Sürdürülebilir Kalkınma ve İnsan Kaynakları

Sürdürülebilir gelişim, sürdürülebilir kalkınma, sosyal girişimcilik , sosyal etki… Bunlar son 15-16 yılda daha çok konuştuğumuz kavramlar kuşkusuz. Sürdürülebilir kalkınma gelecek kuşakları da içine alan bir alan. UNDP’nin sürdürülebilir kalkınma hedefleri Yoksulluğa Son’dan Eşitsizliklerin Azalmasına, Amaçlar için Ortaklıklar’a uzanan hedeflerdir. Bu yazıda ben özellikle bu Amaçlar İçin Ortaklıklar’a bakmak istiyorum.

Sosyal girişimcilik kârdan ziyade toplumsal faydaya odaklanırken, belli bir sosyal etkisi beklenen girişimlerdir. Bunun yanısıra özel sektörde “kafa avcıları” diye bilinen İnsan Kaynakları (İK) sektörüne bakmak istiyorum biraz.

İşe alım danışmanlığı alanında kısa bir süre çalışmış birisi olarak bizim mottomuz “Mutlu insanlar – mutlu çalışanlar”dı. Mutlu çalışanlarsa mutlu bir toplum demek. İK sektöründe “Yetkinlik Bazlı Mülakatlar”da kullanılan STAR (situation, task, action, results) tekniği (durum, görev, davranış ve sonuçlar) diye bilinen teknik ise şiddetsiz iletişime açıktır .

Gerçekten de bir insanı yeteneklerine göre çeşitli testlerden geçirerek, seveceği ve kendini geliştirebileceği bir işe yerleştirmenin hazzını anlatamam. Ayrıca fütürizmden biliyoruz ki, bugün sadece artık IQ ya da EQ değil, LQ (öğrenme yeteneği) önemli. Mutlu bir toplum, mutlu ve verimli çalışanlardan oluşur. Ayrıca bugün iş hayatında daha çok yeri olan Z kuşağı sosyal etkiye açık olan işleri tercih ediyorlar. Sosyal girişimcilerle kesiştikleri yer burası sanırım. Kuşkusuz İK kendisini sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda geliştirmek zorunda. Adaylara toplumsal cinsiyet eşitsizliği olmadan, ırkçılık ve ayrımcılık yapmadan yaklaşmak durumunda. Fakat bugün bunu hiçe sayan İK danışmanlık firmaları da var. Bu yüzden de İK kötü bir alan olarak görülüyor. Oysa İK, çalışandan yana olan, çalışanların haklarını gözeten bir alan. Ve yeteneğine göre aday ve iş eşleştirmesi yapmalı. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla anlaşmaları olan şirketlerde İK, çalışanları bu alanlara da yönlendirmekte toplumsal bir fayda sağlar.

Ayrıca, “İzlanda, İskoçya ve Yeni Zelanda gibi ülkeler ekonomik modellerini değiştirdiler ve vatandaşın beden ve ruh sağlığını önceleyen “mutluluk ekonomisi” modeline geçtiler. Mutluluk ekonomisi modeli, BM Sürdürülebilir Kalkınma hedefleri çerçevesinde, bugün ve gelecek nesillerin mutluluğunu amaçlıyor; büyüme odaklı politikaların yerini, aile dostu, çevre odaklı politikaların alması gerektiğini söylüyor ve bu ekonomik model, gayri safi yurtiçi hasıladan çok sosyal göstergeleri dikkate alıyor.”

İşte Birleşmiş Milletlerin “Amaçlar İçin Ortaklıklar” hedefinden anladığım sivil toplum – özel sektör ortaklığı burada önem kazanıyor kanımca.

Bence sürdürülebilir kalkınma hedefleri tüm İK firmalarınca benimsenmeli; eğer varsa eşitsizlikler ortadan kaldırılmalıdır. Ayrıca, “özel sektör kaynaklarının insani gelişmeyi destekler şekilde kullanılması” gerekmektedir.

Faydalanılan Kaynaklar:

Konuk Yazar: Burçak KUBİLAY

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s