvılcımdır jazz.

Zihnim bu jazzı kaldıramıyor.

Jazzın enerjisi düşüyor.

Üsküdar yalılarında yansıyamıyor bile.

Jazz yerini Paul Éluard’a bırakıyor:

‘J’ai eu longtemps un visage inutile
Mais maintenant
J’ai un visage pour être aimé
J’ai un visage pour être heureux’

Point*.

*Çevirisi:
‘Uzun süre işe yaramaz bir yüzüm vardı.
Ama şimdi
Sevilmek için bir yüzüm var
Mutlu olmak için bir yüzüm var.’

Nokta.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s